Hikmet Yaman
3 Mayıs 1991 tarihinde Namibya’nın başkenti Windhoek’te UNESCO tarafından düzenlenen bir konferansta, bağımsız ve özgür basının demokratik toplumların temel taşlarından biri olduğuna vurgu yapan Windhoek Bildirgesi kabul edildi.
Bildirgede, basının siyasi veya ekonomik kontrol mekanizmalarından bağımsız, tekelciliği reddeden her türden sansür ifade özgürlüğü anlamına geleceği vurgulana ve gazetecilerin baskıdan uzak, fiziksel güvenliklerinin sağlandığı şartların sağlanması talep edilir.
Bildirgenin kabul edildiği tarih olan 3 Mayıs, 1993 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak ilan edilmiştir.
Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ve Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) gibi kuruluşların Şubat 2026’da yayınladığı yıllık raporlara göre, dünya üzerinde 129 gazeteci ve medya emekçisi öldürüldü. Söz konusu raporlarda Özellikle Gazze’deki çatışmalar sırasında katledilen Filistinli gazeteciler başta olmak üzere bu ölümlerin yaklaşık üçte ikisinden İsrail sorumlu olduğuna işaret edilmektedir.
Yine UNESCO verilerine göre öldürülen gazeteciler nedeniyle açılan davaların %85’i faili meçhul veya sonuçsuz olarak belirtilmiştir.
TÜRKİYE’DE DURUM
Türkiye’de Hasan Fehmi Bey’in 1909 yılında Galata köpürüşü üzerinde bir suikastla öldürülmesinden bu yana birçok gazeteci ve yazar susturulmak için katledilmiştir.
Abdi İpekçi (1979), Çetin Emeç (1990),Turan Dursun (1990),Uğur Mumcu (1993), Ahmet Taner Kışlalı (1999), Musa Anter (1992), Metin Göktepe (1996), Hrant Dink (2007)… İlk akla gelen isimler…
Bu cinayetlerin çoğunun ortak noktası, faillerin bulunsa bile arkasındaki asıl azmettiricilerin veya karanlık odakların tam olarak aydınlatılamamış olmasıdır.
Türkiye, uluslararası basın özgürlüğü endekslerinde alt sıralardaki yerini korurken, cezaevindeki gazeteci sayısı giderek artıyor.
2026 yılında onlarca gazeteci sadece gazetecilik yaptıkları, yazdıkları yazılar veya sosyal medya paylaşımları nedeniyle tutsak edildiler. Yada birçok hakları kısıtlanarak mesleklerini yapmaları zorlaştırıldı. Sadece son 6 yılın bilançosuna bakıldığında, gazetecilerin binlerce kez hâkim karşısına çıktığı ve yüzlercesinin gözaltına alındığını söyleyebiliriz.
“Terör örgütü üyeliği”, “cumhurbaşkanına hakaret” “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” suçlamalarıyla yargılanan gazeteciler, haberin içeriğinden çok haberin yapılma biçimi suç unsuru olarak görülerek peşinen suçlu ilan ediliyor.
Dezenformasyon Yasası: Sansürün yeni adı
Kamuoyunda “Sansür Yasası” olarak bilinen ve TCK’ya 217/A maddesi olarak eklenen “Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma” suçu, 2026 yılında basının üzerindeki en büyük baskı unsurlarından biri haline geldi.
“Kamu barışını bozmaya elverişli”, “gerçeğe aykırı bilgi” gibi ucu açık ifadelerle yasa, neyin “yalan haber” olduğuna karar veren başta savcılar ve iletişim başkanlığı gibi kurumlar olmak üzere mercilerin geniş bir “takdir” yetkisine sahip olmasıyla adlı adınca sansür yasası haline getirilmiş durumda.
Öyle ki, bu yasa sadece gazetecileri değil, vatandaşı da a etkiliyor. “Acaba bu paylaşımım nedeniyle başım ağrır mı?” endişesi, toplumda ciddi bir otosansür dalgası yaratmış durumda.
Geleneksel medyanın yanı sıra bu baskıcı sansürcü anlayış ve uygulamalar dijital mecralarda da aynı durumda.
