İktidarın laiklik karşıtı politikası: ÇEDES

Tarikat ve cemaatleri kullanarak toplumu dini anlayışı göre şekillendirmeye çalışan dini eğitim vakıflarıyla, ÇEDES benzeri projeleriyle bilimsel, laik ve çağdaş eğitim anlayışına son vermek isteyen iktidarın dinci-gerici politikaları sonuçsuz kalacaktır.

İktidarın laiklik karşıtı politikası: ÇEDES

Uğur Tekin

AKP, iktidara geldiği ilk dönemden itibaren laiklik karşıtı politikalar izleyerek toplumu ve devletin kurumlarını tedricen dini anlayışlarla dizayn etmeye çalışmıştır. Bu hamleleri yaparken de 1923 Devriminin kazanımı olan laiklik ilkesinin mevcut topluma uymadığını, gerçekleştirilen diğer devrimci atılımların toplumda bir karşılığı olmadığını söyleyerek özellikle muhafazakâr/mütedeyyin halkı yanıltıcı politikalar üretmiştir. Bununla birlikte söz konusu kendi çıkarları olduğu zaman laikliğe farklı bir “özgürlük” anlamı yükleyerek tarikatları ve cemaatleri “sivil toplum/dernek statüsünde değerlendirmiştir. Dinci-gerici anlayışın sivil toplum adı altında bu denli normalleşmesiyle tarikat ve cemaatler toplumun her yerine sızmış, aynı zamanda iktidarla işbirliği yapan tarikatlar, devletin yargı, askerî ve eğitim kurumlarında yapılanmıştır.

Türkiye tarihinde cemaatlerin varlığı uzun yıllardır bilinmektedir. Ancak AKP döneminde bu tür yapılanmaların etki alanı daha da genişlemiş, topluma ve siyasete doğrudan müdahale eden bir duruma gelmiştir. Türkiye bunun en iyi örneğini FETÖ ile yaşamıştır. AKP ile açıktan ittifak yapan FETÖ, açtığı okullar ve dershanelerde gerici anlayışla öğrenciler yetiştirmiş, daha sonrasında bu öğrencileri devlet kurumlarına sokmuş, dinci anlayışta bir düzen kurmak istemiştir. 15 Temmuz sonrası FETÖ ile yollarını ayıran AKP iktidarı, laiklik karşıtı politikalarına devam ederek FETÖ’nün boşluğunu diğer cemaatlerle doldurmuş ve birçok bakanlığa cemaat mensubu olan insanlar yerleştirmiştir. AKP’nin piyasacı politikalarından dolayı maddi durumu olmayan gençler de devletin yeterli yurt imkanı sağlamaması ve kamucu anlayışın terk edilmiş olması sebebiyle tarikat-cemaat yurtlarına mecbur bırakılmıştır.

Bu tür yapılanmalardaki yurtlarda kalan öğrencilerin dinci baskılara dayanamayarak intihar ettiği bir Türkiye gerçeği vardır ve AKP bunu görmezden gelmektedir. Artık haberlerde sık sık rastladığımız intihar vakalarına bir çözüm bulunmamakla birlikte Türkiye’de tarikat ve cemaat yapılanmaları her geçen gün artmaktadır.

ÇEDES PROJESİ

Yukarıda anlatıldığı gibi Türkiye’de tarikat ve cemaat yapılanması sorunu bulunurken, laiklik karşıtı politikaya bir yenisi daha eklenerek, Diyanet İşleri, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı arasında 2021 yılında “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” adlı protokol imzalandı.

Protokolün amacı; millî, mânevî, ahlâkî, insânî, kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren; aklı selim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetiştirilmesine katkı sağlamaktır.

Amaç kısmındaki ahlaklı, temiz kalpli gibi tüm bu ifadeler tamamen göz boyamaktan ibarettir. Protokolün asıl amacı “manevi danışman” adı altında imam, müezzin gibi Diyanet görevlilerinin okula girmesini sağlamaktır. Protokolün 8. maddesindeki yükümlülükler bölümü dikkatle incelendiğinde ise yapılmak istenen açıkça belirtilmektedir. İlgili bölüm şu şekildedir: “Manevi danışmanlık ve rehberlik hizmeti sunan Diyanet personelinin, okullarda iş birliği protokolü kapsamında yürütülecek olan değerler çalışmalarına katılımını sağlar.”

Bu protokole dayanarak İzmir ve Eskişehir’de cami, vaiz, hatip, kuran kursu görevlileri okullarda görevlendirilmeye başlanmıştır. Örneğin İzmir’de, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanmaya başlandı. 2 bin 497 okulun bulunduğu İzmir’in 30 ilçesinde ilk olarak imam hatip mezunu 842 kişinin okula görevlendirme yapıldı. Atama yapılmayan diğer okulların tamamına ise 1 yıl içerisinde atama yapılacağı öğrenildi.

Gerçekleştirilen bu uygulama laikliğe aykırıdır. Laiklik ilkesi okullarda ezber bir şekilde öğretildiği gibi sadece din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması değildir. Laik bir devlette gündelik hayat dini normlarla düzenlenemez. Bununla birlikte ekonomik hayat, hukuk, aile kurumu, eğitim dinin dogmatik kurallarına göre değil çağdaş anlayışa göre şekillenir.

Fakat ÇEDES projesine baktığımızda din görevlileri manevi danışmanlık adı altında okullara girmektedir. Okullarda bilimsel eğitim almış rehberlik ve psikolojik danışmanlar bulunurken pedagojik eğitimi olmayan din görevlilerinin dogmatik anlayışla öğrencilere destek olması çağdışı ve laikliğe aykırı bir uygulamadır.

