Kürt sorununda emperyalizmin çözümü

Kürt sorununda emperyalizmin çözümü

24-03-2025 14:42

Henüz sürecin nereye varacağı, Kürt sorununa nasıl bir çözüm getireceği, bahsi geçen kazanımların neler olacağı muğlaklık taşımasına karşın, DEM Parti ve liberallerin sürecin parçası olacağı ve düzen siyasetindeki ittifakların yeniden şekilleneceği netleşmiş oldu.

Ahmet Ö. Keskin

İlk olarak Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla gündeme gelen yeni “çözüm süreci”, bugün gelinen noktada yalnızca Türkiye’de değil, bölgede de ana gündem haline gelmiş durumda. AKP-MHP öncülüğünde başlayan süreç, bölgedeki tüm Kürt partilerinin de dahil olduğu bir biçimde genişleyerek ilerletilmeye devam ediyor. Belirli bir yol alındığını söyleyebileceğimiz bu evrede taraflardan gelen açıklamalar ise büyük ölçüde sürecin “olumlu” ve herkes için “kazanımla” sonuçlanacağı yönünde.

Henüz sürecin nereye varacağı, Kürt sorununa nasıl bir çözüm getireceği, bahsi geçen kazanımların neler olacağı muğlaklık taşımasına karşın, DEM Parti ve liberallerin sürecin parçası olacağı ve düzen siyasetindeki ittifakların yeniden şekilleneceği netleşmiş oldu. AKP açısından son seçimlerde yaşanan gerileme ve sıkışmanın aşılma olanağı olarak öne çıkan sürecin olası bir anayasa gündeminde de yine AKP’nin elini rahatlatacağı ise şimdiden dillendirilmeye başlandı.
Sürecin parçası olan tüm unsurlar ise olası bir yol kazası yaşanmaması adına son derece ılımlı, son derece “naif” şekilde ilerliyor. Öyle ki; DEM Parti’nin ileri gelenleri gün aşırı Devlet Bahçeli’ye methiyeler düzerken, Devlet Bahçeli ise Sırrı Süreyya Önder’i halaya davet ediyor. Başta ABD ve diğer emperyalist merkezler süreçten son derece memnun olduklarını açıklarken, SDG lideri Mazlum Abdi de Şam’da katil Colani ile el sıkışıp anlaşma imzalıyor. Tüm bu “barış” ve “kardeşlik” havasına ise Suriye’de cihatçı çetelerin gerçekleştirdiği Alevi katliamı eşlik ediyor. Sürecin bölge halklarına nasıl bir barış vaat ettiğini açıkça gösteren bu katliam, belli ki liberal zevatça sürece zarar vermemek adına sessizlikle karşılanıyor.

BOP’TA YENİ EVRE

Bugüne kadarki ilerleyiş, sürecin AKP açısından yalnızca iç siyasete dönük bir hamle olmadığını, daha kapsamlı bir projenin hayata geçirilmeye çalışıldığını açıkça gösteriyor. Bölgedeki Kürt güçleriyle kurulacak ittifak üzerinden Türkiye’nin etki alanının Suriye’de Esad sonrası oluşan boşluğa doğru genişlemesi ve bunun yanı sıra bölgede ABD ve İsrail ekseninin güç kazanması öngörülenler arasında. Bu çerçevede 2000’li yılların başında ABD emperyalizminin uygulamaya sürdüğü Büyük Ortadoğu Projesi’nde (BOP) yeni bir evreye geçildiğini not etmekte fayda var.

Bu yeni evreye dair olasılıkları ve emperyalizmin bölgedeki kısa ve uzun vadeli hedeflerini daha önceki “Pusula”mızda işledik (1). Geçmişte yapmış olduğumuz o değerlendirmelere referansla bugün emperyalizmin hedef ve çıkarlarını yeniden hatırlatmakta fayda var. ABD açısından öncelikleri; bölgedeki petrol ve doğal gaz kaynakları ve transfer yolları üzerindeki hegemonyanın sürdürülmesi, Rusya’nın ve Çin’in bölgedeki etkinliklerinin sınırlandırılması/sonlandırılması, İran’ın yalnızlaştırılması ve Direniş Ekseni’nin dağıtılması olarak sıralayabiliriz.

