Malatya'da deprem konutları dere yatağına yapılıyor
Malatya Doğanşehir’de rezerv alan ilan edilen bölgede inşa edilen deprem konutlarının tarım arazisine, dere yatağına ve heyelan riski taşıyan zemine yapıldığı bilirkişi raporuyla ortaya çıktı. Köylüler ''ev değil felaket inşa ediliyor'' diyerek tepki gösterdi.

Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Kurucuova Mahallesi’nde yapımı süren konutlar, köylülerin açtığı dava sonrası hazırlanan bilirkişi raporuyla tartışmalı hale geldi. Raporda, konutların yapıldığı alanın tarım arazisi niteliğinde olduğu, dere yatağı ve heyelan riski taşıdığı, zeminde sıvılaşma bulunduğu ve yapılaşmaya uygun olmadığı tespit edildi.
6 Şubat depremlerinin ardından Malatya’da rezerv alan ilan edilen bölgede yapılan konutlar için köylüler, “dere yatağına ev yapılmaz, heyelan riski var, zemin sıvılaşıyor” diyerek İdare Mahkemesi’ne başvurmuştu. Malatya 3 İdare Mahkemesi’nde süren davada bilirkişi raporu köylülerin iddialarını büyük ölçüde doğruladı.
”ALAN SEL VE TAŞKIN SULARIN ETKİSİ ALTINDA ”
Raporda, alanın 2. sınıf tarım arazisi olduğu, bölgede yoğun şekilde tütün ve fasulye üretimi yapıldığı, arazinin sel ve taşkınlardan etkilendiği vurgulandı. Ayrıca zeminde yeraltı suyunun 1,5 metre derinlikte olduğu ve sıvılaşma riskinin bulunduğu belirtildi. Raporda, “Taşınmazlar dere yatağında sel ve taşkın suların etkilendiği alanda bulunmakta olup, sürekli sel ve taşkın suların etkisi altında bulunmaktadır” denildi.
”ŞEHİRCİLİK VE İMAR AÇISINDAN DA SORUNLU”
Bilirkişi raporunda, Çevre Düzeni Planı’na göre dava konusu alanın “tarım arazisi” olarak tanımlandığı, planlama ilkelerine ve ilgili mevzuata aykırı şekilde yapılaşmaya açıldığı ifade edildi. Ayrıca, alternatif olarak köy yerleşik alanının kuzeyinde bulunan bölgelerin yerleşime daha uygun olabileceği, bu alanların zemin ve depremsellik açısından yeniden incelenmesi gerektiği kaydedildi
”ISLAH PROJESİ YETERSİZ KALABİLİR”
Her ne kadar DSİ tarafından dere ıslah projesi onaylanmış olsa da raporda, küresel iklim değişikliği ekseninde son yıllarda meydana gelen ekstrem olayların sıklığının arttığı da göz önüne alınarak yağış ve sel riskleri karşısında bu çalışmaların yetersiz kalabileceği vurgulandı.