Algoritmaların kıskacındaki çocuklar
Dünya genelinde hükümetler çocukları sosyal medyanın olası zararlarından korumak için düzenlemeler yapıyor. Çin’den ABD’ye, Avrupa’dan Japonya’ya uzanan bir yelpazede 16 yaş altı kullanıcılara yönelik dolaylı ya da dolaysız sınırlamalar giderek yaygınlaşıyor. Çoğu ülkede tam yasak yerine yaş sınırı, ebeveyn onayı, kullanım süresi kısıtlaması ve içerik filtreleme gibi önlemler uygulanıyor. Türkiye’de çocuklara dönük bir sosyal medya yasağı yok ama “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı (2026-2030)” başlıklı genelge geçtiğimiz günlerde yürürlüğe girdi.
Yapılan araştırmalar, sosyal medyanın çocuklar ve özellikle ergenler açısından gerek bilişsel, gerekse psikolojik riskler oluşturduğunu gösteriyor. Örneğin 10-14 yaş aralığındaki 8.000’den fazla çocuğun dahil edildiği bir çalışmada, dikkat dağınıklığı ve odaklanamama gibi sorunların özellikle sosyal medya kullanımına bağlı olarak artış gösterdiği saptanmış. Ekranda hızlıca kaydırıp geçtiğimiz birbiriyle bağlantısız çok sayıda içerik, beynin sürekli uyarılma beklentisine girmesine neden oluyor. Bu durum, odaklanma ve konsantrasyon sorunlarını tetikliyor. Ayrıca beğeni, bildirim ve sınırsız ekran kaydırma gibi özelliklere bağlı olarak sosyal medya kullanım süreleri artıyor (1).
Diğer bir araştırma ise ergenlerde kaygı ve depresyon bozuklukları, intihar düşüncesi, düşük öz saygı gibi ruhsal sorunlarla sosyal medya arasındaki bağı ortaya koyuyor. Buna göre dijital ayak izleri üzerinden bireysel duyarlılıkları ve zayıf yönleri saptanan kullanıcılar, algoritmalarla negatif bir “içerik sarmalına” hapsediliyor. Toplumsal onay gereksinimi duyan özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar, risk almaya daha yatkın oldukları için sosyal medyanın manipülasyon stratejisinden kolay etkileniyor. Bu bağlamda çevrimiçi taciz, zorbalık, cinsel sömürü, nefret suçu ve kişisel verilerin kötüye kullanımı gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Çevrimiçi tacize ve zorbalığa kız çocuklarının ve LGBT bireylerin daha fazla maruz kaldığı belirtiliyor (2) .
Öte yandan tüketimi özendiren teknolojik tuzaklarla çocuklar ve ergenler sürekli yeni arzu nesnelerine yönlendiriliyor. Yoksul kesim gördüklerine sahip olamadıkça, varsıl kesim ise sahip oldukça duygusal boşluğa düşüyor. Aslında sosyal medya tüm olumsuzluklarıyla gerçek yaşamı yansıtıyor. Dijital dünyada çocuklar için risk oluşturan her şey, postmodern kapitalizmin mafyöz karakteriyle birebir örtüşüyor.
Sosyal medyadaki başıbozukluğu özgürlük diye yutturmaya çalışan Elon Musk ve benzeri teknoloji oligarkları bu durumun başat sorumluları. Devletler üstü bir nitelik kazanan teknoloji şirketleri, küresel ekonomide elde ettikleri büyük finansal gücü korumak için hükümetlerin sosyal medyaya yönelik düzenlemelerine şiddetle karşı çıkıyor. Örneğin son zamanlarda İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile Elon Musk arasında yaşanan polemik de bununla ilgili. Sanchez’in 16 yaş altına sosyal medyayı yasaklama ve ağ yöneticilerini yasal denetime tabi tutma girişimi Musk’ı çok kızdırdı; İspanya Başbakanı’nı ‘zalim ve totaliter faşist’ diye ağır sözlerle hedef aldı. Dijital totalitarizmin ve tekno-faşizmin ağa babalarından olan Musk, savunma mekanizmasını devreye sokarak psikolojik yansıtma yapmış olsa gerek!
Diğer yandan çocuğu sosyal medyadan koruma görevinin ebeveyne yüklenmesi, hem tekno-oligarkların, hem de hükümetlerin sorumluluğunun ikincil önemde görülmesine neden olabilir. Kaldı ki bir çok ebeveyn, çocuğunun sosyal medya kullanımını denetleyebilecek bilince ve yetkinliğe sahip değil. Kullanıcıyı merkeze alan dijital okur yazarlık ise sosyal medya şirketlerinin manipülatif gücü karşısında işlevsel olamıyor. Çağımızın çocuklarını teknolojik alışkanlıklarından vaz geçirmek çok zor; bu yüzden yasaklara karşı direnç göstermeleri kimseyi şaşırtmamalı. Ayrıca teknoloji şirketleri çocuklara yasak deldirecek yeni seçenekler sunabilir; yani bu durumu bile ticari bir fırsat olarak değerlendirebilir.
Görüldüğü gibi kapitalizmin kötü ahlakı başta çocuklar olmak üzere tüm savunmasız kesimler açısından tehdit oluşturuyor. Oysa insanın esenliğini merkeze alan kamucu bir düzende dijital dünyanın güvenli, saydam ve katılımcı anlayışla tasarlanması mümkün. Sansür yerine denetimi, otosansür yerine öz denetimi egemen kılan bir dijital dünyada, sorumsuz tekno-oligarklar da olmaz, onların anlattığı özgürlük masalları da…
NOTLAR
Bilal Erdoğan’ın İstanbul’daki etkinlikte yaptığı “kapitalizmle mücadele” vurgusu tartışma yarattı. Türkiye Komünist Hareketi, açıklamaya tepki…
Emeklilere "hırsız" diyen AKP'li Avukat Ertuğrul Akar'a Tüm Emeklilerin Sendikası tepki gösterdi. Sendika'dan yapılan açıklamada…
TUSAŞ ile Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı ve Askeri Sanayiler Otorite Kurumu arasında GÖKBEY Genel Maksat…
Fransa’da Élysée Sarayı’na 200 metre mesafede, ülkenin en büyük uyuşturucu kaçakçılığı ağlarından birini yönettiği iddia…
Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün yayımladığı 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi'ne göre Türkiye 31 puan alarak sıralamasında…
İmam Halil Konakçı, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ihraç edileceği iddialarını yalanlarken iki Diyanet yöneticisi hakkında da…