Reklam

Çocuk adaletinde acelecilik: Bilimsel temelden kopan yargı paketlerinin riski

Reklam

AV. KARDELEN ATEŞCİ

Çocuk adalet sisteminin bugün karşı karşıya olduğu yapısal sorunlar bir günde ortaya çıkmadı. Yıllar boyunca sürekli değişen okul ve sınav politikaları, eğitim alanındaki istikrarsızlık, çocuk işçiliğini dolaylı biçimde meşrulaştıran ekonomik ve idari düzenlemeler, çocuk evliliklerinin toplumsal ve kurumsal düzeyde görünmezliği ile dar gelirli ailelere yönelik sosyal politikaların sürdürülebilir biçimde uygulanamaması ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi etkenler; giderek daha fazla çocuğun mağdur ya da suça sürüklenen çocuk olarak sisteme dahil olmasına yol açtı. Bugün ise çocuk adalet sisteminin yapısal sorunlarını tartışmak ve kalıcı çözümler üretmek yerine, kamuoyu baskısı ve aceleci yaklaşımın etkisiyle, bilimsel kanıtlardan kopuk müdahaleler gündeme getiriliyor. Yargı paketleri ve hızlı yasal değişiklikler, mevcut sınırlı kapasiteye sahip sistemi güçlendirmek yerine, kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da uzun vadede zayıflatma ve işlevsizleştirme riski taşıyor. Bu yaklaşım, sorunların köküne inilmeden yapılan düzenlemelerin hem mağdur çocukların mağduriyetlerini derinleştirebileceğini hem de suça sürüklenen çocukların suç döngüsünde kalma riskini artırabileceğini gösteriyor. Aynı zamanda adalet mekanizmasının bütüncül işleyişi üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyor.

Bu noktada kritik soru şu: Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum mu, yoksa diğer ülkelerde de benzer şekilde kamuoyu baskısıyla şekillenen düzenlemelere mi rastlanıyor?
Şubat 2024’te Almanya’nın Stuttgart kentinde 13 yaşındaki bir çocuğun, 12 yaşındaki bir çocuğun ölümüne yol açtığı trajik olay ülke genelinde büyük bir infial yarattı. Olayın hemen ardından Hristiyan Demokrat Parti (CDU), ceza sorumluluğu yaşının 14’ten 12’ye düşürülmesi ve çocuklara daha ağır cezalar verilmesi yönünde bir öneri sundu. Ancak Federal Adalet Bakanı, tekil bir olay üzerinden ceza yasalarının değiştirilemeyeceğini vurgulayarak bu öneriye karşı çıktı. Federal hükümet, kararını çok sayıda bilimsel rapora dayandırdı ve suçun caydırıcılığının cezanın ağırlığından ziyade sistemin bütüncül işleyişi ile ilişkili olduğunu açıkladı. Takip eden süreçte Eyaletler Adalet Bakanları Konferansı da benzer bir değerlendirme yaparak yaşın düşürülmesi yönündeki öneriyi reddetti. Bu örnek, çocuk adaletine ilişkin aceleci ve tekil olaylara dayalı düzenlemelerin ne kadar riskli olduğunu ve bilimsel veriye dayalı politika üretmenin önemini açık biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye’de ise durum, Almanya örneğinin aksine, kamuoyu baskısı ve siyasi aceleciliğin çocuk adaletine yön verdiği bir görünüm sunuyor. 10. Yargı Paketi ve hemen ardından gündeme gelen 11. Yargı Paketi’nde çocuklara ilişkin düzenlemeler, çocukların suçla ilişkilenen döngüden çıkmasını desteklemekten uzak; gerçeklikten, araştırmalardan ve çocuk haklarına dayalı bir perspektiften kopuk müdahaleler olarak karşımıza çıkıyor. Bu düzenlemeler, sistemin yapısal sorunlarını çözmek yerine, daha çok politik bir yükümlülük yerine getirme eğiliminde ve mevcut sınırlı kapasiteyi daha da zorluyor.

Peki, 11. Yargı Paketi çocuklar açısından hangi riskleri barındırıyor?

