Nuray YENİL
Bugünün dünyasında yaşanan iktisadi çalkantılar, toplumsal çöküntüler ve bölgesel çatışmaların insanlık tarihinde denk düştüğü momentler ancak ve ancak doğru yöntemlerle analiz edildiğinde yerli yerine oturtulabilir ve çıkış yolu tarif edilebilir.
Bilgiye ulaşmanın kolay olduğu ama aynı oranda bilginin anlık tüketildiği, insana yakıştıramadığımız bir olguyu henüz kabullenememişken bir yenisine maruz kaldığımız, derin analizlerin sıkıcı, anlık refleksif tepkilerin kabul gördüğü, toplumun vicdanını her seferinde daha kızgın demirle dağlayarak harekete geçirme çabasının biricik mücadele yöntemi haline getirildiği bir tarihsel kesitte doğruda durmak, nihai kurtuluşu işaret etmek, düzene karşı mücadeleyi büyütmek kolay olmasa gerek.
Söz konusu kadın mücadelesi olunca Türkiye’de ve Dünya’da yaşanan liberalleşme eğilimi başat öğe haline gelmiş durumda. Kadın mücadelesi deyince hemen feminist yakıştırması yapmak günün modası oldu. Feminist olmak da elbette…
Kadının kurtuluşu nerede sorusuna samimi bir yanıt aranıyorsa düzenin sınırlarının ötesini işaret etmeyen, sorunun tarihsel kökenlerini güncel yansımalarının gölgesinde nadasa bırakan, süreklileşmiş bir mağduriyeti propaganda eden yaklaşımların bizleri fenersiz bırakacağı aşikar.
Kapitalist üretim ilişkilerinin insanlığı sürüklediği genel yıkımı ortaya koymadan kadına yönelik şiddetin yapılan onca yasal düzenlemeye rağmen tırmanmasını nasıl açıklayacağız? Erkeklerin biyolojik saldırganlığı ile mi?
İlericilik ve gericilik diyalektiğini reddederek, insanlığın kadınıyla erkeğiyle bir bütün olarak yarattığı birikimi göz ardı ederek “hadi kadın gözlüğü ile değerlendirelim” anlayışının gericiliğe çanak tuttuğunu görmezden mi gelelim?
Bir sınıfın otoritesi üzerine inşa edilen, sömürü çarklarının işlediği ve eşitsizliğin kutsandığı kapitalizmin has çocuğu liberal ekonomik sisteme karşı mücadele etmeden hangi eşitlikten bahsedeceğiz? Geriye kala kala fırsat eşitliği kalır ki kadını ile erkeği ile sermaye sınıfı eline geçirdiği fırsatları sonuna kadar değerlendiriyor.
Sömürü varsa eşitsizlik vardır, baskı aygıtları devrededir, toplumsal şiddet ve bu şiddetin yöneldiği toplumun zayıf kesimleri vardır. Kadınlar, çocuklar…
Girişimciliği mi savunacağız? Kamu hizmetlerinin neoliberal politikalar eşliğinde teker teker budandığı, kadınlar için esnek ve güvencesiz çalışmanın temel çalışma biçimi haline geldiği bir toplumda girişimcilik serbest piyasacılığı kutsamanın bir maymuncuğu haline geliyor.
Sınıflar yok kimlikler var, hepimiz kadınız aynı saftayız!
Sınıflar yok demokrasi var, hepimiz aynı gemideyiz!
Sınıflar yok, gericilik yok, şortumu da giyerim türbanımı da takarım, özgürlükler var!
Birey var, toplumcu bakış yok!
Oysa bir dönemin mottosuydu insan sosyal bir hayvandır önermesi.
Doğruyu yanlışı aynı zeminde eşitleyen, katıyı sıvıyı aynı potada eriten liberal anlayış bireyi kutsadığını söylerken aslında bireyi nasıl da böcek haline getiriyor, değersizleştiriyor.
Kadına şiddet mi? Hangi kadına ne kadar şiddet uygulandığını, hangisine ne kadar üzüleceğimizi, ne kadar tepki göstereceğimizi belirliyor örneğin. Her gün yüzbinlerce kadın şiddete maruz kalırken, sokak ortasında tekmelenirken infial oluşmuyor, medyatik bir ismin şiddet karşısındaki cesareti günlerce kutsanabiliyor ve fakat ertesi gün yüzbinler aynı kabusu yaşamaya devam ediyor. Derdimiz medyatik olanı yargılamak değil elbette, ancak buradan çıkışı örgütlemenin zorluklarına işaret etmek.
Kim kadına şiddetten yanayım diyebilir ki? Herkes karşı, en çok da AKP iktidarı. Her gün yeni yasalar hazırlıyor ve en çok da bu iktidar döneminde artıyor şiddet.
Bir başka açıdan Mustafa Koç’un ani ölümü karşısında günlerce ağıtlar yakılması beklenirken metro inşaatında göçük altında kalan işçilerin ardından “olur böyle şeyler” açıklaması toplumun vicdanını ırgalamıyor örneğin. Bireyi kutsadığını propaganda eden liberal anlayış sınıf duvarına çarpıyor, çöken duvarların altında can çekişiyor.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini veri alıp bu eşitsizliği yaratan maddi alt zemine bakmaksızın sonuçlarıyla uğraşmak hakikaten bataklığın üstündeki sineklerle uğraşmaya benziyor. Bir çıkmaz sokakta debelenmeye devam mı edeceğiz, yoksa sabırla sebatla ısrarla gerçek kurtuluşun mücadelesini mi vereceğiz?
Kadınlar bugün karar vermeli. Yeni bir yol ve aslında kökleri çok eskilere dayanan tarihsel yürüyüşümüze yeni bir soluk katarak eşitliğin mücadelesini ilmek ilmek örmek, örgütlenmek, sömürünün, gericiliğin karşısında dimdik durmak mı, düzenin bizi mahkum ettiği sınırların içerisinde çırpınmak mı?
Bazı ezberlerimizi hatırlamanın, tazelemenin vaktidir yeniden. O zaman en bilindik ezberimizden başlayalım; eşitlik zemininde tanımlanmayan her özgürlük talebi temelsizdir, havada asılı kalmaya mahkumdur.
Bu haber en son değiştirildi 10 Kasım 2018 19:26 19:26
Adalet Bakanı Gürlek, Ege Bölgesi milletvekilleriyle görüştü. Burada yaptığı konuşmada konkordato sürecine yönelik değerlendirmelerde bulunan…
Trump’ın 80. yaş günü ve “UFC Freedom 250” adı verilen organizasyon için planlanan kafes dövüşü…
Gaziantep Üniversitesinde, eski rektör döneminde 20 bin dolar karşılığında Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerine çok…
İstanbul’daki Özel İtalyan Lisesi’nde eşit ücret talebiyle greve çıkan Türk öğretmenlerin yerine farklı okullardan öğretmen…
Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümüne ilişkin soruşturmada Erzurum Bölge İdare Mahkemesi, Van Valiliği’nin KYK yurdu yönetimi…
TKH Gençliği'nden ODTÜ'deki faşist provakasyonla ilgili yapılan açıklamada "Türk bayrağı ve Atatürk’ü kendilerine maske yapan,…