İçten beslenme sorunu

Yetenekli de olsa genç akademisyenlerin önü hep tıkalıydı. Tek bir şansları vardı, o da doktora yaptıkları yer. Elbette bu şans için de yönetimle uyumlu olmak gerekiyordu.

Bugün Türkiye’de yetenekli, genç bir kişinin akademik yaşamda yer alabilmesi çok güç. Ne kadar başarılı doktora süreci geçirirse geçirsin, tezi ne denli önemli olursa olsun, isterse tezinden üretilen makaleler saygın dergilerde yayınlansın, eğer arkasında dinci bir destek yoksa işi gerçekten çok güç. Aslına bakarsanız bu yeni bir sorun değil; dinci destek kısmı bir yana bırakılırsa, yetenekli kişilerin önünde eskiden başka bir dert vardı: İçten beslenme engeli.

Bana çok uygun gelmiyor ama içten beslenme, bir biyoloji terimi olan İngilizce “inbreeding” sözcüğünün Türkçesi. “Soy içi üreme” veya “akademik ensest” şeklinde kullanımlarına da rastladım. Akademideki anlamı, kişinin doktora eğitimini aldığı kurumda akademik yaşamına devam etmesidir. Bugün bilimsel açıdan ileride olan pek çok ülkede ve özellikle bu ülkelerin önde gelen üniversitelerinde içten beslenme yapılmamakta, hatta özellikle kaçınılması gerektiği düşünülmektedir; çünkü başka bir kurumda yetişen bir akademisyenin yeni geldiği yere farklı bir bakış açısı, farklı bir deneyim getirdiği ve yeni bir sentez için olanak yarattığı pek çok çalışmayla ortaya konmuştur. Bu etkiyi aynı kurumda yetişen birisinin yaratma olasılığı, doğal olarak, düşüktür. Konu öylesine önemli ki, Sovyetler Birliği’nin ABD’ye yaşattığı “Sputnik Şoku” sonrası ABD’nin bilimde geri kalmamak için aldığı önlemler arasında içten beslenmenin engellenmesi de vardı. Elbette doktora sonrası başka yerlerde çalışmalar yürüttükten sonra aynı bölüme geri dönmeyi bu bağlamda değerlendirmemek gerek.

Türkiye’de işler pek böyle gitmiyor. Dediğim gibi bu yeni bir durum değil; eskiden de herhangi bir bölüme başvuran akademisyen adaylarının “kendi yetiştirdiğimiz bir arkadaşımıza bu kadroyu vermeyi düşünüyoruz” yanıtı alması pek olağandı. Elbette bir bölüm iki eski öğrencisini işe almışsa, bu kararın ne kadar sağlıklı olduğunu tartışmak anlamlı değil. Ama bölümün yarısı eski mezunlar ise, ciddi bir sorun ile karşı karşıyayız demektir. Gerçekten de üniversitelerin akademik personel özgeçmişleri sayfalarına baktığınızda, neredeyse tümünün orada doktora yapmış olduğunu görürsünüz. Ayrıca, bu konuda yapılmış ve verilere dayanan çok sayıda araştırma bulunuyor. (1-3)

Prof. Dr. Ersin Yurtsever 2022 yılında, üç eski üniversitenin kendi doktoralı öğretim üyelerinin oranlarının yüzde 85 ile yüzde 93 arasında değiştiğini yazmıştı: “Bu rakamlar web sitelerinin oldukça eksik olmaları nedeniyle mutlak sayılar değil ama hata payları da yüzde 10 bile olamaz. ODTÜ gibi içten beslenmeye direnen kurumlarda bu sayı çok daha az ama maalesef Kimya Bölümü sitesinden bu bilgileri alamadım. Kimya Mühendisliği bölümünde, gene eksik bilgilerle, yüzde 25 civarında bir rakama ulaşıyorum. İki üniversitede ise elektrik-elektronik mühendisliğinde bu rakamlar yüzde 46 ve yüzde 74.” (1) Benzer biçimde İstanbul, Karadeniz, Orta Doğu ve Yıldız Teknik Üniversiteleri’nde çalışan akademisyenleri ele alan başka bir çalışmada da doktorasını başka yerde yapan veya doktora sonrası birkaç yıl başka bir merkezde çalışanların akademik üretimleri daha yüksek bulunmuştu. (3)

Örnekler çoğaltılabilir ama bütün önemli üniversitelerde olduğu gibi, içten beslenmeyle işe alınan akademisyen oranı asla yüzde onu geçmemeli. Bu yüzde on da ancak çok parlak kişiler için kullanılmalı. Bugün ABD’nin önde gelen merkezlerinde bu uygulama neredeyse sadece Nobel alacağı umulan kişilere yapılmaktadır.

Dediğim gibi, yetenekli de olsa genç akademisyenlerin önü hep tıkalıydı. Tek bir şansları vardı, o da doktora yaptıkları yer. Elbette bu şans için de yönetimle uyumlu olmak gerekiyordu. Türkiye’de akademi bu açıdan zaten geçmişten beri sorunlu olduğu için, bugünkü dinci gerici kadrolaşmaya yeterince ses çıkartamıyor.

(1) https://sarkac.org/2022/02/universitelerimizde-onemli-bir-sorun-icten-beslenme/

(2) Başak R. A Practice to Maintain Status Quo in Turkish Universities: Academic Inbreeding. J Curr Res Soc Sci  7 : 337-48, 2017.

(3) İnanç Ö, Tuncer O. The Effect of Academic Inbreeding on Scientific Effectiveness. Scientometrics 88:885–98, 2011.

Yazarın Diğer Yazıları
Tıp bilim midir? 9 Haziran 2024
İçten beslenme sorunu 14 Nisan 2024