İtibar intiharı
Halkı terbiye edilecek çocuk yerine koyan feodal döneme özgü anlayış, ülkemizde yirmi üç yıldır süren tek adam rejimiyle birebir örtüşüyor.
Yetişkinlerin çocuklar ve gençler üzerinde kurduğu otorite, ruhbilimsel çalışmalarda yetişkincilik kavramıyla adlandırılıyor. Yetişkinci anlayışta ebeveynler, çocuklarını kendine özgü farklı özellikler taşıyan bağımsız bireyler olarak görmüyor; tersine onların sahibiymiş gibi davranarak insani haklarını ihlal ediyor. Çocuğu ve genci terbiye etmekten sorumlu olan yetişkinlerin azarlama, tehdit, dayak gibi cezalandırma yöntemlerini kullanması normal görülüyor. Davranışçı kurama göre ceza, hem istenmeyen bir davranışı engellemeye, hem de bunun daha sonra yinelenmesini önlemeye yarıyor. Hayvan terbiyesi için elverişli olan bu model, ataerkil aile ve toplum düzenini sürdürmek için de kullanılıyor. Aile reisi olarak kabul edilen baba ile otoriter lider rolü birbiriyle benzeşiyor. Halkı terbiye edilecek çocuk yerine koyan feodal döneme özgü anlayış, ülkemizde yirmi üç yıldır süren tek adam rejimiyle birebir örtüşüyor.
Tüm bireylerin eşit haklara sahip olduğunu vurgulayan mevcut anayasada, yönetenle yönetilen arasında hiyerarşik bir ilişki olduğu yazmıyor. Halka fiilen dayatılan tek adam rejiminin doğasına uymayan bu çelişkiyi gidermek için Saray’ın hukuk danışmanı, yeni bir anayasa modeli önerdi. Hem de İmamoğlu gözaltına alınmadan dört gün önce. Öneriye göre yeni anayasa yalnızca bireyi değil aileyi, toplumu ve devleti de güvence altına almalıymış! [1] Acaba böyle bir anayasa yürürlükteyken bireyi aileden, toplumdan ve devletten hangi hukuk sistemi koruyacak?
Bilindiği gibi Erdoğan, muhalefet partisinin liderleriyle iktidarı süresince eşit ilişkiler kurmaya hiç yanaşmadı. Ortağı Bahçeli’nin yanı sıra MHP sözcüleri de muhalif liderlere karşı hep üstenci tavır takındı. Özellikle son günlerde CHP’li yöneticileri hedef alan söylemlerin sertleşerek tehdit boyutuna geldiğine daha çok tanık oluyoruz. Mezarlar kazılıyor, dişler sökülüyor!
On iki yıl önce Gezi eylemlerine katılan gençler, başta yaşam tarzı olmak üzere iktidarın dayatmacı tavrına ve Cumhuriyet karşıtı uygulamalarına öfkeliydi. Üstüne üstlük tüm düzen partilerine de tepkiliydi. Gezi direnişinin temel belirleyicisi demokrasi ve özgürlük istemiydi. Bugün de aynı istemler geçerli ama gençler öncelikle insanca bir yaşam, adaletli bir düzen ve öngörülebilir bir gelecek için eylem yapıyor. Sokakları, meydanları dolduran gençler, değişim umuduyla CHP’ye ve İmamoğlu’na destek veriyor. İktidarın gençlere yönelik ceberut yaklaşımı ise kamu vicdanında karşılık bulmuyor. Konda’nın en son anketine göre toplumun yüzde 73’ü protesto eylemlerini haklı buluyor[2].
Eylemler süreklilik kazandıkça yabancı yayın kuruluşlarının da dikkatini çekiyor. Şimdilerde iç ve dış kamuoyunda oluşan yaygın kanı, Erdoğan’ın güçlü rakibini hapse attırdığı yönünde. Yani insanlar, mahkeme kararlarını hararetle savunan iktidara inanmıyor. Kuşkusuz son gelişmeler, Erdoğan’ı güçlü lider olarak tanımlayan Trump’ı da yeniden düşünmeye itecek. ABD ve Batılı ülkeler Türk kamuoyunun nabzını tutmakta pek ustadır. Dolayısıyla yakın bir gelecekte güç kaybeden yerine güç kazanan muhatap alınırsa hiç şaşırmayalım.
Öte yandan eylemleri görmezden gelen televizyon kanallarının artık iktidar lehine kamuoyu oluşturma gücünün kalmadığını saptamak gerekiyor. Zaten bu durum son yerel seçim sonuçlarıyla da kanıtlanmıştı. Yandaş kanalların tek derdi, Reis’e yaranmak. RTÜK Başkanı da aynı nedenle bağımsız medyaya cezalar yağdırıyor. Siyasal iktidar, boykot çağrılarına aşırı tepki göstererek aslında kalabalıklardan çekindiğini dışa vurmuş oluyor. Sonuçta İmamoğlu’na yönelik itibar suikastı, iktidarı hızla itibar intiharına sürüklüyor.
[1] https://www.birgun.net/haber/saraydan-yeni-anayasa-mesaji-yalnizca-bireyi-degil-aileyi-de-guvence-altina-almali-607626
[2] https://www.birgun.net/haber/konda-toplumun-yuzde-73-u-imamoglu-protestolarini-hakli-buluyor-610763