Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Atasözü: İnsan yedisinde neyse yetmişinde de o(mu)dur? (1)

Reklam

TÜLİN TANKUT

Atasözleri neden tartışılmasın? Her şeyi basite indirgeme anlayışına olan yatkınlığımız nedeniyle atasözlerinden bazıları, özgürlüklerimizi kısıtlama, yeni keşiflere yelken açma yetimizi köreltme gibi olumsuzluklar yol açmıyor mu? Davranışlarımız değişir, farklılaşır; geçmişte nasıl olduklarına baktığımızda bu değişimi görürüz. Eğer okuma fırsatımız olmuşsa, yaşam hakkında bilgilendikçe kendimizi, çevremizi, dünyayı, evreni gözden geçirme merakımız artar. Burada bilginin kaynağına ulaşmak önemlidir. Hani denir ya, “tavşanın suyunun suyu”; bilgi için de geçerlidir bu. Tabii, günümüzdeki bilgi kirliliğini de atlamayalım.

Güvenilir kaynaklara ulaşabilmişsek, içinde kendimizin de bir biçimde yer aldığı toplumsal örgütlenmenin işleyişini incelemeye , sorgulamaya başlarız. Aile kurumunun işleyişi önceliğimizdir. (Gözümüzü ailede açarız.) Aile ve mülkiyet, toplumsal yaşamın yapı taşlarıdır . Tarihsel süreç içerisinde aile kurumu da değişip dönüşmüştür. Öte yandan kadın ve erkeğin yaşamı birlikte sürdürme arzusu günümüzde de bitmemiştir. Ancak aile üyelerinin beklentileri karşılanmadığı, istek ve doyum arasındaki ilişki her zaman uyuşmadığı için kurum , artık varoluşsal bir sınavdan geçmektedir. Dolayısıyla aileyi karakterize eden ortak yaşamdaki cinsiyet, yaş, eğitim, kültür, gelir düzeyi v.b. hiyerarşileri incelemek şart olmuş demektir.

Aileden sonra sorgulanma sırası eğitim sistemimize gelir. Bu soruna yanıt olabilecek, eskimeyen bir atasözümüzü anmamak olmaz. “Deveye sormuşlar, neren eğri, diye. “Nerem doğru ki “ demiş. Ancak, sorun yalnızca bize ait değildir. Eğitim, yaşam koşullarındaki eşitsizliğin, sosyal adaletsizliğin kabul edilemeyecek boyutlara varması, küreselleşme süreciyle başlamış, günümüzde dünyanın her yerinde, geniş kitlelerin başta gelen yakıcı sorunu haline gelmiştir. Buna bağlı olarak sırada işsizliğin sorgulanması olmalıdır ama daha önce, eğitimin doğumdan terk–i dünya edişimize kadar yazgımız üzerindeki belirleyici etkilerine bir göz atalım. Burada kast edilen okul dışı eğitimdir. Hani “boş zamanlarımda kitap okurum” ,deriz ya; nedense “kitap okumaya zaman ayırırım” demeyiz; oysa bu uğraşın bize yaşamımızda ekmek ve su gibi yararı vardır.

Yaşam, edebiyat / sanat yoluyla da keşfedilebilir. Ancak edebi bir eser, öncelikle yazınsal değer taşımalı; gündelik dilden, öykünmeden, bilineni yinelemekten kaçınmalı, yeniliğe açık, özgün bir üslupla yazılmış olmalıdır. Nitelikli bir eser sözcük haznemizi geliştirir; dil bilincimizi artırır, bize yazınsal/ estetik haz kazandırır. Bu da ilişkilerimizi şiddet yoluyla değil, diyalogla yürütmemize katkıda bulunur. Eserin evrenselliği çok önemlidir. Kalıcı olmuş eserler, insan deneyimini evrensel bir dille aktarırlar okura. İnsanlığın çok yönlü ortak sorununu gün ışığın çıkarırlar. Okuru düşünmeye sevk eder, ona bireysel ve toplumsal çözümlemeler sunarlar.

Edebiyatı ulaşılamaz bir alan olarak göstermeye çalışanlarınsa asıl niyeti, onun yazınsal değerinin yanı sıra toplumsal bir olgu olduğunu gizlemektir. Öyle kitaplar vardır ki, zaman geçtikçe yeni keşiflere açık olduklarını göstermişlerdir. Edebiyatın, bireyi ve toplumu dönüştürücü gücünü kendi öz çıkarları açısından sakıncalı bulanlarsa her zaman olmuştur ; günümüzde de olumlu yönde değişen bir şey yoktur. İşte tam da bu yüzden diyebiliriz ki, nitelikli eser, okurunu bekler. Nitelikli tiyatro, sinema, dizi de aynı şekilde izleyicisini bekler. Ancak geçmişe kıyasla nitelikli okur ve izleyicinin yetişmesi konusunda düş kırıklığı içinde olduğumuzu kabul etmeliyiz.

