Erdoğan ABD'ye giderken Gülen'den Washington Post'a yazı
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump'la görüşmek için Washington'a gittiği gün, Fethullah Gülen Washington Post'a yazdı.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’la görüşmek için Washington’a gittiği gün, Fethullah Gülen Washington Post’a yazdı.
15 Temmuz darbe girişimini örgütleyen FETÖ’nün lideri Fethullah Gülen yazısında “Türkiye’nin bütün gücü elinde toplayan ve muhaliflere boyun eğdirmek için elinden gelen her şeyi yapan bir cumhurbaşkanının elinde tanınmaz hale geldiğini” belirtirken, NATO’yu Türkiye’den “demokratik normlara sadık kalmasını talep etmeye” yani gerekirse NATO’yu Türkiye’ye müdahale etmeye çağırdı.
Yazıda aynı zamanda Fethullah Gülen’in kendisini ve örgütünü Türkiye’deki genel muhalefetin ya da AKP karşıtı kesimlerin parçasıymış gibi göstermeye çalışmasına dair vurgular yer alıyor. 15 Temmuz sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte sadece AKP’ye karşı olduğu için, darbecilikle ve FETÖ ile uzaktan yakından ilgisi olmayan binlerce kişi de suçlu ilan edildi. Bu tablodan istifade etmeye çalışan Gülen’in Fethullahçıları Aleviler, Kürtler, laik kesimler ve solcular ile eşitlemeye çalıştığı, buradan da darbe girişimini aklamaya çalıştığı görülüyor.
Oysa ki Türkiye toplumu bazı gerçekleri iyi biliyor. Ülkemizdeki iki gerici ve Amerikancı güç kol kola vererek Türkiye’yi karanlık bir noktaya taşıdılar. Hatta bugün ülkemizde kurulan başkanlık rejimine gelinmesine FETÖ’nün de payı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. O güne kadar FETÖ, aynı AKP gibi siyasal İslamcı birer özne olarak Alevilere, laik kesimlere ve solculara düşmandı. Aynı şekilde FETÖ kendisini hep Kürt siyasi hareketine karşıtlık üzerinden tarif ederken, bu örgütlenme Kürt sorununun ‘çözümünü’ Amerikan şemsiyesi altında yapmanın aracı olarak tasarlanmıştı. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının en önemli tasarlayıcısı ve örgütleyicisi olan bir yapılanmanın bugün çıkıp laik kesimler ile aynı acıları paylaşıyoruz demesinin önemli bir manipülasyon olduğu da ayrı bir gerçek olarak ortadadır.
Gelinen noktada ortaya çıkan tablo üzerinden FETÖ’nün genel bir AKP muhalifi gibi gösterilmeye çalışılması ise tam bir hamaset örneği olarak karşımızda duruyor ve mücadele edilmesi gereken yalanlardan bir olarak öne çıkıyor.
Gülen’in “Artık Tanıyamadığım Ülke Türkiye” başlıklı yazısında dikkat çeken bölümler şöyle:
“Yaklaşık yirmi yıldır sakini olduğum ABD’nin başkanı ile memleketim Türkiye’nin cumhurbaşkanı bugün Beyaz Saray’da görüşecekler. ABD ile Türkiye’nin IŞİD ile mücadele, Suriye’nin geleceği ve mülteci krizi de dahil olmak üzere çok sayıda ortak meselesi var.
***
Batı Türkiye’nin demokrasi rotasına geri dönmesine yardım etmeli. Bugünkü görüşme ve önümüzdeki hafta yapılacak olan NATO Zirvesi bu maksada matuf bir fırsat olarak değerlendirilmeli.
Erdoğan, geçtiğimiz yıl 15 Temmuz’da gerçekleştirilen menfur askeri darbe girişimini müteakip masum insanlara karşı sistematik bir zulüm kampanyası başlattı. Kürtler, Aleviler, laikler, solcular, gazeteciler, akademisyenler ya da irtibatlı olduğum barışçı bir insani hareket olan Hizmet camiası katılımcıları dahil 300 bin’den fazla Türkiye vatandaşının hayatı gözaltılar, tutuklamalar, işten çıkarmalar ve başka yollarla mahvedildi.
Darbe teşebbüsü ortaya çıktığında onu şiddetle kınadım ve bana isnat edilmesini net bir dille reddettim. Ayrıca, darbeye katılanların ideallerime ihanet etmiş olduklarını ifade ettim. Yine de delil olmaksızın, Erdoğan beni 5 bin mil uzaktan darbeyi planlamakla suçladı.
Ertesi gün hükümet, bir bankada hesap açmaları, bir okulda öğretmenlik yapmaları veya bir gazeteye haber yapmaları gibi sebeplerle Hizmet’le irtibatlandırdıkları binlerce kişinin listelerini hazırladı. Bu tür bir irtibat sanki suçmuş gibi muamele yaptılar ve bu insanların hayatlarını karartmaya başladılar. Listelerinde, aylarca evvel vefat etmiş isimler ve o sırada NATO’nun Avrupa’daki karargahında görev yapan isimler vardı. Uluslararası gözlemciler tarafından birçok kaçırma, gözaltında işkence ve ölüm vakaları rapor edildi. Erdoğan hükümeti, başka ülkelerde de masum insanları takibe aldı. Mesela, Malezya’ya aralarında 15 senedir orada görev yapan bir okul müdürü dahil olmak üzere üç Hizmet sempatizanını sınır dışı etmesi için baskı yaptılar ki bu kişilerin Türkiye’ye iade edildiğinde hapis ve muhtemelen işkenceyle karşılaşacaklarını söylemek kehanet olmayacaktır.
***
Erdoğan’ın kendi halkına zulmetmesi artık sadece bir içişleri meselesi olmaktan çıkmıştır. Sivil toplum, gazeteci, akademisyen ve Kürt vatandaşlara karşı sürmekte olan zulüm ülkenin uzun vadede istikrarını tehdit eder hale gelmiştir. Toplumda hali hazırda AKP rejimi etrafında derin bir kutuplaşma meydana gelmiştir. Türkiye’nin şiddeti meşru gören radikallere kucak acarken Kürt vatandaşlarını ümitsizliğe sevk eden diktatöryel bir rejim haline gelmesi Orta Doğu güvenliği için bir kabus olacaktır.
Türkiye halkının demokrasilerini tekrar ayağa kaldırmak için Avrupalı müttefikleri ve ABD’nin desteklerine ihtiyaçları var. Türkiye 1950’de NATO’ya girebilmek için gerçek manada çok partili seçimleri başlattı. NATO, üyeliğinin gereği olarak Türkiye’nin ittifakın demokratik normlarına sadik kalmasını talep edebilir ve etmelidir.
***
İhtimal, Türkiye’nin dünyada parmakla gösterilen bir demokrasi haline geldiğini görmeye ömrüm vefa etmeyecek ama niyazım odur ki şu an içinde bulunduğu otoriterlik girdabından çok geç olmadan kurtulsun.”