Türkiye solunu haritalandırmak

Türkiye solunu haritalandırmak

22-12-2025 15:06

Sol ne rejimin demokrasi süsü ne de düzen muhalefetinin payandasıdır. Siyaset yapma ya da duyulma parametresi üzerinden “etkili siyaset” arayışı, doğru ve devrimci siyaset olmadığı gibi güçlü siyaset de değildir.

ALİ ATEŞ

Türkiye’de solu, özellikle 1990’lı yıllarda, liberal, ulusal ve sosyalist sol şeklinde politik-ideolojik ama daha çok güncel konumlanış üzerinden bir tasnifle ele alırdık. Yaklaşık 30 yıl öncenin politik dinamikleri ile bugünkünün arasında çok büyük farklılıklar var. Böyle olmakla birlikte dünden bugüne bu politik eksenlerin nereye doğru evrildiğini ya da büküldüğünü saptayabilmek, bugün solun siyasal koordinat noktalarını yeniden belirlemek bakımından önemli.

2000’lı yıllar itibariyle düzen siyasetinde yeni bir “eksen” oluştu. Bu yeni eksen doğaldır ki solun güncel politik konumunu da belirlemektedir. AKP ile düzen siyasetinin merkez ekseninin sağa kayması, CHP’yi ortanın solundan merkeze taşımış, bugün Dem Parti ile temsil edilen Kürt siyasi hareketini de CHP’nin hemen soluna yerleştirerek yakınlaştırmıştır. Bu sıralanma, düzen siyasetinde sağa yatmış bir eğik düzleme işaret ediyor. AKP ve MHP’nin, yani sağın iki asli unsurunun bugün düzen siyasetinin merkezi haline gelmesi, sağa yatık bir siyaset düzleminin temel nedeni. Hasılı, CHP helalleşme-normalleşme ile Dem Parti de “Yetmez Ama Evet Masasıyla” bu eğik düzlemde sağa doğru kaymaktadırlar.

Geçmişte solu kabaca şöyle kümeliyorduk: Liberal sol, ulusal sol ve sosyalist sol. Bu genel sınıflandırma, güncel politik konumla doğrudan ilintiliydi.

Neredeyse siyaset ekseninin bir bütün olarak sağ kayması, yukarıdaki dönemin sınıflandırmasını da bugün bir birim sağa kaydırmış gibi. Ulusal solun dönemin başat temsilcisi bugün neredeyse AKP’nin arkasına geçmiş gibi bir görüntü veriyor. Liberal solun ana çatısı ise parçalanmış, içinden çıkan grupların ağırlıklı bölmesi DEM Parti’nin çatısı altında siyaset yapar hale gelmiştir. Ana gövdeyi temsil edenler ise niyetlerden bağımsız ne yazık ki bütün kritik dönemeçlerde CHP’nin politik gölgesinden “çıkamıyor” gözükmektedir.

Dönemin ÖDP’si tarafından temsil edilen alan ise bugün TİP tarafından doldurulmaya “çalışılıyor.” Ancak daha çok TİP, CHP-DEM parti arasında salınan bir siyaset pratiği sergiliyor. Kabaca DEM Parti ile CHP arasında gidip gelen pinpon topu misali özgün bir siyasal söylem ve doğrultudan yoksun durumda. TİP’i, bu açıdan, politik olarak tanımlamada bir zorluk bulunduğu kabul edilmeli. Liberalizm ve sosyal-demokrasi arasında salınan bir çizgi, sanırım tanımlamak için belli bir çerçeve olabilir. TİP’i, sosyalist bir politik çizgiden daha çok CHP ve HDP’nin soluna oynayan bağımlı bir politik kimlik olarak tarif etmek pek mümkün.

Bir başka olgu ise devrimci-demokrasinin bir dizi unsurunun politik-örgütsel olarak tasfiye süreci yaşadığı, büyük bir çoğunluğunun ise ideolojik olarak Kürt siyasetinin kanatları altına girmiş olduğudur. Bağımsız duruşunu koruyan az sayıda devrimci öbeği ise özel olarak ayrı tutmak ve tenzih etmek gerek.

