“Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini imzalayan 168 aydının bir kısmının ifade vermeye çağrılmasının yankıları sürerken, Sol Parti’nin düzenlediği “Laiklik, Özgürlük ve Demokrasi Buluşması” Ankara Sakarya caddesinde gerçekleşti.
“Laik Özgür Demokratik Bir Türkiye”, Laikliği Savunuyoruz” pankartlarının taşındığı yürüyüş sırasında, “Kahrolsun şeriat, yaşasın laiklik”,”Karanlığı parçala, memlekete sahip çık”, “168 değil on binlerceyiz” sloganları atıldı.
ŞERİATA FAŞİZME KARANLIĞA GEÇİT YOK!
Yürüyüşün ardından katılımcı kurum ve siyasi partiler adına yapılan konuşmalarda laikliği savunmanın suç olarak görülmesinin bir anayasa suçu olduğu vurgulanarak, eşitlik ve özgürlük için laiklikten vazgeçilmeyeceği ifade edildi.
KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz “Bizler sadece laikliği değil, bu ülkeyi savunuyoruz. Laiklik, faşizm, gericilik, şovenizm, emperyalizm değildir. Tam da laiklik, gericiliğin, şovenizmin, faşizmin panzehridir. Laiklik, halkların bir arada, birlikte, ortak yaşamasının teminatıdır. Laiklik, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanmasıdır. Ama ülkemizde bugün devletin makamlarını işgal edenler, laiklik ilkesi üzerinde oturanlar ve Anayasa’yla güvence altına alınan laikliği suç unsuru olarak görüyorlar. Laiklik; barış demektir, adalet demektir, kardeşlik demektir, eğitimde fırsat eşitliği demektir. Dolayısıyla laikliği savunmak suç değil, tarihsel bir görevdir. Eğer laikliği savunmak suç ise bu suçu, her an, her saniye, her dakika işlemeye devam edeceğimizin özellikle bilinmesini istiyoruz” diye konuştu.
TMMOB adına konuşan Sami Gökoğlu, “Bugün burada sadece ‘Laikliği birlikte savunuyoruz’ bildirisini ve imzacılarını savunmak için bir arada değiliz. Çünkü biliyoruz ki laikliği savunmak, eşit ve adil bir ülkeyi savunmaktır. Laiklik suç değildir. Laikliği savunmak hiç suç değildir. Demokrasiyi, hukuku, bilimi ve laikliği savunmaya, sahip çıkmaya ve mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” dedi.
Laiklik Meclisi adına avukat Doğan Erkan, İstanbul’da bir okulda “selefi andı” okutulmasına “yalandan soruşturma açıldığını” savundu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Laikliği birlikte savunuyoruz” imzacılarını hedef aldığını söyleyen Erkan, “168 kişi şimdiden kazandı ve onları yargılamaya çalışan yargılama iktidarı kaybetti bile. Anayasa suçu işliyorsunuz. Başta Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli, Yusuf Tekin. Hepiniz anayasa suçu işliyorsunuz” ifadelerini kullandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşanan katliamı hatırlatarak, “Madımak Oteli’nden yükselen kara duman bugün Türkiye’nin dört bir yanını sardı. Boğazlarımız düğümleniyor. Artık nefes alamaz hale geldiysek hepimiz bir arada, birlikte ve kol kola laik, demokratik, bilimsel eğitim mücadelesini, ana dilinde eğitim mücadelesini büyüterek; aynı zamanda laik, demokratik Cumhuriyet’i de birlikte inşa ederek yol almak durumundayız. Bugün saldırı hepimizdedir. Bugün saldırı, eşit yurttaşlık talebiyle alanlara çıkan herkesedir. Ama 86 milyonun önemli bir kesimi bunu yeteri kadar fark edemiyorsa hepimizin üzerinde büyük sorumluluk vardır. Bu ülkede gericiliğe karşı, şeriata karşı, ırkçılığa karşı, faşizme karşı kol kola, omuz omuza mücadele etmeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Yurttaş Birlikteliği adına söz alan avukat Turan İçli ise “Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ramazan genelgesi ile başlayan operasyon, aslında çocuklarımızın kafasına bağnazlığı, hurafeleri, dogmaları zerk etmek isteyen; dindar ve kindar nesiller yetiştirmek isteyen bir operasyondur. Bu operasyona karşı biz, sorgulayan, soran, yaratıcı bir kuşak yetiştirmek için laikliğe sarılmak zorundayız” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Ankara İl Başkan Yardımcısı Yaşar Kay da “Laik ve demokratik eğitimi savunmak; Cumhuriyet Halk Partisi’nin de görevi, bütün siyasi partilerin görevi, sosyal hukuk devletinden yana olan herkesin görevidir” dedi.
