Fransa toprakları son günlerde yine büyük eylemlere tanıklık ediyor. Sokaklar hükümetin uygulamaya sokmak istediği yeni çalışma yasası için gerçekleştirilen protestolara ev sahipliği yapıyor. Avrupa’nın bütünü açısından incelendiğinde, geçmişten bugüne, Fransa’nın bu tür pratiklere daha fazla alışkın olduğu görülecektir. Bu nedenledir ki, marksist düşüncenin ana kaynaklarında İngiltere’nin payına ekonomi, Almanya’nın payına felsefe düşerken, Fransa siyasetiyle, siyasi canlılığıyla tablodaki yerini almıştır.
Fransa’yı siyasal dönüşümlerin bir laboratuvarı haline getiren en önemli olay hiç kuşkusuz 1789 Devrimi’dir. 14 Temmuz 1789 günü mevcut siyasal yapıyı değiştirmek için ayaklanan Fransızlar monarşinin simgesi durumunda olan Bastille hapishanesini ele geçirdiler ve monarşik düzene son verdiler. Fransız Devrimi’yle tepe noktasına ulaşan olayların görünür nedeni XVI.Louis’nin vergileri arttırmak istemesiydi. Ama aslında hem bu neden hem de yaşanan diğer sosyal ve ekonomik olaylar daha derinlerde biriken bir değişim ihtiyacının sonucuydu. Feodal düzenin kuralları, ekonomik altyapısı, siyasal düzeni, siyasi erkin önemli bir parçası olarak kilise kurumu gelişen ve sürekli güçlenen toplumsal dinamikleri kontrol edemiyor, özellikle ticaretle zenginleşen ve önemli bir güce sahip olmaya başlayan genç burjuvazi mevcut düzenin engellerini yıkmaya çalışıyordu. Bu tabloya savaşların, kıtlığın, göçün ve işsizliğin yarattığı tahribat ve aydınlanmacı düşüncenin sarsıcı toplumsal etkisi de eklenince feodal düzenin sonunu getiren devrim başlamış oldu. 14 Temmuz’da ayaklanma başladı, 1791’de Kurucu Meclis toplandı ve “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” yayımlandı, 1792’de cumhuriyet ilan edildi.
Devrimin önderliğini burjuva sınıf üstlenmişti, fakat devrimin asıl niceliğini ve yıkıcı gücünü emekçiler ve toplumun en alt kesimleri oluşturuyordu. Devrim aristokratlara ve onların düzenine karşı çok büyük bir öfkeyi ve şiddeti temsil etti. Giyotinle özdeşleşen bu süreç aynı zamanda burjuvazinin farklı kesimleri arasındaki anlaşmazlıkları da derinleştirdi ve iktidar kavgası farklı burjuva kesimler arasında devam etti. Fransız Devrimi’nin eşitlik, özgürlük ve kardeşlik sloganlarını/ideallerini en püriten haliyle savunan ve bu ideallerin yaşamda gerçek karşılıklarını bulması için çaba gösteren Jakobenler, devrimden korkan diğer burjuva kesimler tarafından devrildiler. Jakobenlerin devrilmesi yeni bir gerici dönemin de başlangıcı oldu, fakat devrim Fransa topraklarında bir defa vücut bulmuştu ve bundan sonraki yıllar devrimin gerçek sahipleriyle, işçi sınıfıyla, buluştuğu birçok kalkışmaya tanıklık etti.
Fransız Devrimi’nden bugüne iki asırdan fazla bir zaman geçti ve bugün hem Fransa hem de dünyanın tamamı sermayenin gerici saldırılarıyla mücadele ediyor. 1789’un yarattığı idealler ve egemenliği bir sınıfın elinden alma çabası bugün için de oldukça değerli ve anlamlı. Burjuvazinin ihanet ve terk ettiği devrimse daima insanlık tarihinin en güzel yapraklarından birisi olacak.
Bu haber en son değiştirildi 15 Temmuz 2016 11:42 11:42
Paris’te bir araya gelen İran Tudeh Partisi ile Fransız Komünist Partisi, ABD’nin İran’a yönelik tehdit…
Laiklik Meclisi, Medeni Kanun’un kabulünün 100. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada kanunun kadın hakları ve yurttaşlık…
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ve 32 kişinin sanık olarak bulunduğu ‘ihaleye fesat’ ve…
Valililer Buluşması Programı'na katılan İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, burada yaptığı açıklamada TBMM'deki yumruklu yemin töreniyle…
Tutuklu gazeteci Enver Aysever hakkında "Sağcılık suçtur. Sağcı olduğunuz zaman ahlaksız olursunuz ya da ahlakınız…
Avukatlar Sendikası tarafından Gürlek'in sözlerine dair yapılan açıklamada "avukatların tutuklularla cezaevinde görüşmelerine kısıtlama getirilmesi gerektiğine…