Reklam
Kategoriler: Serbest Kürsü

3 sıra arkadaşından kalan miras

Reklam

Türkiye solunun en dinç kuşağından üç sıra arkadaşımız, emperyalizme ve sömürüye karşı verdikleri mücadelenin bedelini hayatlarıyla ödediler. Onlar gittiğinde, geride acı değil, nesiller boyu taşınacak bir miras bıraktılar.

1960’ların sonları, dünya genelinde büyük bir siyasi uyanışın yıllarıydı. Vietnam, Küba, Filistin gibi emperyalist saldırı altındaki ülkelerden yayılmaya başlayan anti-emperyalist dalga, dünyanın dört bir yanındaki gençleri siyaset sahnesine sürüklüyordu. Türkiye de bu dönüşümün dışında değildi. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ABD’nin Ortadoğu ve Akdeniz’deki nüfuzunu pekiştirmek amacıyla yapılan ikili anlaşmalar, Türkiye’yi stratejik bir üs konumuna taşımıştı. NATO üyeliği, Türkiye’yi kapitalist cepheye bağlarken ülkenin kendi bağımsız dış politika geliştirmesini de fiilen engelliyordu. İşte bu konjonktürde, Türkiye’de de gençlik emperyalizme karşı harekete geçti.

68 Gençlik hareketleri, Türkiye’nin emperyalist sömürüye mahkum edildiği, ülke kaynaklarının yabancı sermaye ve onun yerli uzantıları tarafından talan edildiği tespiti üzerinden hareketle emperyalizme karşı eylemler düzenliyordu. Doğrudan ABD’yi ve İsrail’i hedef almaya başlayan eylemler, dünyaya ve Türkiye kamuoyuna bir mesaj veriyordu. O mesaj da bu topraklardaki yabancı askeri varlık meşruiyet taşıyamayacağıydı.

12 Mart 1971 muhtırası ile birlikte süreci idare edemeyen devlet yerine asker yeniden devreye girdi. Sıkıyönetim ilan edildi, solcu öğrencilerin faaliyetleri kısıtlandı ve gözaltına alınmaya başlandı. Deniz, Hüseyin ve Yusuf bu baskı döneminde yakalandılar. Yargılama süreci hızla ilerledi ve idam cezasına çarptırıldılar. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde idam kararını onaylamak için yapılan oylamada da sonuç değişmedi. Bazı milletvekilleri cezanın hafifletilmesi için çabaladıysa da bu sesler yeterli olmadı. 6 Mayıs 1972 sabahı, üçü de idam edildi.

Ancak bu idam, üç devrimcinin fikirlerine, temsil ettikleri değerlere son veremedi. Tam aksine Türkiye’deki gençlik hareketleri, 68 kuşağının liderlerini her geçen yıl daha da sahiplendi. Darağacında söylenen son sözler, sonraki on yıllarda yüzlerce türküye, binlerce şiire, sayısız politik konuşmaya ilham kaynağı oldu. Onların hatırası, Türkiye’deki anti-emperyalist hareket için önemli bir dayanak noktası olmaya devam etti.
Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un mücadelesini anlamak için 1945 sonrasının dünya sistemini ve Türkiye’nin bu sistemdeki konumunu kavramak gerekir. Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde Türkiye, ABD tarafından Sovyet nüfuzuna karşı bir tampon devlet olarak konumlandırıldı. Bu konum, Türkiye’ye ekonomik yardım ve askeri destek getirdi. Ama aynı zamanda bağımsız bir dış politika izleme kapasitesini de kısıtladı.

İncirlik Hava Üssü başta olmak üzere pek çok noktada, Türkiye toprakları ABD ordusuna açık hale getirildi. Ekonomi ise dışa açık bir yapıya zorlandı. Uluslararası Para Fonu (IMF) reçeteleriyle ülkemiz defalarca yeniden borç batağına sokuldu. Bu yapı, kırsal nüfusun büyük bölümünü yoksulluk içinde bırakırken, Batılı sermayeyle entegre bir ticaret burjuvazisinin büyümesine zemin hazırladı.

Bu çerçevede Deniz Gezmiş’in anti-emperyalizmi, soyut bir ideolojik tutum değildi. Somut bir siyasi ekonomi analizine dayanıyordu. Emperyalizm, onlar için yalnızca dışarıdan gelen bir güç değildi; içeride de ortakları vardı: Toprak ağaları, büyük sermayedarlar, devletin çeşitli kanallarına sızmış çevreler. Bu nedenle mücadeleleri de hem dışa hem içe dönüktü.