Öncelikli sorun; çağın hız takıntısı yüzünden kitap seçiminde doğru seçimler yapamıyoruz. (uzun olursa sıkılıyoruz) ve yüzeysel okumalarla yetiniyoruz. Sindirerek okuma alışkanlığımız neredeyse kayboluyor. Ama kendimize şu önemli soruyu sormamız gerekmez mi? Yetiştiğimiz ve ömrümüzü geçirdiğimiz toplumun /ortamın etkisi altında kalmasaydık, toplumda kök salmış ırkçı dinsel- mezhepsel, etnikçi önyargılara kolayına teslim olur muyduk? (“Üzüm üzüme baka baka kararır”) En uygar geçinen ülkelerde de durum bundan farklı değildir.

Dünyada dini duygulara bağlılığıyla bilinen muhafazakâr düşüncenin; toplumun sürekliliği ve istikrarını korumak amacıyla gelenek, görenek, otorite , mülkiyet gibi temel unsurlara önem verdiği bilinir. Bu tür düşünceyle yazılmış kitapları okurken de temkinliliği bırakmamak gerekir. Değişime direnç göstermek totaliter rejimleri çağrıştırıyor. Giderek palazlanan ve küresel medyanın gündeminden hiç düşmeyen tarikatların dünyasına bakalım; lider, hikmet sahibi bir otoritedir, her konuda onun sözü geçer. Amerikan toplumu, dini yardımlaşma adı altında kurulmuş tarikatlarda beyinleri yıkanan müritlerin toplu intiharlarına tanık olmuştur. Teokratik inançların hortlatıldığının en son somut örneği ABD Başkanı’nin Beyaz Saray’da düzenlediği toplu ayindir. İsrail ve İran yönetimlerinin de aynı yolun yolcusu olduklarını bilmem söylemeye gerek var mı? Geleneksel dindarlarsa “aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” konumundadır.

Bilim ve inanç dünyasının farklı alanlar olmasına karşın, ikisi arasında teknolojiyi de kullanarak özdeşleşme yaratma faaliyetleri hız kazanmaktadır. Dünyanın içinde bulunduğu kaotik ortam, bu ortamın yaratıcılarını telaşlandırırken, kitleleri yönetme kolaylığı açısından kapitalist ideoloji ve teolojinin bileşimi olan yeni bir kimlik oluşturmanın peşinde olduklarının gizlenecek bir yanı kalmamıştır. İnsanlığın geleceği açısından en büyük tehlike de budur. Bilimin inançtan farkı ; değişime, gelişime açık olmasıdır. Teolojiyle harmanlandığında “gerçek” e ulaşmanın önü kesilmiş olur. Dünyanın geleceğini tehdit eden iklim değişikliği krizi, askeri harcamaların artırılması, savaşların durdurulması, göçmen sorunu gibi evrensel nitelikteki sorunlara karşı aklı selimle yapılan protestolar, neye dayanarak bastırılıyor? Ancak, karamsarlığa gerek yok. Dünyamız dogmatizm, fanatizm yüzünden çok zor zamanlardan geçti, çok savaş gördü, ama dünyanın öküzün boynuzunda olmadığı anlaşıldı. (sürecek)

Bu haber en son değiştirildi 8 Nisan 2026 12:01 12:01

Reklam

Önceki Haberler

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den 1 Mayıs açıklaması: İstanbul’da 1 Mayıs meydanı Taksim Meydanı’dır

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 2026 1 Mayıs programını açıkladı. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu,…

8 Nisan 2026 13:51

AKP Bursa Büyükşehir adayı belli oldu

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in tutuklanıp görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılacak başkanvekilliği seçimi için AKP'nin…

8 Nisan 2026 13:47

Yalçın Küçük’e veda…

Yalçın Hoca, kendisini bilim adamı olarak tanımlamakta bile mütevazı davranırdı. “Çok yüce bir şey bu…

8 Nisan 2026 12:34

Demokratlardan Trump görevden alınsın çağrısı

ABD'de bazı Demokrat siyasetçiler, İran'a yönelik saldırılara tepki göstererek ABD Başkanı Donald Trump'ın görevden alınması…

8 Nisan 2026 12:08

Çaya zam geldi

ÇAYKUR kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 10 zam yaptı. Yeni fiyatlar 8 Nisan itibarıyla yürürlüğe…

8 Nisan 2026 10:59

İsrail Başkonsolosluğu önündeki silahlı saldırıda gözaltı sayısı 10’a yükseldi

İstanbul Beşiktaş’ta İsrail Başkonsolosluğu önündeki silahlı saldırıya ilişkin operasyonlarda 5 kişinin daha yakalanmasıyla gözaltı sayısı…

8 Nisan 2026 10:56
Reklam