Ankara Zirvesi: Çatlayan ama yıkılmayan ittifak
12-07-2026 14:26NATO’nun dağılmasına dair tartışmalar bugün için ciddi bir önem taşımıyor. Ayrıca bu ittifak yarın dağılsa bile, AUKUS'tan Quad'a, Beş Göz’den ikili üs anlaşmalarına kadar emperyalizmin elinde hazır bekleyen bir dizi alternatif askeri mimari zaten var. Mesele, NATO'nun kendiliğinden kendi iç çelişkileri ile dağılıp dağılmayacağı değil, bu emperyalist paylaşım ve silahlanma düzeninin karşısına çıkacak gücün ne olacağıdır.
BEHİÇ OKTAY
7-8 Temmuz’da Ankara’da toplanan 36. NATO Zirvesi’nin, ittifakın son yıllardaki en gergin toplantılarından biri olması bekleniyordu. Bunun önemli nedenlerinden biri NATO’nun geleceğinin belirsizliğine dair söylemlerin artmasıydı.
Zirve öncesinde biriken Grönland krizi, NATO’nun mali yüküne dair tartışmalar, İran’a dönük saldırılar üzerinden yaşanan görüş ayrılıkları gibi anlaşmazlıklar NATO’nun dağılıp dağılmayacağı sorusunu yeniden gündeme getirdi. Ancak zirve sonunda ortaya çıkan tabloda görünen o ki NATO içindeki tartışmalar devam etse dahi NATO’nun geleceğine dair bir belirsizlik söz konusu değil. Zaten asıl sorun da NATO’nun yoluna devam edip etmeyeceği değil, hangi iç çelişkilerle devam edeceğidir.
NATO’nun dağılması için ortada şu an için herhangi bir sebep yok. Anlaşmazlıklardaki ana problem ABD’nin artık diğer ülkeleri eskisi gibi savaşa ikna edemiyor olmasıdır. Bununla beraber Avrupa sermaye sınıfının ana hedefi Rusya iken, ABD daha çok İran ve Çin ile mücadeleye öncelik veriyor.
ASKERİ İTTFAKTAN TİCARİ- TEKNOLOJİK BLOĞA
Ankara Zirvesi, NATO’nun niteliksel bir dönüşüm geçirdiğini de gözler önüne serdi. “NATO 3.0” söylemiyle anılan bu dönüşümde NATO artık yalnızca askeri bir savunma paktı değil, savunma sanayisi, sermaye yatırımı ve teknoloji tekellerinin iç içe geçtiği bir ticaret ve pazar mekanizmasına dönüşüyor.
Savunma Sanayii Forumu’nda (NSDIF 2026) 50 milyar doları aşan tedarik, ortak üretim ve yatırım anlaşması imzalandı. Lockheed Martin ile Rheinmetall, ATACMS füzelerinin Almanya’da ortak üretimi için mutabakat imzaladı. Airbus’tan 12 uçak, Northrop Grumman’dan Triton insansız hava araçları, Saab’dan GlobalEye erken ihbar uçakları alımı duyuruldu. 40 milyar dolarlık drone yatırım programı açıklandı.
Bu alım satım işlerinin en tartışmalı halkalarından biri yapay zeka oldu. NATO’nun kurumsal hesaplarından, ABD ve İsrail için gözetim ağları kurmakla ve başta Venezuela olmak üzere işgal ve haydutluk operasyonlarında kullanılması ile emperyalizm açısından kendini ispat eden Palantir’in ittifakın savunmasında kullanılacağı duyuruldu. Türk savunma sanayi şirketlerinin da yer aldığı Entegre Hava ve Füze Savunması projesiyle Palantir’in olası ortaklığı, teknoloji ve yapay zeka şirketlerinin de NATO’nun işleyişine dahil olması yeni gelişen teknoloji sermayesinin de artık askeri alanlarda söz sahibi olmasını sağlıyor. Palantir’in yazılımları zaten ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında hedef tespitinde ve Venezuela’ya yönelik askeri müdahalede kullanılmıştı. Türkiye’nin de bu ağın bir parçası haline gelmesi, “yerli ve millî savunma sanayii” söylemine dair soru işaretleri yaratırken diğer yandan ciddi bir bağımlılık ilişkisine de işaret ediyor.
Askeri alandaki ticari ilişkilerin genişlemesi, NATO’nun coğrafi sınırlarını da aşıyor. NATO resmi olarak Asya’ya genişlemiyor olsa da, ABD zaten kıtanın her yerinde paralel askeri mimariler kurmuş durumda. Avustralya-İngiltere-ABD arasındaki AUKUS nükleer denizaltı ortaklığı, ABD-Hindistan-Japonya-Avustralya arasındaki ve basında sık sık “Asya’nın NATO’su” olarak anılan Quad ve ABD-İngiltere-Kanada-Avustralya-Yeni Zelanda arasındaki “Beş Göz” istihbarat paylaşım ağı bunun en somut örnekleridir.
Yani bu tablo gösteriyor ki NATO zayıflasa hatta dağılsa bile, emperyalizmin küresel askeri-siyasi hegemonyası buna bağlı olarak çözülmeyecektir. NATO, ABD hegemonyasının en önemli ürünlerinden biri olmakla beraber bu hegemonya yalnızca NATO’ya indirgenemez. Dolar hegemonyası, IMF-Dünya Bankası gibi finansal kanallar, silah tekelleri ve NATO dışı askeri ittifaklar var. Dolayısıyla NATO’nun geleceğini tartışmak, tek başına emperyalizmin geleceğini tartışmak anlamına gelmiyor.
