Eğitim-İş'ten MEB'in ramazan genelgesine tepki: Atanamamış Diyanet İşleri Başkanı!

Eğitim-İş, MEB’in ramazan ayına yönelik etkinlik talimatına tepki gösterdi. Sendika, eğitimde kronik sorunlar çözülmeden dini içerikli uygulamalara öncelik verilmesini eleştirerek Bakan Yusuf Tekin’i hedef aldı.

Eğitim-İş'ten MEB'in ramazan genelgesine tepki: Atanamamış Diyanet İşleri Başkanı!

Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara ramazan ayı boyunca bir dizi etkinlik düzenlenmesine yönelik resmi talimatına Eğitim-İş Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreteri Yeliz Toy yaptığı açıklamayla tepki gösterdi.

Toy, yaptığı açıklamada eğitimin kronikleşen onlarca sorunu varken Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in bu kez yine dinle ilgili bir konuda çıkış yapmayı tercih ettiğini ifade etti.

“Maarifin Kalbinde Ramazan” adı altında verilen talimatların, Yusuf Tekin’in kalbinde yatanın adeta Milli Eğitim Bakanı olmak değil Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu bir kez daha ortaya koyduğu belirtilen açıklamada, bu çerçevede okulda konuşma yapacak kişilerin nasıl seçileceğine de dikkat çekildi.

Son olarak “Milli eğitimin ihtiyacı, Diyanet İşleri Başkanı gibi davranan bir bakan değil; sorunları görüp çözüm üreten, çözümler konusunda eğitimin paydaşlarına kulak veren bir iradedir” vurgusu yapıldı.

Eğitim-İş Genel Özlük-Hukuk ve TİS Sekreteri Yeliz Toy’un açıklaması şu şekilde: 

Eğitimin kronikleşen onca sorunu varken, öğretmenlerin kılık kıyafeti gibi ayrıntılara dair açıklamalarıyla gündeme gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bu kez yine din ile ilgili bir konuda çıkış yapmayı tercih etti.

Milli Eğitim Bakanlığı’ndan okullara ramazan ayı boyunca bir dizi etkinlik düzenlenmesi için resmi talimat gitti. “Maarifin Kalbinde Ramazan” adı altında verilen talimatlar, Yusuf Tekin’in kalbinde yatanın adeta Milli Eğitim Bakanı olmak değil Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Daha da önemlisi 81 ilde yapılacak etkinliklerin muğlak içeriği de gerekçeleri de tartışılmaya muhtaç.

Gerekçe olarak “milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme öğretisinin öğrencilere aşılanması” gibi Ramazan ile alakasız bir dizi kavram sıralanması trajiktir. Zira milli kültürümüz dinden ibaret değildir. Hukuk düzeni içinde yaşam, şeriatla yönetilmediğimize göre yine din ile ilgisizdir. Görünen o ki Bakan Tekin, kamuoyunda kolayca karşı çıkılamayacak bir avuç ilgisiz kavramı almış ve bir gerekçe çorbası yapmıştır.

Yapılacak etkinliklerin içeriği de endişe vericidir. Ortaokul ve liselerde ‘iftar’ programları düzenleneceği ve bu etkinliklerde “alanında uzman kişilerin” konuşma yapacağı duyurulmuştur. Tam bu noktada bir dizi önemli soru gündeme gelmektedir:

  • Konuşma yapacak şahıslar hangi alanlarda uzmandır ve nasıl uzman olmuşlardır? Dernek maskesi takan ve MEB ile protokoller imzalayarak okullara sızan tarikatlar için yeni bir dizi hazırlık mı yapılmaktadır? MEB’in benzer etkinliklerinde gericilikle ve Cumhuriyet düşmanlığıyla öne çıkan isimlere mikrofon verilmesi, “Maarifin kalbinde Ramazan”ın bizim kalbimizde endişe yaratması kaçınılmazdır.
  • Bu iftar etkinliklerinde öğrencilerin ulaşımları nasıl sağlanacaktır? Eğitim emekçilerine mesai saatleri bittikten sonra bu etkinlikleri dayatmanın yasal ve vicdani bir dayanağı var mıdır?
  • Bu noktada çok önemli bir husus da söz konusu etkinliklerin dayatma niteliği taşımasıdır. Her ne kadar MEB’in resmi yazısında bu etkinliklerin “gönüllülük” esasına dayandığı ileri sürülse de, bu tür etkinliklerin uygulamada hem eğitim emekçileri hem de öğrenciler için fişlemeye dönüştüğü herkesin malumudur. Bu etkinlikler fiziksel ya da insançsal nedenlerle oruç tutmayanlar için de yeni bir kaygı unsuru olacaktır.
  • Oysa laik eğitim, her inanç grubuna ait öğrencinin eşit eğitim hizmetini, hiçbir ayrımcılık ve dayatmaya maruz kalmadan almasıdır. Anayasa’ya göre hiçbir yurttaş dini dayatmalara mecbur bırakılamaz ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim, laikliğe uygun olarak verilir. Yani Ramazan etkinlikleri için “hukuk düzeni” vurgusu yapan bakan Tekin’in önce kendisinin hukuku öğrenmesi ve uygulaması gerekmektedir.

Bu vesileyle ‘eğitimin kalbindeki sorunlar’ı kısaca hatırlatalım: Okul, derslik ve öğretmen sayıları yetersiz. Sınıflar kalabalık. Okulların temizliği ve güvenliği sağlanmıyor. Ulaşım başta olmak üzere zoraki harcamalar nedeniyle devlet okulunda eğitim görmek bile paralı halde. Yoksul çocuklara imam hatip ve mesleki eğitim adı altında çocuk işçilik dayatılıyor. Mevcut gerici müfredat, yardımcı kitaplarla ne kadar yamansa da çocukları sınavlara hazırlayamıyor. Onca vergiye rağmen çocukların önüne günde bir kap yemek koyulamıyor. Çocuklar derslere aç giriyor, musluktan su içiyor. Eğitim emekçileri mobbinge ve haksızlığa uğruyor. Atanmayan öğretmen ordusu her geçen gün biraz daha büyüyor. Tarikatlar okullarda cirit atıyor. Özel okullarda öğretmene köle, öğrenciye müşteri gözüyle bakılıyor… Bu liste ne yazık ki böyle uzayıp gidiyor.

Tam da bu yüzden, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e seslenmek gerekiyor: Eğitimin acil ve çok önemli sorunları müdahale bekliyor. Milli eğitimin ihtiyacı, Diyanet İşleri Başkanı gibi davranan bir bakan değil sorunları görüp çözüm üreten, çözümler konusunda eğitimin paydaşlarına kulak veren bir irade.
Peki siz asli görevinizi yapmak için ne bekliyorsunuz?