Reklam
Reklam

Gürseli Kara

21.Yüzyıldan çok da değil birkaç yüzyıl geriye gittiğimizde 1500’lü yıllar Avrupa’sında kadınlar süpürge ile uzak diyarlara uçabilen şeytani varlıklar yani cadılar olarak suçlanmıştı. Bir asırdan daha uzun süre boyunca, bazı kaynaklara göre 90 bin kadın, bazı kaynaklara göre 500 bin kadın halkın önünde diri diri yakılarak öldürülmüştür. Ölümün ardından ziyafet düzenlenir ve düzenlenen ziyafetin masrafı cadının ailesinden alınır, ayrıca cadıya ait bir mülk varsa kilise bu mülke el koyma hakkına sahip olur. Cadı ölmeden önce işkence altında başka cadıların isimlerini verir ve bu karanlıkla dolu düzen devam eder. Sürecin içinde rant vardır, emeksiz kazanılan para vardır ve kadının cadı olmadığını ispat edebilmesinin herhangi bir yolu asla yoktur. Toplumda oluşan salgın hastalıklar, bebek ölümleri, mahsulün verimsiz olması, doğal felaketler yani aksi giden her şeyden cadılar sorumludur, böylece yönetici sınıfın sorumluluğu tamamen ortadan kalmış olur. Çünkü suçlu ortadadır. Cadılar… Bu sisteme itiraz eden herkes cadılıkla suçlanır, öyle ki cadı olduğu için sadece kadınlar değil oransal olarak az sayıda erkek ve çocuk da infaz edilir.

Bu köhnemiş düzenden günümüze bakınca kadınlar hala yaşama mücadelesi veren, eksik akıllı ve korunmaya muhtaç zavallı varlıklar olarak tanımlanıyor. Kötü masalın devamı niteliğinde. Oysa bizler masallarda mutlu sonlara alıştık. Kadınlar eşit yurttaşlar olma hakkını Dünya’da ilk kez 1917 Ekim Devriminde kazandılar. Masalın mutlu sonu değil ama en güzel başlangıcı niteliğinde.

Sovyetler Birliği deneyimi diğer birçok ülkeye de ışık olmuş ve kadın hakları konusunda yol gösterici niteliktedir.

Mücadele ile kazanılmış tüm haklar gibi kadın hakları da gökten zembille inmedi. Alın teri ile ilmek ilmek örülerek kazanıldı. Kadının toplumda eşit bireyler olarak görülmesi, erkeklerle aynı haklara sahip olması için talepler 1800’lü yıllarda yükseldi. Fakat bu yıllarda yönetim şekilleri monarşi olduğu ve yasalar Avrupa ülkelerinde kilise, yaşadığımız coğrafyada şeyhülislamın etkisinde olduğu için, talepler güzel birer hayal olarak kaldı.

Osmanlı devletinin son yıllarında kadın haklarına yönelik atılan az sayıda adımlardan biri eğitim alabilmeleri için açılan okullar olmuştur. Bu okullardan azınlık bir zümre faydalanabildiği gibi, toplumsallaşması için herhangi bir politika güdülmemiştir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte 3 Mart 1924 yılında Tevhidi Tedrisat kanunu çıkarıldı ve kadın/erkek eğitimde eşit haklara sahip oldu. Eğitim sistemi laikleştirildi. En büyük adımlardan bir tanesi de medeni kanunun kabulü(1926) ile atılmıştır. Kadınlara 1930 yılında seçme ve seçilme hakkının verilmesi ile genç cumhuriyet ilerici devrimlerini birer birer gerçekleştirebilmiştir. Karşılaştırma yapılabilmesi adına Fransa’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının 1944 yılında verildiğini belirtmek çarpıcı olacaktır. Amerika birleşik devletlerinde kadınlara -oy verme hakkı- 1920 yılında verilmiş olmakla birlikte, azınlık gruplara oy verme hakkının 1954 yılına kadar verilmediğini, bu durumun eşit yurttaşlık temelinde oldukça yaralayıcı ve dışlayıcı olduğunu vurgulamakta fayda var. Ülkemizde devrim sürecinden sonra iktidara gelen siyasi partiler kadın erkek eşitliğine yönelik çalışmaları uzun yıllar ihmal etmiştir.