UKRAYNA VE İRAN
Zirve bildirgesinde Ukrayna’ya yönelik 70 milyar euroluk destek çerçevesi onaylandı, ancak bu birlik görüntüsünün arkasında ciddi bir yük paylaşımı tartışması var. ABD, finansmanın büyük kısmını Avrupa’ya ve Kanada’ya yıkmak isterken kendisini silah tedariki ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı bir role çekmek istiyor.
Trump’ın zirve öncesinde hem Putin hem Zelenski ile ayrı ayrı görüşmesi, ABD’nin savaştaki doğrudan müdahalesini azaltma eğiliminde olduğunu gösteriyor. Zelenski, NATO’nun bir parçası olmayı ısrarla talep etse de üyelik süreci zirvede yeni bir aşamaya taşınmadı. Rusya NATO’nun varlığının sorgulanmaması için ortak tehdit sayılmaya devam etse de ortada “Ukrayna’ya destek” konusunda bir ortaklaşma değil, “kim ne kadar ödeyecek” sorusu etrafında süren bir pazarlık var.
İran meselesinde ayrışma daha da belirgin. Trump, zirve öncesinde ve zirve boyunca Avrupalı müttefiklerini “İran savaşında ABD’yi yalnız bıraktıklarını” söyleyerek eleştirdi. Buna karşılık Avrupalılar, sonuç bildirgesine İran’ın nükleer silaha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisi gibi genel ifadeler koymayı kabul etti. Ama NATO’yu doğrudan İran savaşına çekecek herhangi bir taahhüt bildiriye girmedi. Bu, ittifakın ortak tehdit algısının ne kadar değişken olduğunu bir kez daha gösteriyor. ABD Orta Doğu’da saldırganlığını sürdürmek isterken, Avrupa bu maceranın başta yeni göç dalgası olmak üzere maliyetini ve sonuçlarını üstlenmek istemiyor.
GRÖNLAND, İSPANYA VE MALİ ÇATLAKLAR
Trump’ın zirve boyunca yinelediği “Grönland ABD kontrolünde olmalı” çıkışı, bir diplomatik gaf değildir. Bu, müttefik görünseler dahi emperyalist bloklar arasında hammadde, yeni ticaret güzergahları ve ülkelerin coğrafi konumları üzerinden süren rekabetin açık ifadesidir. Danimarka Başbakanı Frederiksen’in “Grönland satılık değil” cevabı, NATO içinde bir müttefikin toprak bütünlüğünün başka bir müttefik tarafından açıkça tartışmaya açılması, NATO içindeki “kolektif güvenlik” söyleminin aslında boş olduğunu ve NATO içindeki güç ilişkilerini gözler önüne serdi.
Trump, zirvede İspanya’yı da hedef aldı. İspanya hükümetinin savunma harcamalarını GSYH’sının %5’ine çıkarmayı reddetmesine ve İran’a yönelik operasyonlarda üslerinin kullanımını kolaylaştırmamasına öfkelenerek İspanya ile ticari ilişkilerin kesilmesini istediğini söyledi. Sonuç bildirgesinde %5 hedefinin açıkça tekrar edilmeyip muğlak ifadelerle geçiştirilmesi, bu mali çatlağın örtbas edildiğini değil, yönetilmeye çalışıldığını gösteriyor. Buna Trump ve Meloni arasındaki geriliminin akşam yemeğine yansıması ve Çekya’daki iktidar krizinin aile fotoğrafına taşınması da eklenince, ortaya çıkan tablo birlikten uzak bir görüntü ortaya çıkmasına neden oluyor.
SONUÇ
Ankara Zirvesi’nden çıkan sonuç, emperyalist devletlerin ve silah-teknoloji tekellerinin ortak çıkarları gereği NATO’nun henüz dağılmamasını gerektiriyor. Ancak bu devamlılık, Grönland’dan İspanya’ya, silah anlaşmalarından Palantir’in yapay zeka sistemlerine, Ukrayna’nın fatura paylaşımından İran konusundaki ayrışmaya kadar uzanan iç çelişkilerin önüne geçemiyor. Bununla birlikte sermaye sınıfının NATO üzerindeki etkisinin daha net göründüğü bir tablo ortaya çıkıyor. NATO’nun kendisi de artık yalnızca askeri bir ittifaktan çok, silah tekellerinin ve teknoloji şirketlerinin bir ticaret-güvenlik kompleksine dönüştüğüne dair değerlendirmeler bunu yansıtıyor.
ABD’nin siyasi olarak da daha fazla savaşa girme hedefinde olduğu bir tabloda, işgallerine NATO’yu da dahil ederek maliyeti düşürme hedefinde olduğu da net olarak görünüyor. Ancak görünen o ki Avrupa sermayesi ile ABD sermayesi arasında öncelik konusunda birtakım anlaşmazlıklar var ve bu NATO zirvesi ile bunların bir kısmı kağıt üstünde çözülmüş görünse de tam olarak bitmiş değil.
NATO’nun dağılmasına dair tartışmalar bugün için ciddi bir önem taşımıyor. Ayrıca bu ittifak yarın dağılsa bile, AUKUS’tan Quad’a, Beş Göz’den ikili üs anlaşmalarına kadar emperyalizmin elinde hazır bekleyen bir dizi alternatif askeri mimari zaten var. Mesele, NATO’nun kendiliğinden kendi iç çelişkileri ile dağılıp dağılmayacağı değil, bu emperyalist paylaşım ve silahlanma düzeninin karşısına çıkacak gücün ne olacağıdır.