Reklam
Kategoriler: Hafıza-i Beşer

Hafıza-i Beşer | 13 Aralık 1980: 17 yaşındaki Erdal Eren idam edildi

Reklam

Erdal Eren, bir askeri öldürdüğü iftirasıyla henüz 17 yaşındayken ama yaşı büyütülerek idam edilmişti.
ODTÜ öğrencisi Sinan Suner, 30 Ocak 1980 akşamı Ankara’da duvara yazı yazarken, dönemin MHP’li Bakanı Cengiz Gökçek’in koruması Süleyman Ezendemir tarafından vurulmuş, daha sonra arabasına alınarak sokaklarda dolaştırılıp işkence edilmişti. Ezendemir, Suner’in kan kaybından öldüğünü anlayınca da bir hastanenin kapısına bırakıp kaçmıştı.

Olayın duyulmasının ardından ODTÜ’lü arkadaşları 2 Şubat 1980’de Sinan Suner’in öldürüldüğü Ayrancı Hoşdere Caddesi’nde eylem düzenlemişti. Yapılan eyleme askerler saldırmış, çıkan çatışmada asker Zekeriya Önge yaşamını yitirmişti. Erdal Eren bu eylemde Önge’yi vurduğu iddia edilerek gözaltına alınmış, daha sonra Mamak Askeri Cezaevi’ne konulmuştu. Önge’yi öldüren kişi olmadığı birçok bilimsel bulguyla açıklansa dahi “Ne zamandır kimseyi asmıyoruz, asalım bu çocuğu ibret olsun” denilerek Erdal idam sehpasına gönderildi ve 13 Aralık 1980’de idam edildi.

Bu tarih, 12 Eylül faşist darbesinin 17 yaşında idam ettiği genç bir devrimcinin aramızdan ayrılışının tarihi. Saygıyla anıyoruz…

Erdal Eren’in idam edilmeden önce yazdığı mektup:

“Sevgili annem, babam ve kardeşlerim,
Sizlere bugüne kadar pek sağlıklı mektup yazamadım. Ayrıca konuşma olanağımız ve görüşmemiz de olmadı. Zaten dışarıdayken de birbirimizi anlayacak şekilde konuşamadık. (Bu konuda sizlere karşı büyük oranda hatalı davrandım. Ancak bunu size karşı saygı duymadığım, bu nedenle böyle davrandığım şeklinde yorumlamamanızı dilerim) bu nedenle sizlere anlatacağım, konuşacağım çok şey var. Ancak olanak yok. Düşüncelerimi bu mektupla anlatmaya çalışacağım. Şu anda ne durumda olacağınızı tahmin ediyorum. Ama çok açıklıkla söylüyorum ki benim moralim çok iyi ve ölümden de korkum yok. Çok büyük bir ihtimalle bu işin ölümle sonuçlanacağını çok iyi biliyorum. Buna rağmen korkuya, yılgınlığa, karamsarlığa kapılmıyorum ve devrimci olduğum, mücadeleye katıldığım için onur duyuyorum. Böyle düşünmem, böyle davranmam, halka ve devrime olan inancımdan gelmektedir. Ölümden korkmadığımı söylemem, yaşamak istemediğim, yaşamaktan bıktığım şeklinde anlaşılmamalı. Elbette ki hayatta olmayı ve mücadele etmeyi arzularım. Ancak karşıma ölüm çıkmışsa, bundan korkmamam, cesaretle karşılamam gerekir. Biliyorsunuz ki bu ceza işlediğim iddia edilen suçtan verilmedi. Asıl amaçlanan böyle bir olayla gözdağı vermek ve mücadeleyi engellemek hedefine dayalıdır. Bu nedenle sizinde bildiğiniz gibi, kendi hukuk kurallarını çiğneyerek bu cezayı verdiler.