Taslak düzenleme, çocuk kavramının içini boşaltan ve çocukluğun sınırlarını belirsizleştiren bir yaklaşım taşıyor. Özellikle 15 yaşındaki bir çocuğun fiilen yetişkin gibi değerlendirilmesine olanak sağlayan hükümler, çocukların yetişkinlerle benzer bir ceza rejimine tabi tutulmasının önünü açıyor. Bu durum, çocukluğun hukuki ve toplumsal koruma alanını ciddi biçimde zayıflatma riski barındırıyor.

Ayrıca taslak, çocukların kapatılma oranlarının artmasına yol açabilecek hükümler içeriyor. Oysa ABD gibi kapatılma oranlarının yüksek olduğu ülkelerde yapılan çalışmalar, çocukluk döneminde kapatılan bireylerin yetişkinlikte yeniden hapsedilme ihtimalinin, hiç kapatılmayan akranlarına göre belirgin biçimde arttığını ortaya koyuyor. Bu bulgu, cezaların ağırlığının değil, sistemin çocukları nasıl desteklediğinin belirleyici olduğunu açıkça gösteriyor.

Taslağın bir diğer kritik yönü, çocuklara özgü ceza indiriminin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda hakime son derece geniş bir takdir yetkisi tanıması. Yaş küçüklüğü indiriminin hangi hallerde uygulanmayacağının açıkça düzenlenmemesi, yasa yapma tekniğine aykırılık taşıdığı gibi uygulamada keyfi, bölgesel olarak farklılaşan ve öngörülemez kararların ortaya çıkmasına kapı aralıyor.

Son olarak, taslakta hükümlü çocukların doğrudan kapalı infaz kurumlarına gönderilmesi öngörülüyor. Bunun yanı sıra, çocukların eğitimevinden kapalı ceza infaz kurumuna sevk edilmesi idarenin takdirine ve disiplin uygulamalarına bağlanıyor. Böylece çocuklara özgü bir kurum olan eğitimevlerine erişim belirsiz, ölçülemeyen ve subjektif kriterlere dayanır hale geliyor; çocukların fiilen yetişkin hapishanelerine benzer koşullara yönlendirilmesinin yolu açılıyor.

Tüm bu değişiklikler, çocuk adalet sisteminin koruyucu ve destekleyici niteliğini zayıflatarak onu yeniden cezalandırıcı bir modele yaklaştırıyor. Oysa geçmişte hiçbir toplumsal sorun cezaları ağırlaştırarak çözülemediği gibi bugün de çözülemeyecek.

*İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı, LL. M., kardelenatesci@gmail.com

Reklam

Önceki Haberler

Türk-İş açıkladı: Eylül ayında yoksulluk sınırı 123 bin lirayı, açlık sınırı 37 bin lirayı aştı

Türk-İş Konfederasyonu tarafından hazırlanan açlık ve yoksulluk araştırmasına göre Eylül'de açlık sınırı 37 bin 801…

30 Eylül 2026 11:20

ABD’den Küba’ya yönelik yeni yaptırımlar

ABD yönetimi, Küba'ya yönelik seyahatlere yeni kısıtlamalar getirirken, bazı finansal işlemlere ilişkin yasağı genişletti ve…

30 Eylül 2026 10:59

TÜİK gerçek işsizlik verilerini açıkladı

TÜİK verilerine göre, zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı…

30 Eylül 2026 10:40

Şaşırıyor muyuz? Hayır!

Tüm bu sorunların çözümü, “sistem karşıtı” bir muhalefetle ve kapitalist sisteme son verilerek yerine emekçilerin…

30 Eylül 2026 10:27

Dubai-Tel Aviv seferinde kaçırılma iddiası yalanlandı

Flydubai’nin Dubai-Tel Aviv seferini yapan yolcu uçağının Ürdün hava sahasında önce acil durum, ardından uçak…

30 Eylül 2026 10:17

Tacir liderlerin al-ver düzeni

Siyaset ve diplomasi halkların ortak çıkarlarından giderek uzaklaşıp tacir liderlerin al-ver düzenine teslim oluyor.

30 Eylül 2026 09:58
Reklam