Türkiye Komünist Hareketi adına söz alan Emin Türkmen, “Bir dizi aydının Laikliği birlikte savunuyoruz bildirisi karşısında başlatılan saldırıyı kabul etmiyoruz. AKP iktidarının ve şeriatçı, tarikatçı grupların laikliği savunanlara karşı başlattıkları saldırıyı kabul etmiyoruz. Din ve inanç özgürlüğü üzerinden başlatılan bu saldırı, aslında yaşam hakkına bir müdahaledir. Sadece bir inanç grubunun, bir mezhebin dayatması olarak yapılan bu uygulama Türkiye’de “azgın azınlık” olarak tanımlanabilecek tarikatların istediği bir şeydir. Türkiye’de laikliği savunmak bir vatandaşlık görevidir. 168 değil, on binler değil, milyonlarız. Türkiye bu laiklik karşıtı saldırıya direnecektir. Türkiye bu deli gömleğini giymeyecektir. Şeriata, faşizme, karanlığa geçit yok!” diye konuştu.
SOL Parti Sözcüsü Gizem Özdem ise şunları kaydetti:
“‘Laikliği birlikte savunuyoruz’ diyen imzacılar, dün itibarıyla birer birer ifadeye çağrılmaya başladılar. O imzacılar; arkadaşlarımız, dostlarımız, hocalarımız, bu ülkenin aydınlık yüzleridir. Bizler de tekrar onları buradan selamlıyoruz. İfadelerle, baskılarla bize ‘Susun, laikliği savunmayın, demokrasiyi savunmayın, bu karanlığa boyun eğin’ diyorlar. Bizler de buradan sesleniyoruz: İstediğiniz kadar dava açın, istediğiniz kadar ifadeye çağırın. Bizim ifademiz nettir: Laiklik özgürlüktür, vazgeçmeyeceğiz. Bizim savunmamız bellidir. Asıl suç işleyenler, laikliği yok sayarak halkı kutuplaştıranlardır. 6 arkadaşımızı laikliği savunduğu için ev hapsine mahkûm ettiler. İmzacıları her gün ifadeye çağırıyorlar. Biz buradan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soruyoruz: Çocuklarımızı tarikatların karanlığına teslim etmek mi yoksa laikliği savunmak mı suç? Bizler yılmayacağız. Laikliği savunmak suç değildir. Hepimiz imzalarımızın arkasındayız. Ne yaparsanız yapın korkmuyoruz. İstediğiniz yere çağırın, alnımızın akıyla geleceğiz. Şeriatçı dayatmaları kabul etmeyeceğiz, karanlığa teslim olmayacağız.”
“Laikliği birlikte savunuyoruz” bildirisinin imzacılarından İlhan Cihaner, iktidarın laiklik bildirisine savaş açtığını belirterek, şöyle konuştu:
“En üst düzeyden bu bildiriyi imzalayanları ‘azgın güruh’ olarak adlandırdılar. Üstelik bu suçlamayı da dönüp sanki biz onlara karşı söylemişiz gibi bize karşı kullandılar. En son da Milli Eğitim Bakanı bununla ilgili bir suç duyurusunda bulundu ve dünden beri de imzacılar teker teker ifade vermeye çağrıldılar. Öncelikle buradan Cumhuriyet savcılarına seslenmek istiyorum. Oturduğunuz koltuklar her şeyden önce laik hukuk sayesinde ve laik Türkiye Cumhuriyeti sayesinde var. Sizler, hukuk adamı olarak her şeyden önce Anayasa’yı savunmak durumundasınız. Laikliğe sahip çıkanlar o bildiride esasen düşünce özgürlüğü olduğu kadar Anayasa’ya sahip çıkan bir tutumu ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla cumhuriyet savcılarının iktidardan, iktidarın ajanlarından gelen suç duyurularını bir talimat gibi ele alıp insanları ifadeye çağırmak yerine, daha dün Arnavutköy’de IŞİD’çi yemini yaptıranlara bu yetkilerini kullanmaları gerekirdi. Adım adım laikliği gerileten o gerici güruha karşı bunları yapmaları gerekirdi. Şuna karar vermek zorunda Cumhuriyet Savcıları, hukuk adamı mı, yoksa Anayasa’nın savunucuları mı? Yoksa adım adım Anayasa’yı, hukuk devletini ortadan kaldıran bu yapının bir parçası mı? Onun için ifade vermeden, ifadeye başvurmadan derhal takipsizlik kararı vermeleri gerekirdi.”
Bu haber en son değiştirildi 1 Mart 2026 18:02 18:02