Tutuklu belgeselciye cezaevinde "Dombra"lı taciz

Şaibeli referandum protestolarını kameraya çekerken tutuklanan belgeselci Kazım Kızıl, cezaevinde maruz kaldığı tacizleri mektupla anlattı.

Tutuklu belgeselciye cezaevinde

16 Nisan’daki şaibeli referandumu protesto eylemlerini kameraya çektiği sırada gözaltına alınıp tutuklanan belgeselci-gazeteci Kazım Kızıl, tutuklu bulunduğu cezaevinde gardiyanlar tarafından “Şunun tipine bak” sözleriyle aşağılanıp Tayyip Erdoğan’a uyarlanan “Dombra” adlı şarkı dinletilerek taciz edildiğini duyurdu.

“Erdoğan’a hakaret” ettiği iddiasıyla tutuklanan Kazım Kızıl, Cumhuriyet‘e gönderdiği mektupta gardiyanlardan tarafından maruz kaldığı muameleleri anlatırken, “Freelance (serbest) çalıştığımı, çalışmalarımı bir çok ajansa gönderdiğini söyleyince, bir gardiyan alaycı bir tavırla soruyor. ‘Cumhuriyet’e de gönderiyordun değil mi?’ Cumhuriyet’in bir ajans olmadığını, bununla birlikte şimdilik bazı fotoğraf ve videolarımın orda yayımlandığını söylüyorum. Yüzündeki gülümseyişi daha da büyütüyor gardiyan. ‘Eee Cumhuriyet’e işte böyle atarlar içeri seni’ dedi.” ifadelerini kullandı.

Kızıl, gardiyanların “Şunun tipine bak” diyerek aşağıladığını, ayrıca Tayyip Erdoğan’a uyarlanan “Dombra”  adlı marşla tecrit odasından uğurlandığını aktardı.

Kazım Kızıl’ın mektubunun ilgili bölümleri şöyle:

Bu mektubun ne zaman elinize geçeceğini öngörememekle birlikte, mektubu yazış tarihim oldukça manidar. 3 Mayıs bugün. Yani Dünya Basın Özgürlüğü günü… Gazeteci ve cezaevi kelimelerini aynı cümle içerisinde oldukça sık kullanıldığı çok az ülkeden birinde yaşamanın doğal bir sonucu bu trajedi. Trajedi yaşayan biziz fakat yaratan asla. 17 Nisan günü İzmir‘de gerçekleştirilen ve referandumdaki usulsüzlükleri protesto eden bir eylem de video çekerken darp edilerek gözaltına alındım. Beş gün gözaltında tutulduğum emniyette 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmekle suçlandım. İfademin alınmaya bile gerek görülmediği savcılıktan, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlaması ve tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildim. Emniyetten savcılığa giden süreçte bu suç uygun görüldü sanırım. Diğer taraftan protesto gösterisi boyunca kurduğum tek cümle önceden kararlaştırdıkları her hallerinden belli olan iki polis tarafından darp edilerek gözaltına alındığım sırada sarf ettim ‘ben basınım’ cümlesiydi” dedi.

Freelance (serbest) çalıştığımı, çalışmalarımı bir çok ajansa gönderdiğini söyleyince, bir gardiyan alaycı bir tavırla soruyor. ‘Cumhuriyet’e de gönderiyordun değil mi?’ Cumhuriyet’in bir ajans olmadığını, bununla birlikte şimdilik bazı fotoğraf ve videolarımın orda yayımlandığını söylüyorum. Yüzündeki gülümseyişi daha da büyütüyor gardiyan. ‘Eee Cumhuriyet’e işte böyle atarlar içeri seni’ dedi.

***

Parmak izlerim alındıktan sonra üç gün kalacağım tecrit koğuşuna konuluyorum. Beraber gözaltına alınıp tutuklandığım üç öğrenciyle beraber. Pazartesi günü komşularımızın belirlenmesi için çıkarıldığınız müdürün önünde de devam ediyor kötü muamele. ‘Şunun tipine bak’ denilerek aşağılandım. Odadan Dombra Marşı ile uğurlanıyoruz. Fonda son ses çıkan Recep Tayyip Erdoğan ezgileriyle…”