1980’lere geldiğimizde yasalarda yapılan değişikliklerle kadına kürtaj hakkı tanındı ve çalışması için eşinin izninin gerekli olduğuna dair yasa değiştirildi. 2000’li yıllarda Avrupa birliği müzakere süreci sebebiyle bir takım demokratikleşme adımları atıldı.

Tüm sürece baktığımızda yasalara ve atılan demokratikleşme adımlarına rağmen kadınlar hala iş gücüne katılma oranları bakımından erkeklerden oldukça geridedir. Kadınlar ucuz iş gücü olarak görülmekte ve çocuk/yaşlı bakımı, ev içi görünmeyen emek konularında tüm sorumluluğu taşımaktadır. 2024 TÜİK verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranı %32, bu oran maalesef cumhuriyet tarihi boyunca büyük değişim göstermemiştir.

Kadın haklarının tarihsel gelişimi noktasında bakabileceğimiz örnek ülkeler arasında Sovyetler Birliği olduğunu belirmiştik. Ülkemiz dahil birçok ülkeye yol gösterici olmuş, uygulamada ise oldukça başarı göstermişlerdir.

Kasım 1917’de yani devrimden bir ay sonra erkeklerle eşit ücret alma hakkı tanındı. Günlük çalışma 8 saat olarak sınırlandırıldı. Boşanma ile ilgili sınırlamalar kaldırıldı, devrim öncesi dönemde kadınlar sadece eşi ölürse boşanmış sayılıyordu. Temmuz 1918’de kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı. Ekim 1918’de evlilikte eşlerin eşitliğini sağlayan ve kadınların da çalışabilmesini öngören aile kanunu yürürlüğe girdi. Aile kanunu ile beraber dini nikah kaldırıldı, tüm evlilikler resmi bürolara kayıt edilecek, kadın isterse erkeğin soyadını alabilir, erkek isterse kadının soyadını alabilir. Kasım1920 kürtaj yasallaştı.

Kasım 1920 aile çiftliklerinde kadınlara mülkiyet hakkı tanındı. Boşanma durumunda kadına mal varlıklarından pay hakkı verildi. Boşanma durumlarında sebep bildirme zorunluluğu kaldırıldı. (Müslüman bölgeler ayaklandı, bu değişiklik yoğun tepkilere neden oldu) Çalışma başlıklarından biri de acilen kadın okuryazarlığın arttırılması, fuhuş ile mücadele, kimsesiz evsiz çocuklar ve küçük çocuklu, hamile, ekonomik olarak zor durumdaki kadınlara yardım olarak belirlendi. Bu başlıklarda çalışmalar yapıldı. Komünal tesisler kuruldu.(çamaşırhane, yemekhane ve kreşler) Böylece kadınların ev köleliğinden kurtarılması hedeflendi. Fuhuşla mücadele komisyonu kuruldu, fuhuş yapan kadınlar meslek sahibi olması için kurslara veya tedavi olması için sanatoryuma yönlendirildi.

Bu başlıklarda çalışmalar hız kesmeden devam etti. Kadınların çalışması önündeki engeller teker teker kaldırıldı. Kadını ev içine hapseden ve görünmeyen emek olarak geçen ev işi, bebek çocuk yaşlı bakımı gibi işler bir meslek olarak kabul edilip kamusal alanda hizmet olarak sunuldu. Eşit işe eşit ücret uygulanarak çalışma hayatında kadınların dezavantajlı olması engellenmiş oldu. Çalışma ve eğitim hayatındaki engeller kaldırılınca kadınlar akademide ve sanayide giderek artan oranlarda yer almaya başladılar. Bugün Sovyetler birliği dağıldığı için kadınların istihdam oranlarını paylaşamasak da, eşit fırsatlar verildiğinde kadınların da erkekler kadar iş hayatına, akademiye katılım oranlarının yüksek olduğu deneyimini bilmekteyiz.

