Kan denizinden kızıl şafağa

Kan denizinden kızıl şafağa

02-11-2019 09:01

Parti Merkez Komitesi’nin oluşturduğu Devrimci Askeri Komite’nin emriyle 25 Ekim (7 Kasım) gecesi Aurora kruvazöründen başlatılan top atışları eşliğinde Kışlık Saray’a hücuma kalkan binlerce Bolşevik işçi ve asker çoktan ömrünü tamamlamış burjuva Geçici Hükümeti devirerek devlet iktidarını Sovyetlerin eline verdi.

Demir Silahtar

28 Haziran 1914 günü on dokuz yaşındaki Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in tabancasından çıkan kurşunlar Avusturya Macaristan İmparatorluğu tahtının varisi Arşidük Franz Ferdinand’ı son yolculuğuna uğurladığında paylaşım savaşının hızla boşalan zembereği, on yıllardır emperyalistler arası rekabet ve silahlanma yarışı nedeniyle son noktasına kadar döndürülüp sıkıştırılmış vaziyetteydi.

Kapitalist üretimin gitgide daha yüksek bir gelişim aşamasına ulaşması ve sömürgecilik siyaseti, sermaye ve gelirin en büyük bölümünü elinde bulunduran büyük bankaların sınai sermaye ile bir mali oligarşi oluşturacak biçimde kaynaşmasına neden olarak tekelleri doğurmuş; kapitalist toplumun en fazla kartelleşmiş ana sanayi kolları olan kömür ve demir üretiminde başlıca hammadde kaynaklarına tekeller tarafından el konmuş, rakip tekelci sermaye merkezleri arasında nüfuz bölgelerini genişletmek ve küçük ya da zayıf ulusları sömürmek için dünyanın bölüşülmesi ve yeniden bölüşülmesi uğruna son derece şiddetli bir mücadele başlamıştı.

Hammadde kaynakları üzerinde tekelci denetim kurma arzusunun güdülediği bu yarışa, dünya çapında bir ticaret ve finans ağının kurulması ve çelik, elektrik, petrol, sentetik kimya, içten yanmalı motorlar gibi alanlarda yeni teknolojilerin gelişimi eşlik ediyor; zırhlı, buharlı yeni tip savaş gemilerinin geliştirilmesi, o güne dek Samson’un saçları misali gücünü sanayi devriminin beşiği olmasından ve rakipsiz donanmasından alan Britanya’nın Almanya başta olmak üzere kendisine meydan okuyan yeni güçler karşısında avantajını yitirmesine neden oluyordu.

Yerkürenin Avrupalı emperyalist ülkelerin egemenliğindeki kısmı 1887 yılında %67 iken 1914’e gelindiğinde %84,4 olmuş, yani dünyanın emperyalistler arasındaki paylaşımı  hemen hemen tamamlanmıştı. Tahta çıkar çıkmaz Alman birliğinin kurucusu Başbakan Bismarck’ın Avrupa merkezli dengeci politikalarının yerine kendi dünya politikasını (Weltpolitik) devreye sokarak Almanya’nın ekonomik ve politik yayılmasına hız veren Kayser II. Wilhem’in büyük bir ticaret filosu ve güçlü bir donanma kurarak yeni pazarlar ve sömürgeler arayışına girmesi, dünyanın bir tarafta Britanya diğer tarafta Almanya’nın başını çektiği iki emperyalist kampa bölünmesini beraberinde getirmiş, bu iki kamp arasında doruğa çıkan silahlanma yarışı ve uzlaşmaz rekabet nihayet 1914’te Saraybosna suikastı bahanesiyle dünya çapında bir emperyalist yeniden paylaşım savaşıyla mantıksal sonucuna evrilmişti.

Verdun siperlerinden Sina çölüne, Galiçya’dan Pasifik Okyanusuna kadar yaklaşık on dokuz milyon insanın yaşamını yitirdiği, yirmi milyondan fazlasının sakat kaldığı bu kan denizinin baş sorumlusu olan emperyalist kapitalizm, yok edici kâr hırsının ve açgözlülüğünün bedelini 1917’de dünyanın altıda birinde karşısına dikilen Sovyet iktidarının, Budapeşte ve Berlin’de yükselen barikatların ve sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinin korkusuyla titreyerek ödeyecekti.

