Büyük güçlerin Akdeniz’deki dansı

Büyük güçlerin Akdeniz’deki dansı

27-01-2023 12:10

AB ve ABD’nin de Doğu Akdeniz’e ve dolayısıyla Kıbrıs’a yönelik ilgisi son dönemde artmış durumda. AB ve ABD’nin bölge ülkeleriyle imzaladığı anlaşmalar ise genellikle Türkiye’yi dışarda bırakacak şekilde şekilleniyor.

Behiç Oktay

Son yıllarda denizler üzerindeki hakimiyet konusunda oldukça sık tartışmalara rastlıyoruz. Benzer bir şeyi buna bağlı olarak hava hakimiyeti konusunda da söyleyebilmek mümkün. Emperyalist rekabetin dünyadaki kara parçalarını son olarak 2. Dünya Savaşı’nda kendi arasında paylaşması sonucunda artık ortada paylaşılabilecek bir kara parçası kalmadığından, gözler denizlere ve havaya döndü.

Ülkemizi de doğrudan etkileyen deniz paylaşım mücadeleleri, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de oldukça yoğunlaşmış durumda. Bir yandan bölge ülkelerinin aralarında imzaladığı anlaşmalar, diğer yandan emperyalist şirketlerin bu anlaşmalardan kendilerine maksimum çıkar elde edebilme çabaları, Ege ve Doğu Akdeniz’deki gerginliği sürekli bir biçimde canlı tutmaktadır.

Tüm bu tartışmaların arasında Kıbrıs jeopolitik olarak oldukça önemli bir konumda bulunuyor. Adanın Doğu Akdeniz’in ve dolayısıyla doğal gaz rezervlerinin göbeğinde bulunması da Kıbrıs’ın önemini artırıyor.

Bu doğrultuda AB ve ABD’nin de Doğu Akdeniz’e ve dolayısıyla Kıbrıs’a yönelik ilgisi son dönemde artmış durumda. AB ve ABD’nin bölge ülkeleriyle imzaladığı anlaşmalar ise genellikle Türkiye’yi dışarda bırakacak şekilde şekilleniyor.

 DOĞU AKDENİZ GAZ FORUMU

Kısaca EastMed olarak da bilinen Doğu Akdeniz Gaz Forumu, Güney Kıbrıs, Mısır, Fransa, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün ve Filistin tarafından oluşturulan uluslararası bir organizasyondur. 2019’da gayri resmi olarak kurulan kuruluşun resmi tüzüğü Eylül 2020’de imzalandı, 16 Ocak 2021’de ek bir çerçeve anlaşması imzalandı ve tüzük 9 Mart 2021’de yasal olarak yürürlüğe girdi. Forum’un merkezi Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunmaktadır.

Forum başlangıçta Mısır, Kıbrıs, İsrail ve Yunanistan’ın taraf olduğu gayri resmi bir kuruluştu. Fransız Total, İtalyan Eni, Hollandalı Shell, Rus Novatek ve ABD’li Exxon gibi büyük petrol ve doğalgaz şirketleri, bu hükümetlerle gazla ilgili arama ve üretim anlaşmaları imzaladı.

22 Eylül 2020’de üye ülkeler, yeni bir hükümetler arası organizasyon oluşturmak için resmi bir sözleşme imzaladılar. Daha sonra Fransa, Forum’a üye olarak katılmak isterken, Avrupa Birliği ve Birleşik Arap Emirlikleri de daimî gözlemci olarak katılmak istedi. 9 Mart 2021’de Fransa’nın Forum üyeliği onaylanırken Forum’un Kahire kentinde düzenlenen Bakanlar konferansında Birleşik Arap Emirliği’nin üyeliği Filistin tarafından veto edildi. Örgüt ayrıca 9 Mart 2021’de tüzüğünün resmen yürürlüğe girdiğini duyurdu.

15 Haziran 2022’de Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nda AB, Mısır ve İsrail’in, 2021’de AB’nin doğalgaz tedarikinin yaklaşık %40’ını sağlayan Rusya’ya bağımlılığını azaltabilmesi için AB’ye gaz arzını görecek bir anlaşmaya vardıkları açıklandı. Anlaşmaya göre İsrail’den gelen gaz, tankerlerle Avrupa kıyılarına taşınmadan önce bir boru hattı aracılığıyla Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki LNG terminaline getirilecekti.