Bu doğrultuda bölgedeki Kürt güçleriyle yürütülen yeni “çözüm” sürecinin bu başlıklar üzerinden ele almak gerekir. Bugün Suriye’deki petrol ve gaz rezervlerinin önemli bir kısmı PYD-SDG kontrolündeki bölgede yer almaktadır. Irak’ta KDP yönetimindeki bölgeden başlayıp Türkiye’ye uzanan “Kürt koridoru” ise bu kaynakların lojistiğinde oldukça önemli bir role sahiptir. Bölgede istikrarın sağlanması açısından da PKK’nin bir kriz başlığı olmaktan çıkması, tasfiye ya da başka bir formülle sürece entegre olması gerekmektedir. Dolayısıyla süreç Bahçeli ve DEM Parti’liler arasında ansızın depreşen barış aşkından ziyade; emperyalizm, sermaye sınıfı ve bölgedeki egemen güçler arasındaki çıkar ortaklığı gibi son derece somut bir zemine dayanmaktadır.

Bugün bu zemin üzerine inşa edilecek çözümün neye hizmet edeceği, sürecin getireceği barışın kimler arasında olacağı aşikardır. Adını koymakta fayda var; BOP’un bu yeni evresinde önümüze sunulan “Amerikan barışıdır”. Bu barışın temin edeceği; bölge halklarının huzuru ve refahı değil, yukarıda bahsettiğimiz çıkar ortaklığının istikrar ve güvenliğidir.

KÜRT DİNAMİĞİNDE ÇÖZÜLME

Yeni çözüm sürecinin Kürt sorununa dönük belirsizlikler barındırdığından yukarıda bahsettik. Bu noktada sürecin esasen emperyalizm ve sermaye sınıfı lehine bir çözüme işaret ettiğini, Türkiye kapitalizmi açısından bir kriz gündemi olan Kürt dinamiğinin ise bu süreçle birlikte çözülme yaşadığını vurgulamak gerekir. Yaşanan bu çözülme bugün başlamamıştır. Dün sınıfsallığın yerini alan ulusalcılığı, girişilen pragmatik ve ilkesiz ittifaklar izlemiş, günün sonunda geriye siyasetsizlik ve teslimiyet kalmıştır. Son otuz yıla yayılan bu çözülme sürecinin tarihsel ve teorik boyutlarını daha önce detaylı olarak Gelenek (2) ve Marksist Manifesto (3) dergilerinde ele aldık. O nedenle çok gerilere gitmeden sürecin güncel birkaç kırılma noktasına değinelim.

İlk kırılma için birinci çözüm sürecine (2010-2015) bakmakta fayda var. Hatırlayalım; AKP yine iç siyasette yaşadığı sıkışmayı muhalefeti dağıtarak, düzen siyasetindeki ittifakları yeniden düzenleyerek aşmıştı. Anayasa referandumunda liberallerden “yetmez ama evet”, o dönemki adıyla BDP’den ise çekingen bir “evet” anlamına gelen boykot gelmişti. Yine Kürt siyasetince kutsanan bir çözüm süreci vardı ki sürece zarar gelmemesi adına Gezi Direnişi’ne dahi mesafeli yaklaşılmıştı. “Demokratik devrim” olarak nitelenen sürecin sonunda Kürt halkına bakiye kalan ise TRT Şeş ve Megri resitali olmuştu. Sürecin hemen ardından yaşanan kıyım ve kan siyasetini ise “hesap defterimize” not düşmek gerekir.

Birinci açılım döneminin ardından yaşananlar ise ikinci bir kırılma noktasına tekabül etmektedir. Bu dönemde siyaseten çıkışsız kalan Kürt siyaseti, AKP’nin havuç-sopa yaklaşımıyla paralize olmuş, yeniden masa kurulması gerektiği dışında bir şey söyleyemez hale gelmişti. Bugün kurulan masaya bu kadar istekli bir şekilde oturmalarının arkasında yatan sebeplerin başında bu paralize olma hali gelmektedir.