Laiklik ilkesine göre devlet, tüm yurttaşlarına din, mezhep, inanç ve görüş fark etmeksin eşit yaklaşmalıdır. Ancak bir devlet kurumu olan MEB, diyanet görevlilerinin okullarda faaliyet gösterip dini söylem yaratmasına izin vererek laikliğe aykırı hareket etmektedir. Proje aynı zamanda anayasaya aykırı bir konumdadır:
1- Anayasa’nın 2. maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti laik, sosyal bir hukuk devletidir. projeye göre okullarda din görevlileri görev almakta öğrencilere bilimsel değil dini anlayışlarla yaklaşmaktadır. Laik bir devlette eğitim kurumlarındaki işleyiş dini anlayışlarla değil çağdaş ve bilimsel metotlarla yürür.

2- Anayasa’nın 42.maddesine göre “Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.”

ÇEDES denilen uygulama kanunla belirlenmemiştir, sadece bir protokol anlaşmasıdır. Anayasada yer alan ve temel haklarımızdan biri olan öğrenim hakkı, içerisinde birçok belirsiz maddenin bulunduğu protokolle düzenlenemez. Anayasanın tanıdığı hak ve özgürlükler ancak kanunla düzenlenir bunun aksi Anayasa’ya aykırılık oluşturur.

3- Anayasa’nın 128.maddesinde hüküm altına alındığı üzere “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” ve kamu personelinin nitelikleri, atanma usulü ve yetkileri de yine kanunla belirlenir.

Görüldüğü üzere MEB ile ortaklaşa imzalanan bu protokol, maddenin hem 1. hem 2. fıkralarını ihlal etmektedir. Okullarda görevli olan kamu personelleri öğretmenler ve diğer kamu görevlileridir, onların yetki alanına giren işlerde usulsüzce yetkilendirilmiş din görevlileri yer alamaz. Ayrıca din görevlileri, eğitim kamu hizmetinin gerektirdiği görevleri yerine getirmeye haiz değildir bu görevler eğitim alanında yetkili memurlar ve kamu görevlileri eliyle görülür.

Proje aynı zamanda devrimci bir atılım olan 3 Mart 1924’teki Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu yok saymaktır. 429 sayılı kanuna göre Şer’iyye (din işleri) ve Evkaf (vakıflar) Vekaleti kaldırılmış, din işleri Diyanet Başkanlığına devredilmiştir. 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunuyla Şer’iye ve Evkaf Vekaleti bünyesinde olan tüm eğitim kurumları, Milli Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır. Bu sayede din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasına paralel olarak eğitim alanında laikliğinin temelleri atılmıştır.

AKP’NİN DİNCİ-GERİCİ EĞİTİM PROJESİ

AKP, ÇEDES projesiyle birlikte laiklikten, bilimsellikten ve kamuculuktan uzak piyasacı-gerici eğitim politikasını devam ettirmek istemektedir. Tarikatları ve cemaatlerin gittikçe önünün açıldığı bir düzende dini anlayışın hakim olduğu okullarda tarikat ve cemaat mensupları daha fazla yerleşecektir. Bu projeyle dindar ve kindar nesilleri yetiştirmek isteyen zihniyet daha da güçlenecektir. Laikliğe aykırı dini anlayışlar içeren benzeri projeler, nesilleri din üzerinden kutuplaştıracak, gençleri bu sömürü düzeninin çarklarına hapsedecektir. 22 yılda devlet liseleri çağdaş, laik ve bilimsel eğitimden uzaklaştırılmıştır. Devlet liseleri, İmam Hatip Okullarına çevrilmiş, emekçi halkın çocukları da özel okullara gidemediği için İmam Hatip Liselerine gitmeye mecbur bırakılmıştır. ÇEDES projesi de bu anlamda dini kuralların etkin olduğu eğitim kurumları yaratma anlayışının bir ürünüdür.

Bu tür dinci-gerici anlayışla mücadele etmenin yolu laikliğin sesini yükseltmektir. Liberaller gibi herkese “özgürlük” adı altında tarikatların-cemaatlerin önünü açmak değildir.

Kemalizmi sınıf perspektifinden uzak vulgar bir anlayışla “askeri vesayet”, “ceberrut devlet” üzerinden okuyan AKP ve liberaller, Cumhuriyet kazanımlarını tahrif etmede ittifak kurmuş, ele ele piyasacı-gerici anlayışı yerleştirmeye çalışmıştır.

İktidar, laikliğe aykırı politikalarına devam ederken, düzen muhalefeti de iktidarın çizdiği sınırlar çerçevesinde siyaset yaparak baştan teslim olunmuş şekilde çaresizce helalleşme söylemi üretmektedir. Helalleşme söylemi, “laiklik bu topluma uymaz” diyen gerici anlayışın iktidarını onaylamak demektir. Laiklik bu ülkede emekçi halkın din kisvesi altında sömürülmesinin önünde bir kalkandır. Emekçi halkın mücadelesini engellemek için dini kullanan sermaye yanlısı bu zihniyetle helalleşilmez, hesaplaşılır.

Tarikat ve cemaatleri kullanarak toplumu dini anlayışı göre şekillendirmeye çalışan dini eğitim vakıflarıyla, ÇEDES benzeri projeleriyle bilimsel, laik ve çağdaş eğitim anlayışına son vermek isteyen iktidarın dinci-gerici politikaları sonuçsuz kalacaktır. Ülkenin ilerici, cumhuriyetçi ve çağdaş gençleri gericiliğe boyun eğmeyecek ortaçağ zihniyetindeki bu anlayışa karşı sonuna kadar mücadele edecektir.