Barış adına savaş: Emperyalizmin değişmeyen yüzü

"Bu yüzden barıştan yana olmak, aynı zamanda sosyalizmden yana olmaktır. Emperyalizme karşı mücadele, sermaye düzenine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bugün Venezuela’da savunulan şey, yalnızca bir ülkenin egemenliği deği; halkların başka bir dünyayı kurabilme hakkıdır."

Barış adına savaş: Emperyalizmin değişmeyen yüzü

DENİZ DÜZGÜN

“yerli işbirlikçilere…’’

Tarihin en büyük yalanlarından biri ‘’barış’’ söylemidir. Bu kelimeyi en çok kullananlar, dünyayı en fazla kana bulayanlar olmuştur. Bugün Venezuela’ya yönelik ABD saldırısı, bu yalancı barış dilinin en güncel örneğidir. ‘’Uluslararası hukuk’’ ve ‘’demokrasi’’ iddiaları, çıkarlar söz konusu olduğunda bombaların gürültüsü altında yok olur.

Venezuela’ya yapılan saldırı, münferit bir ‘’güvenlik operasyonu’’ değildir. Emperyalizmin bilindik senaryosu yeniden sahnededir: Önce ambargolar, ardından diplomatik kuşatma, içeriden müdahale ve medya aracılığıyla üretilen meşruiyet… Tüm bu adımlar sonuç vermezse, son perde açılır. Bombalar konuşur.

Bu tablo yeni değildir. Irak’ta ‘’kitle imha silahları’’, Yugoslavya’da ‘’insani müdahale’’, Libya’da ‘’demokrasi’’, İran’da ‘’nükleer tehdit’’… Gerekçeler değişir, hedefler değişir; ancak saldırgan değişmez. Ortadoğu’nun harabeye dönmesi, milyonların yerinden edilmesi ve sayısız sivilin ölümü, bu düzenin bilançosudur. Emperyalizm varlığını sürdürebilmek için sürekli yeni düşmanlar üretir.

Asıl trajedi ise bu saldırganlığa sessiz kalanlardır. Savaş politikalarıyla anılan liderlerin ‘’barış ödülleriyle’’ taçlandırılması, çağımızın ahlaki iflasıdır. Savaşı meşrulaştırmak için kelimelerle oynayan, kurum isimlerini değiştiren bir zihniyetin Nobel gibi sembolleri propaganda aracına dönüştürmesi tesadüf değildir.

Emperyalizmin en tehlikeli yanı yalnızca bombaları değil, zihinleri de hedef almasıdır. ‘’Bizi ilgilendirmez’’ denilen her savaş, bir süre sonra daha yakına gelir. Bugün Venezuela, yarın başka bir ülke… Hiçbir coğrafya bu iştah karşısında güvende değildir.

Bu nedenle, Venezuela halkıyla ve emperyalist kıskaç altındaki ülkelerin halklarıyla dayanışma, herhangi hükümeti savunmak değil; halkların iradesini savunmaktır. Gerçek barışın ise emperyalizmin topu tüfeği ile değil; eşitlik ve özgürlük mücadelesiyle geleceği unutulmamalıdır.

Emperyalizme karşı susmak, onun suç ortağı olmaktır. Barıştan yana olmak haydutluğa karşı saf tutmayı gerektirir.

SOSYALİZM BİR TERCİH DEĞİL, TARİHSEL ZORUNLULUKTUR

Emperyalizmin bu kadar pervasızlaşmasının nedeni yalnızca askeri güç değil; karşısında örgütlü bir alternatif görmemesidir. Bugün savaşlar bu kadar kolay çıkarılıyorsa, halklar bu kadar rahat yoksullaştırılıyorsa, bunun nedeni sermaye düzeninin rakipsiz kalmasıdır. İşte tam da bu noktada sosyalizmin, tarihsel bir zorunluluk olarak yeniden tarih sahnesine çıkması kaçınılmazdır.

Sosyalizm, emperyalizmin karşısına romantik bir itirazla değil, sistemsel bir karşılıkla çıkar. Çünkü sorun yalnızca yanlış politikalar değil, bizzat bu düzenin kendisidir. Kar için savaşan, kaynakları yağmalayan, halkları birbirine kırdıran bir sistemden barış üretilmez.

Venezuela’ya yönelik saldırı da göstermektedir ki emperyalizm, kendisine alternatif olabilecek her toplumsal denemeyi boğmak ister. Kamucu politikalar, bağımsızlık arayışları… Hepsi hedef tahtasındadır. Çünkü sosyalizm, bu düzenin en büyük korkusudur.

Bugün sosyalizmden söz etmek, yalnızca bir ideolojiyi savunmak değil; savaşa, yoksulluğa ve sömürüye karşı açık bir tavır almaktır. Sosyalizm, barışı soyut bir temenni olmaktan çıkarıp maddi bir hedef haline getirir. Silahlanmanın değil, emeğin; rekabetin değil, dayanışmanın; talanın değil, ortak yaşamın düzenini kurmayı önerir.

Bu yüzden barıştan yana olmak, aynı zamanda sosyalizmden yana olmaktır. Emperyalizme karşı mücadele, sermaye düzenine karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bugün Venezuela’da savunulan şey, yalnızca bir ülkenin egemenliği deği; halkların başka bir dünyayı kurabilme hakkıdır.

Son söz açık ve nettir: Reel sosyalizmin çözülüşü sonrasında emperyalizmin hegemonyasındaki dünyanın vadettiklerinin aksine; dünyanın savaşlarda, kitlesel göçlerde, açlıkta ve barbarlıkta zirveyi gördüğü bir çağdayız.

Ancak unutulmamalı ki; büyük insanlık böylesi karanlık dönemlerden; ‘’ya barbarlık ya sosyalizm!’’ diyerek aydınlığa çıkmayı başarmıştır.