Reklam
Kategoriler: İç AçıManşet

Erdoğan WSJ’ye yazdı, ABD ve AB’yi Suriye’ye saldırmaya çağırdı

Reklam

AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ABD’li The Wall Street Journal Gazetesi’ne “yazdığı” makale ile ABD ve AB emperyalizmini Suriye yönetimini İdlib operasyonu öncesi “durdurmaya” çağırdı.

“Dünya Esed’i durdurmalı” başlıklı makalesinde Erdoğan, İdlib operasyonu öncesi kritik bir eşikte olunduğunu belirtirken Rusya ve İran’ı kastederek “Esed rejimi, müttefiklerinin de yardımıyla, üç milyon kişiye evsahipliği yapan ve yerlerinden edilmiş Suriyeliler için son güvenli limanlardan biri olan İdlib’e büyük bir taarruz gerçekleştirmeye hazırlanıyor.” dedi.

Suriye yönetiminin yaklaşan operasyonunu “terörle mücadele zemininde meşrulaştırmaya gayret ettiğini” öne süren Erdoğan, “Şunu açıkça ifade edelim: Terörle mücadelenin önemini hiçbir ülke, Suriye krizi bölgeye güvensizlik ihraç etmeye başladığından beri ciddi terör saldırılarına hedef olan Türkiye’den daha iyi anlayamaz.” derken Esad’in çözümünün “sahte” olduğunu savundu. Operasyon henüz başlamadan “Terörle mücadele adına masum insanlar kurban edilemez.” diyen AKP lideri, “Böyle bir adım ancak yeni terör ve aşırıcılık yuvaları yaratmaya sebep olur. Nitekim DEAŞ’ın ortaya çıkışı, Suriye’de yaşananların sebebi değil, sonucu niteliğindedir.” diyerek insanlık düşmanı cihatçı terör gruplarına meşruiyet kazandırmaya çalıştı. “Uluslararası toplum, terörün kök salmasını engellemek için bu şiddeti kontrol altında tutmak zorundadır.” diyen Erdoğan “İdlib, köprüden önceki son çıkıştır. Eğer Avrupa ve ABD dâhil uluslararası toplum bugün gerekli adımları atmazsa, bunun bedelini yalnızca Suriyeli masumlar değil tüm dünya ödeyecektir” ifadeleriyle emperyalizmi bir kez daha Suriye’nin egemenlik haklarına karşı saldırıya geçmeye çağırdı.

Erdoğan’ın yazısı şöyle:

“Esed rejimi, yedi yıldır Türkiye’nin güney sınırında Suriye vatandaşlarını keyfî tutuklamalar, sistematik işkence, topyekûn idamlar, varil bombaları ve kimyasal ve konvansiyonel silahlarla hedef almaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin “İkinci Dünya Savaşı’ndan beri yaşanan en büyük insan kaynaklı felaket” olarak tanımladığı Suriye iç savaşı neticesinde milyonlarca masum insan mülteci durumuna düşmüş veya kendi ülkeleri içerisinde yerlerinden edilmiştir.

Suriye halkının acısını hafifletmek için olağanüstü çaba gösteren Türkiye, bugün yaklaşık 3.5 milyon mülteciye, yani diğer ülkelerin tamamından daha fazla kişiye, evsahipliği yapmaktadır. Aynı zamanda yanıbaşımızda faaliyet gösteren terör örgütleri DEAŞ ve PKK’nın hedefi olduk. Ancak ne insani yardım çabalarımızın yüksek maliyeti ne de güvenlik endişeleri kararlılığımızı zayıflatmadı.

ÖSO DESTEKÇİLİĞİYLE ‘SİYASİ ÇÖZÜM’ ARAMIŞ

Türkiye, bu tür zorluklarla karşılaştığı bir dönemde aynı zamanda krize siyasi bir çözüm bulmak için diplomatik girişimlerde bulundu. Bu kapsamda Suriye muhalefetini Cenevre’de pazarlık masasına getirdik; Rusya ve İran ile birlikte Astana Süreci’ni başlattık. Sonuç olarak Türkiye, ateşkes anlaşmaları yaptı, çatışmasızlık bölgeleri kurdu ve sivillerin rejim saldırısı altındaki bölgelerden tahliyesini sağladı.

Bugün bir kez daha kritik bir eşikte bulunuyoruz. Esed rejimi, müttefiklerinin de yardımıyla, üç milyon kişiye evsahipliği yapan ve yerlerinden edilmiş Suriyeliler için son güvenli limanlardan biri olan İdlib’e büyük bir taarruz gerçekleştirmeye hazırlanıyor. Hükümetimiz, bu saldırıyı engellemek amacıyla bir çatışmasızlık bölgesinin kurulmasına katkıda bulundu ve ateşkes ihlallerini belgelemek ve raporlamak amacıyla 12 gözlem noktası oluşturdu.

TEHDİT GİBİ UYARI: OPERASYON YENİ DEAŞ’LAR YARATIR

Esed rejimi, yaklaşan saldırısını terörle mücadele zemininde meşrulaştırmaya gayret etmektedir. Şunu açıkça ifade edelim: Terörle mücadelenin önemini hiçbir ülke, Suriye krizi bölgeye güvensizlik ihraç etmeye başladığından beri ciddi terör saldırılarına hedef olan Türkiye’den daha iyi anlayamaz. Ancak Beşşar Esed’in çözümü sahte bir çözümdür. Terörle mücadele adına masum insanlar kurban edilemez. Böyle bir adım ancak yeni terör ve aşırıcılık yuvaları yaratmaya sebep olur. Nitekim DEAŞ’ın ortaya çıkışı, Suriye’de yaşananların sebebi değil, sonucu niteliğindedir. Uluslararası toplum, terörün kök salmasını engellemek için bu şiddeti kontrol altında tutmak zorundadır.