Üçüncü ve son kırılmanın ise Rojava-Kobani savaşlarında yaşandığını söyleyebiliriz. Bu süreçte iki önemli gelişme yaşanmıştır. Birincisi bölgenin IŞİD’den temizlenmesi esnasında PKK ve YPG güçlerinin yaşadığı ciddi askeri kayıplardır. Özellikle Hendek savaşlarının üzerine gelen bu süreç Kürt güçlerini oldukça yıpratmıştır. İkincisi ve daha da önemlisi ise süreç boyunca ABD ile kurulan ilişkidir. Irak işgalinin başladığı dönemden bu yana bölgedeki Kürt partilerinden KDP ve KYB’nin ABD ile açıktan bir ittifak yürüttüğü herkesin malumu olmasına karşın, PKK ve PYD bu döneme kadar daha örtülü bir ilişkilenme yürütmekteydi. “Rojava devrimiyle” beraber Kürt hareketindeki en ufak Amerikan karşıtı nüve dahi ortadan kalkmış, emperyalizmle ilişkilenme konusunda boyut atlanmıştır. ABD’nin bölgeye yerleşmesi ve açtığı askeri üsler de “devrim”in promosyonu niteliğinde olmuştur. Bu süreçte yaşanan askeri ve ideolojik çözülmenin Türkiye solunda yarattığı tahribat ise oldukça önemli olmakla beraber başka bir yazının konusudur.

OLANAKLAR VE ÇIKIŞ YOLU

Bugüne tekrar dönelim. Süreci tetikleyen esas gelişmenin Suriye’deki dağılma ve iktidarın HTŞ tarafından ele geçirilmesi olduğunu vurgulamakta fayda var. Zira AKP ve Kürt siyasetinin ortaklaştığı nokta; bunun iki taraf açısından da “tarihsel bir fırsat” olduğu yönünde. Taraflar emperyalizmin garantörlüğünde kurulan masada yerlerini almış, bölgenin yeniden yapılandırılmasında paylarına düşeni beklemektedir.

Sürecin iç siyasette ise nelere vesile olacağı büyük ölçüde tahmin edilebilir hale gelmiştir. Henüz açıktan ilan edilmese de sürecin ilerleyişi ve ittifaklar meselesine dönük yapılan ilk açıklamalar, AKP açısından kritik bir öneme sahip Anayasa gündemi geldiğinde, kimlerin AKP’nin yardımına koşacağını göstermektedir.
Sürece komünistler açısından müdahale etmenin ise belirli sınırları olduğunu kabul etmek gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz Kürt dinamiğinde yaşanan siyasi ve ideolojik çözülme, bu müdahaleyi sınırlayan parametrelerin başında gelmektedir. Ancak bugün ortalama bir Kürt yurttaşın dahi sürece ve AKP’ye kuşkuyla yaklaşıyor olması ise önemsenmesi gereken bir olgudur. Özellikle emekçi karakteri belirginleşmiş, büyük kentlerde yoğunlaşan bu Kürt kesimlerine seslenmek oldukça önemlidir.

Gelinen noktada emperyalizm ve sermaye sınıfı açısından Kürt sorunu büyük ölçüde çözülmüş ya da çözüm yoluna girmiştir. O nedenle meseleyi sınıfsal olarak ayrıştırmak çıkış yolunu bulabilmek adına elzemdir.

Süreçten ve yıkımdan çıkmanın yolu emperyalizme ve sermaye sınıfına karşı verilecek ortak mücadeleden geçmektedir. Emperyalizmle tüm köprüler atılmadan, meseleyi sınıfsal olarak kavramadan, düzen siyasetiyle ayrışmadan girilecek yollar defaatle denenmiş, net bir şekilde tıkanmıştır. Bugün Kürt siyasetinin trajikomik hali, emekçiler açısından Kürt sorununun çözümünün ancak sosyalizm programıyla mümkün olduğunu tesciller niteliktedir. Emekçilerin sınıfsal taleplerinin öne çıkacağı, bağımsız, anti-emperyalist bir hat örülmeli bu yol üzerinden yürünmelidir. Ancak bu çerçevede çözülen Kürt dinamiği kendisine yeniden bir anlam bulabilir.

KAYNAKÇA

[1] https://yurtsever.org.tr/2024/pusula-bopa-ne-oldu-532802/

[2] https://marksistmanifesto.com/kategori/gelenek-sayi-98/

[3] https://marksistmanifesto.com/kategori/sayilar-2/