RTÜK, eleştirel yayın yapan televizyon kanallarına kestiği ağır idari para cezaları ve “program durdurma” kararlarıyla ekonomik bir yıpratma politikası izliyor.
Haber sitelerine ve sosyal medya içeriklerine getirilen erişim engelleri, “halkın haber alma hakkı”nı dijital dünyada da ortadan kaldırmış durumda.
Örneğin TELE1, sık sık engellenen, kısıtlanan para cezalarına çarptırılan bu TV kanalı nihayetinde “casusluk” gibi akıl almaz bir suçlamayla Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ tutuklanarak hapse konurken, kanala kayyum atandı ve sonrasında da TMSF tarafından satışa çıkarıldı.
Kamu ihalelerindeki yolsuzlukları, Menzil tarikatı gibi gerici yapıların devlet içindeki ilişkilerini, sağlanan sınırsız olanakları deşifre eden Alican Uludağ, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla 20 Şubatta tutuklandı. Birgün Gazetesi emekçisi İsmail Arı, Mart 2026’da Tokat’ta gözaltına alındı ve tutuklandı. Hakkında açılan onlarca tazminat ve ceza davası, kamucu gazeteciliğin nasıl cezalandırıldığının en somut örneği.
Yargıdaki usulsüzlükleri ve “borsa” iddialarını yazdığı için defalarca gözaltına alınan Furkan Karabay, 2026 başında ev hapsine mahkûm edilerek “dijital kelepçe” ile susturulmaya çalışıldı.
Nadiye Gürbüz, Pınar Gayıp ve Elif Bayburt gibi isimler, özellikle Şubat 2026’da ilerici basın üzerindeki baskıların artmasıyla gözaltına alındı.
Barış Pehlivan, Murat Ağırel ve Timur Soykan gibi isimler, kamuoyunu ilgilendiren skandalları yazdıklarında meşhur “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma”yasası kapsamında “dezenformasyon” yapmakla suçlandılar. Yargılandılar.
Bugün gazetecilerin tutuklanmasına sebep olan “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” Meclis’te görüşülürken, MHP milletvekili Feti Yıldız bu yasayı savunarak gazetecilerin yargılanmayacağını söylemişti.
GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR!
Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde ülkemizde ve dünyada gazetecilik, tüm bu baskı mekanizmalarına rağmen “hakikatin izinde” olmaya çalışan inatçı, direngen kalemler sayesinde nefes alıyor.
Ne zaman kalemini emekten, eşitlikten ve adaletten yana oynatan bir gazeteci çıksa, karşısında sistemin ceberut yüzünü ve yargı kıskacını bulmaktadır. Gazetecilik faaliyetlerinin “terör”, “casusluk” veya “dezenformasyon” gibi muğlak kavramlarla suç sayılması, aslında iktidarın kendi bekasını koruma refleksidir.
Kalemi kâğıttan koparmak, kamerayı sokaktan çıkartmak isteyen her türlü baskı, özünde sınıfsal bir bastırma çabası olarak ortaya çıkar.
Gazeteciliği savunmak; sadece bir meslek grubunu savunmak değil, emeğin onurunu savunmaktır.
Gerçekler kelepçelenemez; çünkü halkın doğruyu bilme iradesi, her türlü sansürden daha güçlüdür.
.
Bu haber en son değiştirildi 3 Mayıs 2026 21:13 21:13
İstanbul Maltepe Gülensu Ormanı’nın "günübirlik alan" adıyla 20 yıllığına kiraya verilmek istenmesine karşı mahalleli eylem…
Çin, İran petrolü aldığı gerekçesiyle ABD’nin yaptırım uyguladığı rafinerilere karşı adım attı.
TKH tarafından yayımlanan açıklamada "1 Mayıs’ta meydanları “bu memleket bizim” diyerek dolduran işçilerin, emekçilerin, ilericilerin…
Sonel, ifadesinde Doku'nun oğlu tarafından bulunduğu yerden alınarak öldürüldüğü iddiasını reddetti. Sonel ayrıca, sim kartını…
CHP Sözcüsü Zeynel Emre, hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk soruşturması nedeniyle tutuklu bulunan Uşak Belediye Başkanı…
Eşinin doğum günü için özel olarak hazırlattığı "Darağacı" figürlü pastayı dans ederek kesen siyonist bakan,…