SEMA AYDIN
Dünya Epstein belgeleriyle çalkalanıyor. Hangi devlet başkanının, hangi ünlünün, hangi zenginin kaydı var? Kamuoyunun en çok merak ettikleri arasında bu soru var.
Çocuklara, kadınlara uygulanan vahşetin boyutları ne? Bizim ülkemizden suç dosyasında ismi geçen var mı? Türkiye’den kaçırılan çocuklar iddiası doğru mu?
Sorular karşı karşıya kaldığımız insanlık dışı iddialara kabul edilebilirlik sınırı bulma gayretidir aslında. Dosyada adı geçenler tespit edildiğinde bir grup sapkının suçunu dökmüş olacağız ve insanlığın geri kalan kısmı aklanmış olacak.
Çocukların maruz kaldığı şiddet ‘vahşet’ boyutunda değilse rahat bir soluk alma imkanı bulacak insanlık. En azından… diye başlayan cümleler kurma olanağı olacak. Bizim ülkemizden birileri yoksa vahşeti kendi dışımıza ittirip ‘bizden uzak’ olana acınası bir gözle bakacağız. Aklanmış olmanın gururunu taşıyarak. Dünya kötü, oysa bizim ülkemiz öyle mi?
Kısaca hatırlayalım. 18 yaş altındaki onlarca kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı oluşturmak suçlamasıyla yargılanan Epstein, tutuklu olduğu New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde 10 Ağustos 2019’da ölü bulunmuştu.
Açıklanan Epstein dava dosyalarında, Prens Andrew’den, ABD Başkanı Donald Trump’a, eski ABD Başkanı Bill Clinton’dan, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’a, Bill Gates’ten Elan Mask’a kadar yüzlerce isim bu suç ağının içinde zikrediliyor.
Epstein davasında ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI), ABD Adalet Bakanlığı ile yaptığı inceleme sonucunda, ünlü isimlerden oluşan “müşteri listesi”nin tutulduğuna dair herhangi bir kanıta ulaşılamadığını duyurmuştu. Öte yandan aralarında hükümet yetkilileri, ünlüler ve iş insanlarının da bulunduğu kişilerin suça ortak olduğu gerekçesiyle örtbas amacıyla öldürüldüğü öne sürülen Epstein’in, aslında hücresinde intihar ettiği sonucuna varıldığını açıklamıştı.
Epstein, siyasetçiler, iş dünyasının liderleri ve kraliyet mensuplarıyla yakın ilişkileri olan nüfuzlu bir finansçıydı. Nüfuzunu kullanarak kurduğu uluslararası çocuk istismarı ve fuhuş ağının nerelere uzandığı kestirilemiyor.
Bir düzen düşünün ki ağına düşürdüğü çocukları kendi özel adasına götürürken, ‘nüfuzlu’ isimleri ise özel uçaklarla adaya taşıyan, burada sınırlarını kestirmenin zor olduğu, istismar, haz tatmini ve türlü güç gösterilerine tanıklık ediyoruz.
Ortaya dökülen milyonlarca belge gerçeklerin açığa çıkmasına hizmet etmekten ziyade, devasa bir kirin gerçeklerin üzerini örtmesine yarıyor. Dünyanın üzerine boca edilen bilgilerin hangisi gerçek, hangisi manüplatif ayırt etmek zor.
Bütün bu bilgi ve belgelere rağmen ismi geçen ‘nüfuzlu’ kişilerin yargılanmasına dair bir süreç işlemiyor. Dünyaya ‘güçlü olan dokunulmazdır’ mesajı veriliyor. Ne kadar tanıdık değil mi? Kendini dünyanın efendisi olarak görenlerin hukuk tanımayacaklarını, tanıyacakları tek hukukun kendi hukukları olduğunu ilan etmesi Epstein dosyasının dayanaklarını gözler önüne seriyor.
Dünyaya demokrasi dersi veren, özgürlükleri diline dolayan emperyalist odaklar öte tarafta kölelik inşa ediyor. Tıpkı Ortadoğu halklarına dönük saldırıları ve katliamları demokrasi ve özgürlükler diyerek örtmeye çalıştıkları gibi.
Esasında sistematik çocuk istismarı ve insan ticareti herkesin bildiği ve üç maymunu oynadığı bir insanlık suçu olarak yeni değil. Epstein ile ilgili ilk dava 2005 yılında açılıyor. Çok sayıda mağdur olduğu ve suç ağının genişliği ortaya çıkıyor. Ancak Epstein ‘nüfuzlu’ güçler tarafından korunup kollanırken, özel bir hukuka tabi kılınıyor. Bu dönem aldığı 18 aylık hapis cezasını tatil havasında tamamlayarak 12 ayda salıveriliyor. Suç şebekesinde ismi geçenler soruşturulmuyor.
Epstein dosyası dünyanın tepesine çöreklenmiş zengin ve azgın azınlığın, bütün kurumlarıyla sınıfsal sömürüsünün en çıplak halini gözler önüne seriyor. Kurbanlar ise dünyanın dört bir tarafından suç şebekesinin ağına düşürülen yoksul ailelerin çocukları.
Ortaya dökülen insanlık dışı iddialar bir grup sapkının fiilleri değil, siyaseti, yargısı, akademisi, kültür sanatı, finans alanı ve bütün kurumlarıyla kapitalist sistemin çürümüşlüğünü gösteriyor. Çürüme sistemin bütün hücrelerine sirayet etmiştir ve artık kaçış yoktur. ‘En azından…’ diyerek başlayacak her cümle bu çürümüşlüğe açılacaktır.
Bugün Epstein davası ile ifşa edilen gerçekler bir çöküş dönemine işaret ediyor. Bu çöküşün altında emekçilerin mi yoksa köşe başlarını tutanların mı kalacağı elbette mücadelenin konusu.
*Bu yazı Kadınların Sesi 40. sayıda yayımlanmıştır.
Husilerin Askeri Sözcüsü Yahya Seri, X hesabından görüntülü mesaj yayımlamış ve ABD ve İsrail'in İran,…
ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin istifa eden direktörü Joe Kent, gündem yaratacak itiraflarda bulundu.
Bakırhan PKK lideri Abdullah Öcalan için İmralI'da bir yapı inşa edildiğine dair haberleri doğruladı.
Ankara Dayanışma Derneği Başkanı tarafından yapılan açıklamada "Sol değerler; halk egemenliğini, laikliği, sosyal adaleti ve…
Cihatçı HTŞ'nin yönetimde olduğu Suriye'de geçici Cumhurbaşkanı Colani, Almanya Başbakanı Friedrich Merz'in daveti üzerine 30…
Almanya Dışişleri Bakanı Wadephul, ABD ile İran arasında doğrudan görüşmeler için hazırlıkların sürdüğünü ve görüşmenin…