Türkiye'nin 'adalet' çığlığına dönüşen avukatla konuştuk: Tarih ve gelecek nesiller, susanları asla affetmeyecek...

Fakülte birincisi olup girdiği hakim ve savcılık sınavlarından dereceyle çıkan, ancak her defasında 'yandaşlık' ağına takılan Avukat Mahpare Tanın sorularımızı yanıtladı...

Türkiye'nin 'adalet' çığlığına dönüşen avukatla konuştuk: Tarih ve gelecek nesiller, susanları asla affetmeyecek...

HABER MERKEZİ

15 Temmuz darbe girişiminin ardından laikliğin tasfiyesine yönelik adımlarını hızlandıran AKP, yargı alanını da bu gerici dönüşümün önemli bir halkası haline getirdi. Gelinen noktada iktidara yakın olmayan ya da olduğunu belli etmeyenlerin hakim ve savcıların yüksek yargı içerisinde kritik görevlerde yer alması imkansız bir hal aldı. İşte bu koşullar altında yargının savunma makamından iddia ve yargılama makamına geçmek isteyen binlerce avukat aday, Mayıs ayı itibariyle biten adli ve idari yargı hakim savcı adaylığı mülakatlarının sonuçlarını bekliyordu.

Mülakat sınavının göreve liyakat yerine iktidara biatın test edilmek istendiği, kriter olarak torpilin ve yandaşlık bağının geçerli olduğu bir eleme sistemi olduğu yönünde daha önce birçok skandal örnek açığa çıkmıştı. Adalet Bakanlığının gerçekleştirdiği son adli ve idari yargı hakim savcı adaylığı mülakatlarına da iktidar sultasının koyu gölgesi düştü.

Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesini okul birinciliği ile bitirip hâkim ve savcılık sınavına giren, ilk sınavda 18 bin 753 kişi aday arasında 127’nci sırayı alan, ikinci sınavda ise yaklaşık 10 bin kişi içinde 205’inci olan avukat Mahpare Tanın, mülakatta elendi.

Sınavlarda yaşadığı süreci Twitter hesabı aracılığıyla duyuran Tanın, tepkisi gösterdiği paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Elendiğimi diğer sınavdan bir gün önce öğrendim. Ağlaya ağlaya sınava girip ikinci sınavda da yaklaşık 10.000 kişi içinde 205. oldum. Yine elendim. Bu yıl hiç çalışmadan girdim yine kazandım ve elendim. FETÖ’cü değilim, terörle bağlantim yok.

Peki neden mi elendim? Çünkü AKP’li ya da tarikatlı dayım yok, hiçbir cemeaate bağlı değilim! Hâkim savcı alırken bile torpil yapılıyor bilinsin istedim. İyi geceler, uyumaya devam edelim.”

“15 TEMMUZ SONRASI LİYAKATE UYGUN DAVRANACAKLAR SANMIŞTIM AMA…”

Tanın’ın paylaşımları kısa süre içinde binlerce paylaşım alarak gündem haline geldi. Manifesto olarak “AKP tipi” yargıya ve gerici kadrolaşmaya karşı tepkinin sembolü haline gelen bu tweet’lerin sahibi Tanın’a ulaştık:

Ehliyet/liyakat tartışmaları, torpilli atamalar son dönemin gündem konusu. Ancak yargıdaki iktidar yandaşı kadrolaşmanın, tarikat cemaat yapılanmalarının yeni olmadığını, bilhassa ‘FETÖ’ tasfiyelerinden sonra daha da etkin olduğu biliniyor. Siz de Cuma günü sonuçları açıklanan adli ve idari yargı hakim savcı adaylığı mülakatında elenmenizde bu yapılarla veya iktidarla bağınızın olmamasının etkili olduğunu tweet’lerinizle vurguladınız. Sizi nasıl vurdu bu süreç, mülakatta nelerle karşılaştınız? Biraz daha açabilir misiniz?

Sizin de belirttiğiniz üzere 15 Temmuz öncesi ve sonrası olmak üzere iki farklı süreç var aslında. Fetö ismi verilen yapılanmanın yurtlarında, evlerinde kalmadığım, okullarında okumadığım için mülakatı geçmemin yüksek puan alarak, fakülteyi birincilikle bitirerek, yabancı dil bilerek yani objektif başarı kriterleri ile olacağına inanıyordum. 15 Temmuz süreci yaşandı ve devlet bu tarz yapılanmaların oluşmaması gerektiğini dile getirmeye başladı. Bu söylemler bende liyakat usulü ile alım yapılacağı izlenimi bırakmıştı, daha fazla çalışmaya başladım. Fakat öyle olmadı. Yazılı sınavdan sonra, sonuç açıklanmadan bir kaç gün önce 70 puan barajı kaldırıldı. Aslında bu değişim her şeyin habercisiydi. Mülakat sonuçları açıklanınca sınava girdiği tarihteki kanuna göre barajı dahi aslında geçemeyen adayların bir gece çıkan KHK sayesinde 60’lı puanlarla başarılı olduğu ve benim elendiğim gerçeği şok etkisi yarattı bende. 7 kişi olarak girdiğimiz kişi başı 30 saniye sürmeyen mülakatlarda bizleri elemişlerdi. Haksızlık duygusunu çok travmatik yaşatmıştı bana ve benim gibilere Adalet Bakanlığı. Distopya…

Bu tabloyla birlikte yargının durumunu, akıbetini nasıl yorumluyorsunuz?

Yargının her geçen gün bağımsızlığını yitirdiğini, çünkü adayların bakanlıkta yapılan ön mülakatlarla zaten bağımsızlığını daha hakim savcı olmadan kaybetmeye itildiğini biliyordum. Bilse de insan ‘mesleğe girince bağımsız kalırım’ diyor ve vazgeçmiyor. Sınavda birinci de olsanız referans bulmak zorundasınız. Ve bu referanslar önünde ceket iliklemek… Avukat-hakim-savcı cübbesinde düğme-ilik yokken daha mesleğe başlamadan ruhunuza dikilir düğme böylece. Biat kültüründen geliyorsanız yükselmek için iliği kendiniz açarsınız, ‘bağımsız kalacağım’ derseniz de dikilen düğmeyle fişlenirsiniz. Her şeye rağmen çaresizce arayışa girilir liyakatli olsa da aday, vazgeçse denemekten bu ülkede kimler karar verecektir?

Benzer şekilde ayrımcılığa maruz kalan hakim/savcı adaylarına ne söylemek istersiniz?

Biliyorum ki benim gibi bir sürü aday var. Susuyorlar bir umut uğruna. Çok da iyi anlıyorum. Çünkü sistem başka çare bırakmıyor. Bunları yazarken bile başıma gelebilecekleri hatırlatıyor son yıllarda yaşanan sessiz şiddeti, baskıyı kaydeden bilinçaltım. Ama sonra diyorum ki; tarih ve gelecek nesil susanları asla affetmeyecek…