MİRAS VE GÜNCELLİK

Aradan elli yılı aşkın bir süre geçti. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın mücadelesini besleyen sorunların büyük bölümü bugün hala varlığını sürdürüyor. ABD askeri varlığı Türkiye topraklarında hala devam ediyor. Emperyalist sermayenin ülke ekonomisi üzerindeki baskısı azalmak bir yana, farklı biçimler alarak derinleşiyor. Sendikasızlaştırma politikaları, esnek çalışma düzenlemeleri ve doğal kaynakların özelleştirilmesi, bugün de milyonlarca emekçiyi dışlayan bir birikim biçiminin parçaları olarak karşımızda duruyor.

Bölgesel dinamikler de köklü bir dönüşüm geçirdi. Ortadoğu’da ardı ardına patlak veren emperyalist saldırılar ve bunun sonucunda ortaya çıkan savaşlar, milyonlarca insanın ölmesine veya yerinden edilmesine yol açtı. Irak’ın işgali, Suriye’nin parçalanması, Filistin’e yönelik süregelen abluka, İran’a dönük saldırılar… Bunların hepsi, Deniz ve arkadaşlarının karşı çıktığı emperyalist dinamiklerin çağdaş tezahürleridir. Bu bağlamda onları anmak, tarihe bakış değil; bugüne dair bir yorum yapmaktır.

Türk ve Kürt halkları meselesi de onların mirasının merkezinde yer alır. Deniz Gezmiş’in son anında dile getirdiği “Türk ve Kürt halklarının kardeşliği” vurgusu, o yıllarda bile son derece cesur bir siyasi tutumu temsil ediyordu. Bu söylem, bugünkü siyasi atmosferde de aynı rahatsız ediciliği ve aynı önemi taşımaktadır. Onların anti-emperyalizmi, milliyetçi bir söyleme asla sığmadı; tam tersine, milliyetçiliği emperyalizmin bir aracı olarak gördü ve halkları birbirinden ayıran her türlü kimlik politikasına karşı milliyetçiliği aşan bir ortak sınıf mücadelesini savundu.

Onları anmak, nostaljiye sığınmak değildir. Siyasi tarihin belirli bir dönemini idealleştirmek de değildir. Hatalar yapıldı, stratejik kısıtlılıklar vardı, tarihsel koşulların dayattığı sınırlar mevcuttu. Ama tüm bunların ötesinde, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan; gençlikleri pahasına, hayatları pahasına, kendi iradeleriyle duruş sergilediler.

Onların idamı, aynı zamanda bir siyasi tercihin ürünüydü. Meclis idam kararını onayladı. Devlet kurumları süreci hızlandırdı. Bu karar, yalnızca bireysel hayatlara değil, bir kuşağın geleceğine de idam cezası veriyordu. Tarih, bu tercihin ağırlığını kayıt altına aldı.

Bugün onları anarken, anma eyleminin kendisinin de bir anlam taşıması gerekir. Emperyalizme karşı mücadele devam ediyor. Halkların kendi kaderini tayin hakkı, aynı 1. Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi emperyalist güçlerin çıkarları için bir araç haline geliyor. Ekonomik bağımlılık ilişkileri yeni biçimler alıyor ama özünü koruyor. Bu gerçeklik karşısında Deniz, Hüseyin ve Yusuf’u anmak; onların mücadelesini tarihin vitrininde bir obje olarak değil, bugünün siyasi pusulasında bir yön olarak kavramaktır.

Reklam

Önceki Haberler

Muhittin Böcek ve ailesinin mal varlığına el konuldu

Tutuklu Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ve ailesinin mal varlığına el konuldu.

6 Mayıs 2026 10:21

Terör listesinden çıkarılan Hizbullah lideri yeniden yargılanacak

Mahkeme, Hizbullah davasında ağırlaştırılmış müebbetle yargılanan Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkındaki yakalama kararını kaldırdı.…

6 Mayıs 2026 10:16

Türkiye enflasyonda Avrupa’nın zirvesinde

Türkiye, yıllık yüzde 32,37 ile dünyada en yüksek beşinci, Avrupa'da ise yıllık ve aylık enflasyonda…

6 Mayıs 2026 09:26

Agoradan algoritmaya kamusal alanın dönüşümü

Dünya nüfusunun neredeyse dörtte biri kendini yalnız hissediyor çünkü artık birbirimizi ikna etmek için değil…

6 Mayıs 2026 09:17

İddia: AKP içinde “Erdoğan yanlış bilgilendiriliyor” krizi

AKP kulislerine göre, AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yanlış bilgilendirildiği iddiaları parti içinde tartışma yarattı. Grup…

6 Mayıs 2026 09:10

Trump: Özgürlük Projesi kısa süreliğine askıya alınacak

ABD Başkanı Donald Trump, Pakistan ve bazı ülkelerin talebiyle İran süreci kapsamında Hürmüz Boğazı geçişlerini…

6 Mayıs 2026 09:07
Reklam