Cezaevinde yapılan (neler olduğunu ayrıntılı bir biçimde öğrenirsiniz sanırım) insanlık dışı zulüm altında inletildik. O kadar aşağılık, o kadar canice şeyler gördüm ki, bugünlerde yaşamak bir işkence haline geldi. İşte bu durumda ölüm korkulacak bir şey değil, şiddetle arzulanan bir olay, bir kurtuluş haline geldi. Böyle bir durumda insanın intihar ederek yaşamına son vermesi işten bile değildir. Ancak ben bu durumda irademi kullanarak, ne pahasına olursa olsun yaşamımı sürdürdüm. Hem de ileride bir gün öldürüleceğimi bile bile. Sizlere bunları anlatmamın nedeni yaşamaktan bıktığım ya da meselenin önemini, ciddiyetini kavramadığım gibi yanlış bir düşünceye kapılmamanız içindir. Bütün bu yapılanlar, başımdan geçenler, kinimi binlerce kez daha arttırdı ve mücadele azmimi körükledi. Halka ve devrime olan inancımı yok edemedi. Mücadeleyi sonuna kadar, en iyi bir şekilde yürütmek ve yükseltmekten başka amacım yoktur. Mesele benim açımdan kısaca böyle. Ancak sizin açınızdan daha farklı, daha zor olduğunu biliyorum.

Anne, baba ve evlat arasındaki sevgi çok güçlüdür, kolay kolay kaybolmaz. Ve evlat acısının da sizin için ne derece etkili olacağını biliyorum. Ama ne kadar zor da olsa bu tür duygusal yönleri bir kenara bırakmanızı istiyorum. Şunu bilmenizi ve kabul etmenizi isterim ki, sizin binlerce evladınız var. Bunlardan daha niceleri katledilecek, yaşamlarını yitirecek, ama yok olmayacaklar. Mücadele devam edecek ve onlar mücadele alanlarında yaşayacaklar. Sizlerden istediğim bunu böyle bilmeniz, daha iyi kavramaya çaba göstermenizdir. Zavallı ve çaresiz biriymiş gibi ardımdan ağlamanız beni yaralar. Bu konuda ne kadar güçlü, ne kadar cesur olursanız, beni o kadar mutlu edersiniz. Hepinize özgür ve mutlu yaşam dilerim.
Devrimci selamlar, oğlunuz Erdal.”

Bu haber en son değiştirildi 13 Aralık 2017 19:55 19:55

Reklam

Önceki Haberler

Kara Kuvvetleri’ndeki ‘ihale yolsuzluğu’ soruşturmasında 19 kişiye kamu davası açıldı

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ait askeri taşıma ihalelerinde 23,5 milyon liralık kamu zararı oluşturdukları ve rüşvet…

2 Nisan 2026 18:42

ABD’li Senatör: NATO’dan çekilme fikrine güçlü destek yok

ABD Senatosu’nda Cumhuriyetçilerin kıdemli isimlerinden John Thune, ABD’nin NATO’dan çekilmesi yönünde güçlü bir destek bulunmadığını…

2 Nisan 2026 18:27

Maraş’ta aylardır ödemelerini alamayan işçiler: Yarın eyleme çıkıyoruz

Maraş’ta Dünya Bankası destekli altyapı projelerinde çalışan şoför, operatör ve işçiler, aylardır ücretlerini alamadıklarını söyledi;…

2 Nisan 2026 15:52

Macron: Biz de savaşın mağdurlarıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Hürmüz Boğazı'nı açmak için askeri bir operasyonu gerçekçi bulmadığını belirtti. Macron, "Bugün…

2 Nisan 2026 15:49

Yılmaz Güney, doğumunun 89’uncu yılında Atlas Sineması’nda anıldı

Usta sanatçı Yılmaz Güney, doğumunun 89'uncu yılında Atlas Sineması'nda anıldı. Anmada konuşan Fatoş Güney, "Hayatı…

2 Nisan 2026 15:47

İBB Davası’nda 5 itirafçının avukatının aynı kişi olduğu ortaya çıktı

İBB Davası'nda, tutuklu yargılanan ve etkin pişmanlık hükümleri kapsamında 'itirafçı' olarak ifade veren sanık Vedat…

2 Nisan 2026 13:17
Reklam