Ulusal solda boşalan alana ise TKP’nin adım adım kaydığı bir başka not olarak belirtilmeli. Ulusal soldaki boşluğa kayan ya da kaymaya çalışan TKP’nin aynı zamanda bağımsız sol söylemi de tıpkı “söylemdeki sosyalist sol” ile “pratikteki ulusal sol” ikiliğine benzer bir çelişki barındırıyor. Kılıçdaroğlu’na destek siyaseti ile CHP’nin Saraçhane mitinglerine katılıma bakıldığında sosyalist bağımsız hattan ziyade “çelişkili sınıf konumunda” bulunduğu benzetmesi pekâlâ yapılabilir.
Öte yandan, düne göre bugün, solun günlük siyasal konumu-tutumu üzerinden bir tasnif çabası daha zor. Örneğin TİP ve TKP’nin politik pratikleri neredeyse aynılaşmış durumda. Bir oy Kılıçdaroğlu’na siyaseti ve Saraçhane Mitinglerine katılım örnekleri ilk akla gelenlerden. CHP söz konusu olunca çakışan kesişim kümesi, Kürt siyaseti olunca ayrık kümeye denk düşüyor. Ayrık küme üzerinden iki partinin farkını görmek kadar aynı zamanda kesişim kümesi üzerinden benzerliğe işaret etmek hem mümkün hem de daha can alıcı.

Özetle, bugün Türkiye solunun önemlice bir kesimi, CHP ve şimdiki ismiyle DEM Parti’nin pozisyonuna lineer bağımlılık ilişkisi içinde. CHP’nin ve DEM Parti’nin yönelim ve adımları, solda anında karşılık buluyor, siyaset denince CHP ve DEM Parti’nin yönelimlerine “göre” alınacak tutum anlaşılıyor. İki siyasi güç arasında salınan solun, bir kimlik bulanıklığı yaşadığı saptaması yapılabilir. Bu kimlik bulanıklığı, zamanla sosyalist kimliği de objektif olarak dejenere edecektir.
Bütün bunların ışığında bugün solu tanımlarken CHP ve DEM Parti ile mesafesine göre ölçen bir yaklaşım kuramsal ve yeterli olabilir mi? Bu şekilde kategorize etmek güncel politik konum açısından tek kriter olabilir mi?

Sosyalist sol tanımının kriterlerin den birisi, sanırız, bu çerçeve içinden çıkabilir. Sosyalist sol tanımı, sosyalist kimliğin sadece parti programında ve söylemde değil aynı zamanda güncel politik mücadele, tutum ve pratik içinde de sergilenmesiyle ortaya çıkar. Bununla birlikte bu tutumun garantisi olan “bağımsız siyasal hat”, sosyalist solu tanımlarken ölçeklerden birisi olabilir.

Siyaset yapmayı, CHP ve Dem Parti gündemleriyle ilişkilenmek ve bunu daha yaygın seslenme-duyulma olanağı olarak görmek, solun yeni hastalığı… Sosyal medyada çok fazla paylaşım alabilirsiniz, ancak bunun CHP’nin ya da Dem Parti’nin sol kanadı olmak ve düzen siyasetinin salınımlarıyla belirlenen bir pratik dışında, bir karşılığı olmuyor. Örneğin, Meclis’te sosyalist milletvekillerinin sergilediği pratikler, bütün niyetlere rağmen, ne yazık ki bugün AKP eliyle kurulan rejime karşı mücadelede etkisiz eleman rolü gördüğü gibi aynı zamanda “rejimin” demokrasi süsü dışında bir işlevi olamıyor.

Sol ne rejimin demokrasi süsü ne de düzen muhalefetinin payandasıdır. Siyaset yapma ya da duyulma parametresi üzerinden “etkili siyaset” arayışı, doğru ve devrimci siyaset olmadığı gibi güçlü siyaset de değildir.

Ama önce sosyalist siyaset: Kimsenin solu olmadan, solun kendisi olabilmek.