İsrail, Hizbullah’ın yeni lideri olması beklenen Safiyuddin'in öldürüldüğünü iddia etti
İsrail ordusu, Hasan Nasrallah’ın muhtemel halefi olarak gösterilen Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin’in yaklaşık 3 hafta önce düzenledikleri saldırıda öldürüldüğünü ileri sürdü.
Ordu Sözcüsü Daniel Hagari yaptığı açıklamada, Safiyuddin’in 4 Ekim’de Beyrut’un güneyindeki Dahiye Mahallesi’ne düzenlenen saldırıda öldüğünü öne sürdü.
Hizbullah’tan İsrail ordusunun iddiasına ilişkin henüz açıklama yapılmadı.
Hasan Nasrallah, 27 Eylül’de Beyrut’un güneyindeki Dahiye Mahallesi’nde düzenlenen İsrail hava saldırılarında ölmüştü.
Hizbullah, Nasrallah’ın yerine geçecek kişiyi henüz belirlemezken Genel Sekreterlik için Safiyuddin’in ismi öne çıkıyor.
İsrail basını, İsrail ordusunun 3 Ekim gecesi Beyrut’un güneyine düzenlediği hava saldırısında Safiyuddin’in hedef alındığını yazmıştı.
1960’ların başında Güney Lübnan’da doğan Haşim Safiyuddin, Hizbullah’ın ilk üyelerinden biri.
1995 yılında Hizbullah’ın en yüksek konseyi olan Danışma Meclisi’ne terfi eden Safiyuddin, kısa bir süre sonra Hizbullah’ın askeri faaliyetlerini kontrol eden Cihat Konseyi’nin başına getirildi.
Safiyuddin, 1998’de partinin Yürütme Konseyi’nin başına seçildi. Bu pozisyon 1992’de Hizbullah’ın genel sekreterliğine atanmadan önce Nasrallah tarafından da iki kez üstlenilmişti.
Safiyuddin ayrıca Hizbullah’ın öldürülen lideri Hasan Nasrallah’ın kuzeni.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının ardından 8 Ubatta Trump'ın "ateşkes" ilan etmesiyle başlayan süreçte Pakistan'ın…
Çağrı metninde, "2026 yılında NATO Zirvesi’ne ülkemizin ev sahipliği yapmasını istemiyoruz. Temmuz ayında Ankara’da yapılması…
Gezi olayları bir tesadüf değil, Cumhuriyet ve laikliğe karşı girişilen uygulamalara tepki anlamına geliyordu. Bu…
Laiklik kavramsal olarak toplumsal ve kültürel alanla ilgili görünüyor olsa bile, laikliğin din ve inanç…
Cumhuriyeti, laikliği militarizm ve despotik sıfatlarıyla yaftalayan, Siyasal İslam’ın yükselişini demokrasi heyecanı ile karşılayan, karşı…
Bugüne kadar doğrudan şeriat talep etmekten kaçındılar, özgürlüklerden dem vurdular, mağduru oynadılar. Zamanı geldiğini düşündükleri…