BOP eş başkanlığından mutlu musunuz?
AKP’nin, yandaşların ve İslamcı çevrelerin İran konusunda söyleyecekleri her söz büyük bir ikiyüzlülüğe dönüşüyor. Suriye’deki cihatçı çeteleri desteklemenin sonucu İran’a saldırılması ve Filistin halkının esaretinin katmerleşmesidir.
İran’a yönelik ABD ve İsrail’in saldırısıyla başlayan savaşta kimin haklı olup olmadığı aynı zamanda bu savaşın aktörlerinin kimler olduğuyla doğrudan ilgilidir. Bir tarafta saldırıya uğrayan İran diğer tarafta ise ABD ve onun en büyük ortağı İsrail bulunuyor. ABD’nin emperyalist,İsrail’in ise siyonist karakteri haklı olan tarafın kim olduğunu fazlasıyla işaret ediyor. İki haydut devletin, uluslararası kuralları yok sayarak İran’a saldırması yaşadığımız çağın acı bir gerçeği. Hitler dönemini aratmayan bir sürecin ayak sesleri gibi.
Yürütülen diplomatik görüşmelerin nerede tıkandığı bile daha kamuoyuna yansımamışken ABD ve İsrail tarafından Hamaney başta olmak üzere İran güvenlik bürokrasi ile siyasi isimlerine yönelik imha saldırıları ABD ve İsrail’in iki yüzlü karakterini ayrıca ortaya koyuyor. Umman Dış İşleri Bakanı tarafından yapılan açıklamada İran tarafının nükleer anlaşma konusunda geri adım attığı ve bir anlaşmaya evet demesine rağmen ABD-İsrail saldırısının kendisini şaşırttığını söylemesi bu yalın gerçeği ortaya koyuyor. ABD-İsrail plan yapmış, takip etmiş, en uygun zamanı kollamış demek ki… Daha önce yürütülen hazırlık, diplomatik ilişkinin göstermelik olduğunu, haydut ABD ve İsrail’in uluslararası hukuku ciddiye bile almadıklarını göstermiş oluyor.
İran’dan ne istiyorlar sorusunun yanıtını herkes biliyor. En başta kaynaklarını, bu kaynakların Çin ve Rusya’yla paylaşılmamasını ve pazarını. Aynı zamanda işgalci İsrail’in güvenliği için İran’ın geriletilmesini ve kendileriyle uyumlu bir yönetim istiyorlar. Stratejik olarak ise Çin’in adım adım kuşatılması, Rusya’nın sıkıştırılması hedeflenen.
Bugün İran’ın hedef tahtasına oturtulmasının kilidini açan ise Suriye’deki iktidar değişikliği oldu. Suriye’de iktidar değişikliği ve işbirlikçi Colani’nin iktidara getirilmesi İran’ın vurulmasının ön koşuluydu. AKP iktidarının bu gerçeği dahi görmekten uzak olduğunu yapılan açıklamalardan anlıyoruz. Bir yandan Suriye’de Colani rejimine sahip çıkan, Amerikancı-İsrailci Colani’nin iktidara getirilmesine destek veren AKP, diğer yandan İran’a yönelik saldırıları kınamak gibi tuhaf bir tutum sergiliyor. Suriye’nin yıkımına sebep olanların bugün İran’ın yarın Türkiye’nin hedefe konmayacağını düşünememeleri eğer ikiyüzlü bir siyasetin gereği değilse büyük bir gaflet olarak tarihe geçecek niteliktedir. Özellikle eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Davutoğlu’nun kınama açıklamaları tam bir tutarsızlık ve samimiyetsizlik abidesidir.
AKP’nin, yandaşların ve İslamcı çevrelerin İran konusunda söyleyecekleri her söz büyük bir ikiyüzlülüğe dönüşüyor. Suriye’deki cihatçı çeteleri desteklemenin sonucu İran’a saldırılması ve Filistin halkının esaretinin katmerleşmesidir. Bu sonucun ortaya çıkmasında en büyük suç ortağı ise Suriye’yi veren ve BOP eşbaşkanlığını üstlenen AKP, yandaşlar ve İslamcılardır. İran’ın bombalanmasını fırsat bilip Filistin köylerini basan İsrailli sivil-asker milislerin görüntüleri ne dediğimizi net olarak anlatmaya yeter de artar bile.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu İslam İşbirliği Teşkilatı ile Suudi Arabistan’ın başını çektiği Dünya İslam Birliği (Rabıta), ABD ve İsrail yerine doğrudan İran’ı kınarken, AKP’nin ve yandaşların yere göğe sığdıramadığı Suriye’de iktidara getirilen Colani de benzer bir tutum alarak ABD ve İran’a tek bir laf etmedi. Daha ötesi El Kaide Afganistan’dan videolu mesaj ileterek doğrudan İran’ın karşısında İsrail’in yanında yer aldığını duyurdu. İşbirlikçi körfez Arap emirliklerinin ABD üslerine yıllardır ev sahipliği yaptığını ayrıca belirtmeye gerek bile yok. Limanlarını, topraklarını, hava sahalarını ABD ve İsrail uçaklarına ve gemilerine açan “Müslüman ülkelerin” başka bir Müslüman ülke olan İran’a karşı emperyalist ABD’nin ve Siyonist İsrail’in yanında yer alması kimseyi şaşırtmamalı.
İslamcılık böyledir. İslamcılığın neredeyse bütün ön kabulleri tek tek çözülüyor. Yıllardır kafir ilan ettikleri batının bugün kölesi gibi davranıyorlar. Yıllardır söyledikleri ümmetin birliğinden kasıtları emperyalist ülkelerle işbirliğiymiş. İslamcı bir rejim olduğu su götürmez İran yerine ABD’nin yanında saf tutulan bir işbirlikçilik bugün açık bir gerçek olarak karşımızdadır.
Bu açıdan ümmet ve hilafet gibi söylemlerin bugünün gerçeği karşısında boş bir hamaset ve yalandan ibaret olduğu bir kez daha görülmüş oldu. Sadece İran örneği değil. Örneğin Afganistan İslam Cumhuriyeti ile Pakistan İslam Cumhuriyeti de savaşa tutuştular. Ümmetin birliği adıyla yola çıkanların iki İslam ülkesinin bile savaştığı bir tabloda Panislamizm görüşünü dile getirebilmesi cehaletten öte bir akıl tutulması olarak görülmelidir.
Siyasal İslamcılık özünde Siyonist İslamcılık olarak işlev görüyor. Emperyalizmin ve Siyonizmin karşısında yer alan İran İslamcılığı karşısında İhvancı, Selefi ya da Nakşibenci İslamcılığı sınıfta kalmıştır. Bunun başını ise hiç kuşkusuz AKP çekmektedir.
Ancak buna rağmen İslamcılık, kendisini saldırgan bir biçimde dışa vurmaktan çekinmiyor. Özellikle son dönemde laiklik üzerinden çıkan tartışmalara bakacak olursak saldırgan ve kibirli dinciliğin ülkemizde anayasal değişiklik ile laikliği ortadan kaldırmaya çok meraklı olduğu görülecektir. Bu saldırgan tutumun arkasında acaba Filistin, Suriye ve İran’da ABD emperyalizmi ile Siyonist İsrail’in çıkarlarını korumanın yol açtığı bir suçluluk mu var?
İran’a yönelik bu haksız ve emperyalist savaş herkes için ders olmalı. Bir sonraki hedefin Türkiye olmayacağını kim garanti edebilir?
Ama asıl soru şudur: Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanlığından mutlu musunuz?
AKP’nin günahı büyüktür.