Sosyalist Küba’da ise kadınların mecliste temsil oranı dünyada ikinci sırada yer almaktadır(%55,7) Aynı listede Türkiye 113.sırada yer alarak mecliste kadın temsiliyet oranı %20,1 olarak belirlenmiştir. Türkiye cumhuriyetinden daha genç olan Küba, kadınların akademide yer alma oranları ile de büyük fark yaratmaktadır. Küba’daki üniversite öğretim üyeleri, öğretmenler ve bilim insanlarının %81,9’u kadın.

Kadının yasalar önünde eşit sayılması toplumsal konumunu bir anda değiştirmediği gibi, devrimlerin benimsenmesi, topluma yayılması zaman almıştır. Devrimler çok önemli eşik noktaları kuşkusuz. Benimseme ve kabul görme noktası ise tamamen politik olarak istikrarı gerektirir.

Örnekle, kadının yasalar önünde eşit olduğunu bilsek de toplumda halen eşit olamaması aslında siyasi bir sorundur. Mesele devrimlerin ve yasaların arkasında kararlı bir duruşun olması veya olamaması meselesidir. Mesele örgütlü mücadele ve siyaset yapabilme meselesidir. Mesele kazanılmış haklarımıza sahip çıkma ve daha fazlası için birlik olabilme meselesidir.

Peki, kadınların tarih boyunca kazandığı tüm hakları, toprağa ekilmiş bir tohuma benzetseydik, gelişimi açısından bu bitkinin hangi sürecinde olurduk? Henüz fide mi verdik, toprağa kök salabildik mi, yoksa çiçek açtık ama dallarımızı rüzgar mı vurdu, belki de yaban eller çiçeklerimizi kopardı ve bizi bahardan eksik bıraktı? Kim bilir? Rengarenk gül bahçelerinde, ılık baharlarda yürümek ümidiyle…

Grafik bilgisi  : https://kadingirisimci.gov.tr/media/ffvjlczc/8-türkiye-de-kadınların-işgücüne- katılımı.pdf

Türkiye’de Kadınların İşgücüne Katılımı: Genel Eğilimler, Bölgesel ve Demografik Farklar, Tutumlar Esra Durceylan Kaygusuz, Alpay Filiztekin, Zeynep Gülru Göker//İstanbul 2023

Reklam

Önceki Haberler

Oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve 1o kişi adli kontrolle serbest bırakıldı

Tüketim boykotu çağrısı yaptıkları nedeniyle gözaltına alınan oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve 10 kişi ,…

3 Nisan 2025 19:11

Tüketim boykotuna destek veren işçiyi işten çıkardılar!

Antep’te bulunan Ecoplast fabrikasında çalışan işçi Cüneyt Tişkaya boykot çağrısını paylaştığı için işten çıkarıldı.

3 Nisan 2025 17:24

Oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu ve 1o kişi adliyeye sevk edildi

Sosyal medyadan boykota destek veren oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu dahil 11 kişi gözaltına alınmıştı.. Saraçhane…

3 Nisan 2025 15:47

Trump’ın tarifeleri: Kapitalistler arasında güç savaşları

ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin 185 ülke için yüzde 1o ile yüzde 50 arasında gümrük…

3 Nisan 2025 15:18

Boykot dedin haydi nezarethaneye!

Sosyal medyadan boykota destek veren oyuncu Cem Yiğit Üzümoğlu dahil 11 kişi gözaltına alınarak emniyete…

3 Nisan 2025 12:10

TRT sanatçıları hedef almaya devam ediyor: Boran Kuzum oynayacağı diziden çıkarıldı

TRT, boykot çağrısına destek verdikleri gerekçesiyle kanallarındaki dizilerde rol alan sanatçıları projelerden çıkartmaya devam ediyor.

2 Nisan 2025 22:55
Reklam