1. Nikolay Romanov’un Rus ordusuna seferberlik emrini verdiği 17 Temmuz 1914’te aklı başında herkes Rusya’nın askerî ve sınai açıdan böyle bir savaşa hiçbir şekilde hazır olmadığının farkındaydı. Kapitalist üretimin hızlı genişlemesi ve yoğunlaşmasıyla kentlerdeki sınıf mücadelesi giderek keskinleşmişti. Kırdaki durum da bundan farklı değildi. Başarısızlıkla sonuçlanan 1905 Devrimi’nin ardından Başbakan Stolypin tarafından varlıklı köylülerin durumunu iyileştirmek ve çarlık rejimine toplumsal desteği arttırmak amacıyla uygulamaya konan reformlar erzak üretimi ve dağıtımındaki sorunları gideremediği gibi kırdaki sosyal çelişkileri de arttırmıştı. Daha savaşın başlamasından birkaç gün önce Stalin’in önderliğindeki Bolşeviklerin Bakü’de başlattıkları genel grev Petrograd’a kadar uzanmış, birkaç gün boyunca başkentteki hemen hemen tüm fabrika ve ticari işletmeler kapatılmış, ayaklanan işçiler ve hükümet güçleri arasında 15 Haziran’a kadar sokak çatışmaları yaşanmıştı.

Ülke giderek yükselen bir toplumsal ve siyasi kriz içerisindeyken ilan edilen seferberlik, başlangıçta tıpkı diğer Avrupa ülkelerindeki gibi geçici bir vatanseverlik rüzgarının esmesine yol açtıysa da gerek hükümetin gerekse komuta kademesinin yetersiz ve beceriksiz yönetimi altındaki ordunun Ağustos sonları ile Eylül başlarında, Tannenberg ve Masurian gölleri savaşlarında ağır yenilgiler alması bu tabloyu hızla değiştirdi.

1916 sonbaharına gelindiğinde orduda dağılma emareleri baş göstermiş, çoğunluğu bir an önce köylerine geri dönmekten başka bir şey düşünmeyen köylülerden oluşan askeri birliklerde firarlar ve kitleler halinde teslim olmalar yaygınlık kazanmıştı. Diğer yandan savaş Petrograd, Moskova ve diğer sanayi şehirlerinde, giderek artan bir konut, yiyecek, giysi ve yakıt sıkıntısı getiriyor, emekçilerin ücretleri enflasyon karşısında hızla eriyor, işçi sınıfının buna cevabı giderek şiddetli, kitlesel ve sık grevler ile yiyecek isyanları örgütlemek oluyordu. Bunlara ilaveten, Çarlığın savaş giderlerini karşılamak için bağımlı halklardan topladığı vergileri olağanüstü arttırması ve o zamana dek askerlikten muaf tutulan halklardan da askeri hizmetlerde kullanılmak üzere işçi toplamaya kalkışması bilhassa Türkmen, Özbek, Kazak ve Kırgız bölgelerinde isyanlara yol açıyor, bir “halklar hapishanesi” olan Çarlığa karşı azınlıklar ve sömürge halklar arasında ulusal kurtuluş arzularını kamçılıyordu.

Çarlık rejiminin başkentte işçi eylemlerini bastırmak için yaptığı bütün detaylı planlara ve uyguladığı teröre rağmen, 1905 Kanlı Pazarının yıldönümü olan 9 Ocak’ta yüz elli binden fazla işçi greve gitti. Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü’nde (Çarlık takvimine göre 23 Şubat’ta), uzun ekmek kuyruklarında bekleyen ev kadınlarının başlattığı isyan “Kahrolsun Çar!”, “Kahrolsun Savaş!”, “Ekmek İstiyoruz!” sloganlarıyla bir kitlesel bir gösteriye dönüşerek halk ayaklanmasının fitilini ateşledi. İsyanı bastırmaları için gönderilen Kazak birliklerinin eylemci işçilerin safına geçmesi ve garnizon birliklerinin de cepheyi terk etmesi Çar’ın daha fazla direnme şansını ortadan kaldırdı. 1917 Şubat (Mart) devrimiyle Rus çarlığı işçi sınıfının ve emekçilerin nasırlı elleriyle tarihe gömüldü.