ÇÖZÜM ÖNERDİ: BİZİM MUHALİFLER HALLETSİN

İdlib’de benzer sorunlarla karşı karşıya bulunuyoruz. Aralarında HTŞ’nin de bulunduğu terör örgütleri, bu bölgede faaliyetlerini sürdürüyor. Ancak bu unsurlar, İdlib’in toplam nüfusunun çok küçük bir bölümünü oluşturuyor. Teröristleri ve aşırı unsurları etkisiz hâle getirmek ve yabancı savaşçıları adalete teslim etmek için gereken, kapsamlı bir uluslararası terörle mücadele operasyonudur. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde teröristlere karşı verdiği mücadelede kilit rol oynayan ılımlı muhaliflerin sağlayacağı destek ve yönlendirme, İdlib’de de çok önemli olacaktır.

İdlib’e yapılacak saldırıyı engellemek, terörle mücadele adımlarını sekteye uğratmayacaktır. Türkiye, DEAŞ ve PKK gibi terör örgütleriyle mücadelesinde sivillere zarar vermeden başarıya ulaşmıştır. Terörden etkilenen bölgelerde istikrarı yeniden sağlamak uğruna çok sayıda şehit verdik. Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde düzeni muhafaza edebilmesi, sorumlu bir terörle mücadele yaklaşımının yerel halkın desteğini kazanabileceğinin en açık kanıtıdır.

“AMAÇ MUHALİFLERİ ORTADAN KALDIRMAK”

İdlib saldırısı yaklaşırken uluslararası toplumun tüm üyeleri sorumluluklarının farkına varmalıdır. Gerekli adımları atmamanın bedeli çok ağır olacaktır. Suriye halkını, Beşşar Esed’in insafına terk edemeyiz. Rejimin İdlib’e yönelik taarruzunun amacı, gerçekten terörle mücadele etmek değil, gelişigüzel saldırılarla muhalifleri ortadan kaldırmak olacaktır. Bu rejim saldırısı, aynı zamanda Türkiye, Avrupa’nın geri kalanı ve ötesi için ciddi insani riskler ve güvenlik riskleri oluşturacaktır.

Bugüne kadar kimyasal saldırılara odaklanan ABD, bu keyfî ölüm hiyerarşisini reddetmesi gerekmektedir. Zira konvansiyonel silahlar, çok daha fazla ölüme sebebiyet vermiştir. Ancak yaşanacak katliamı durdurma sorumluluğu, yalnızca Batı’ya ait değildir. Astana Süreci’ndeki ortaklarımız Rusya ve İran da insani bir felaketi önlemekle yükümlüdür.

ABD VE AB’YE: GEREKLİ ADIMLARI ATIN

İdlib, köprüden önceki son çıkıştır. Eğer Avrupa ve ABD dâhil uluslararası toplum bugün gerekli adımları atmazsa, bunun bedelini yalnızca Suriyeli masumlar değil tüm dünya ödeyecektir. Türkiye, komşusunda yaşanan katliamı engellemek için elinden gelen her şeyi yapmıştır. Çabalarımızda başarılı olmamız için dünyanın geri kalanının dar çıkarlarını bir kenara bırakıp, siyasi çözüme destek vermesi gerekmektedir.”

Bu haber en son değiştirildi 11 Eylül 2018 02:42 02:42

Reklam

Önceki Haberler

TMMOB köprü ve otoyolların özelleştirilmesine karşı dava açtı

TMMOB, başta Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri olmak üzere birçok otoyolun 30 yıllığına özelleştirilmesine…

1 Ekim 2026 13:17

Can Atalay, 24 saatlik açlık grevine başladı: Susmayacağım

Cezaevinde tutuklu bulunan seçilmiş Hatay Milletvekili Can Atalay, TBMM’nin yeni yasama yılının başladığı 1 Ekim’de…

1 Ekim 2026 12:59

Laiklik Meclisi’nden Eğitim-İş Eski Genel Başkanı Veli Demir’in duruşması öncesinde dayanışma çağrısı

Eğitim-İş Eski Genel Başkanı Veli Demir’in 15 Temmuz darbe girişiminin ardındaki karanlık ilişkileri eleştirdiği açıklaması…

1 Ekim 2026 11:58

Yandaş Gazeteci Hadi Özışık: Fatma Betül Sayan her an açıklama yapabilir

İktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci Hadi Özışık, fon skandalında ismi geçen AKP'li Fatma Betül Sayan Kaya…

1 Ekim 2026 10:53

Reyhanlı Katliamı’nın faili yakalandı

MİT, Reyhanlı'da 2013 yılında 53 kişinin öldüğü saldırının Suriyeli faillerinden Ömer el-Hatip'i, deniz yoluyla Avrupa'ya…

1 Ekim 2026 10:41

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer dahil 59 kişi gözaltına alındı

Mersin’de üç belediyeye yönelik operasyonda, Büyükşehir Başkanı Vahap Seçer ile Yenişehir ve Mezitli belediyelerinin başkanlarının…

1 Ekim 2026 10:37
Reklam