Rusya’nın “Kahire’de imzalanan anlaşmadan duyduğu hoşnutsuzluğun bir işareti olarak” aynı gün Avrupa’ya olan ihracatını kestiğine dair haberler ise o dönemde sıkça karşımıza çıkıyordu. Bunun yanında Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Mısır’a 104 milyon dolar değerinde gıda yardımı sözü verdi. Ukrayna savaşının bir sonucu olarak tahıl kıtlığının yanı sıra “bölgede önümüzdeki yıllarda tarım, beslenme, su ve sanitasyon programlarında” 3 milyar avroluk bir paya sahip.

AB’nin yeni politikası, 2030’dan önce Rus fosil yakıtlarından tamamen bağımsız olmaktır. Bu nedenle AB’nin en önemli önceliği Rusya ile olan enerji bağımlılığını minimuma indirmek ve alternatif kaynaklarını artırmaktır. Bu nedenle Doğu Akdeniz Gaz Forumu, AB açısından son derece önemli bir garantidir.

ABD’NİN HAMLELERİ

2019 yılında ABD Kongresinde, Doğu Akdeniz’deki olası enerji kaynaklarından pay almak üzere ABD’nin önünü açan Doğu Akdeniz Güvenlik ve Enerji Yasa tasarısı hazırlandı. Yasa tasarısını, 10 Nisan 2019’da Türkiye karşıtlığı ile bilinen mevcut Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Demokrat Bob Menendez ile Cumhuriyetçi Marco Rubio sundu.

Bugün, ABD ile Güney Kıbrıs arasındaki iş birliğinin temellerini atan tasarının, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına ve Güney Kıbrıs’a silah ambargolarının kaldırılmasına ilişkin kısmı daha sonra savunma bütçesini de içeren 2020 Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’na eklendi.

Tasarının “Bulgular” kısmında dikkat çeken bir nokta, ABD’nin müttefikleri arasında enerji güvenliğini sağlaması gerektiğiydi. Buna göre Avrupa’nın Rusya’ya olan enerji bağımlılığını azaltacak güney hattı ve Adriyatik boru hattının inşasının önemine işaret ediliyordu.

Güney Kıbrıs aynı zamanda eğer Rus savaş gemilerine ikmal hizmeti vermediği ve kara para aklama faaliyetleri ile mücadele ettiği takdirde, ABD’den silah alabilecekti. Sonuç olarak dönemin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 2020’de Güney Kıbrıs’ın şartları yerine getirdiğine ve silah ambargosunun savunma ve koruma ekipmanlarını kapsayacak şekilde kısmen kaldırılmasına karar verdi.

Bununla beraber ABD, Yunanistan’a ve adalarına da askeri olarak yerleşmeye başladı. Yunanistan da Ege’deki adalarına uluslararası antlaşmalara aykırı bir biçimde asker ve silah yığınağı yapmayı sürdürüyor.

TÜRKİYE NE YAPACAK?

Türkiye’nin son dönemde Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konularında dışlanması ile ilgili iki ana iddia tartışılmaktadır. Bunlardan birincisi, genelde AKP’liler ve yeni yetmez ama evetçiler olan ulusalcılar tarafından “ABD’nin Türkiye’nin dış politikada bağımsız hareket etmeye başlamasından rahatsız olduğu” iddiasına dayanmaktadır. Buna göre Türkiye’nin Suriye, Azerbaycan ve Rusya ile izlediği politikalar ve İHA, SİHA üretimleri gibi süreçler nedeniyle ABD ve AB Türkiye’yi yalnızlaştırmak istemektedir. Birinci iddia budur.

İkinci iddia ise tüm bölge ülkeleri burada kendi aralarında antlaşmalar imzalarken AKP’nin 20 yıllık başarısız dış politikasının bir ürünü olarak ve 2010’lu yılların başına kadar AB ile son derece yakın ilişkilerinin olmasına güvenerek, bölge ülkeleriyle herhangi bir ikili antlaşma imzalama başarısı elde edememesi olarak görülebilir.

Bugün AKP’nin konumuna bakınca NATO’nun bir neferi, ABD ve AB ile arasını mümkün olduğunca bozmamaya uğraşan, dış politikada büyük bir U dönüşü yaparak kavgalı olduğu Mısır, İsrail ve Suriye ile barışmaya uğraşan bir aktör görüyoruz. AKP, dış politikada yoğun bir destek arayışı içinde.

Kıbrıs konusunda da AKP’nin ABD ve AB’nin sınırlarını fazla zorlamayacağı, ancak bir yandan da Türkiye sermayesi ve mafyası adına buradaki pozisyonunu korumak isteyeceğini söyleyebiliriz. Bu nedenle AKP’den Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e dönük emperyalist rekabete fazla çomak sokamayacağı için Doğu Akdeniz ve Kıbrıs gündemlerinde bölge ülkeleriyle ilişkileri belirleyici olacaktır.