Ayaklanan işçi ve askerler, İşçi ve Asker Temsilcileri Sovyetlerini kurdular. Silahlı halk kendi temsilcilerini gönderdiği Sovyetleri, halk iktidarının bir organı olarak görüyor, onların  devrimci halkın bütün taleplerini yerine getireceğini ve her şeyden önce de barış yapılacağına inanıyorlardı. Oysa o dönemde Sovyetlerin çoğunluğunu oluşturan ve Geçici Hükümette de yer alan  Sosyal-Devrimcilerle Menşevikler, devrimden, savaşı sürdürmek için yararlanmayı tasarlıyorlar, devrimin bittiğini, artık burjuvaziyle yan yana, “normal” bir anayasal düzen kurmanın zamanı olduğunu vazediyorlardı.  Emperyalist savaş karşısında işçi sınıfına ihanet edip kendi ülkelerinin emperyalist burjuvazisine teslim olan II. Enternasyonal partilerinin aksine sosyalizm davasına, proletarya enternasyonalizmine sonuna kadar sadık kalan tek parti olduğunu kanıtlamış olan Bolşevik Parti’nin “Ekmek, Barış, Toprak” sloganı ise milyonların gerçek duygularına hitap ediyor, parti safları yeni katılımlarla gitgide güçleniyor ve Sovyetlerdeki güç dengesi de Bolşeviklerden yana dönüyordu.

Kerenskiy’nin başbakanı olduğu Geçici Hükümet emekçi yığınların sesine kulaklarını tıkayıp, İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin arzularını yerine getirerek, 18 Haziran’da cephedeki askerleri taarruza kaldırdı. Sonuç tam bir felaket oldu. Cephenin çökmesi işçi ve askerlerinin devrimci öfkesini kabarttı, kendiliğinden başlayan gösteriler birleşerek, “Bütün İktidar Sovyetlere!” sloganıyla dev bir genel silahlı gösteriye dönüştü. Geçici Hükümet göstericilerin karşısına gerici birlikler, subay ve askeri okul öğrencilerinden oluşan kıtaları çıkardı, cepheden ordu birlikleri çağırarak gösterici işçi ve askerleri kurşunlattı. Bolşevik matbaalar tahrip edildi, hakkında tutuklama kararı çıkarılan Lenin illegaliteye geçmek ve saklanmak zorunda kaldı. Devrim’in barışçıl dönemi sona ermişti, Bolşevikler burjuvazinin iktidarını silah zoruyla devirip Sovyet iktidarını kurmak amacıyla ayaklanma için hazırlanmaya başladılar.

Ağustos ayında İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin desteğini arkasına alan General Kornilov güya Çarlık rejimini yeniden tesis etmek amacıyla ordusunu Petrograd üzerine sürünce, Kerenskiy de dahil korkuya kapılan Sosyal-Devrimci ve Menşevik liderlerin yardım diledikleri Bolşevik Parti Merkez Komitesi, işçi ve askerleri karşı-devrime karşı silahlı direnişe geçirerek Kornilov isyanını bastırdı. İsyanın bastırılması Bolşeviklerin gerek Sovyetlerdeki gerekse köylüler arasındaki etkisini her zamankinden daha da güçlendirdi. “Tüm İktidar Sovyetlere!” sloganı tekrar yükseltildi.

Nihayet Parti Merkez Komitesi’nin oluşturduğu Devrimci Askeri Komite’nin emriyle 25 Ekim (7 Kasım) gecesi Aurora kruvazöründen başlatılan top atışları eşliğinde Kışlık Saray’a hücuma kalkan binlerce Bolşevik işçi ve asker çoktan ömrünü tamamlamış burjuva Geçici Hükümeti devirerek devlet iktidarını Sovyetlerin eline verdi.

Emperyalizmin 1914’ten itibaren yarattığı kan denizinin ufkundan, bugün bile dünya işçi sınıfının yolunu aydınlatan Ekim Devrimi’nin güneşi doğmuştu.