İlyada Destanı'na konu alan vadi ranta açılacak
İlyada Destanı’na konu olan, Troya Savaşı efsanelerinin geçtiği Çanakkale Ezine’deki Araplar Boğazı; çimento fabrikaları ve taş ocaklarının baskısı altında. Bilimsel araştırmalar, sit alanındaki madenciliğin suyu, canlı yaşamını ve binlerce yıllık kültür mirasını geri dönülmez biçimde tahrip ettiğini ortaya koyuyor.
Mitolojide İlyada Destanı’na konu olan, “Troya’nın Arka Bahçesi” olarak bilinen Çanakkale’nin Ezine ilçesindeki Araplar Boğazı, kirli sanayi kuruluşları ve taş ocaklarının ağır baskısı altında varoluş mücadelesi veriyor.
Uzmanlar, Karamenderes Nehri’nin hayat verdiği, 1. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı statüsündeki bu eşsiz coğrafyanın Troya Tarihi Milli Parkı içine alınması için çaba harcarken vadi çimento fabrikaları ve taş ocaklarının yarattığı tahribatla karşı karşıya.
Araplar Boğazı ile ilgili 2025 yılında “Journal of Anatolian Geography” dergisinde yayınlanan bilimsel bir makale Homeros’un İlyada eserinde ırmak tanrısı olarak geçen nehir ve çevresinin karşı karşıya olduğu tehditlere eğiliyor.
Çanakkale 18 Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Coğrafya Bölümü Yüksek Lisans öğrencisi Melek Sinan tarafından yapılan “Araplar Boğazı sulak alanı (Ezine, Çanakkale) üzerindeki çevresel tehditler, çözüm önerileri ve Araplar Boğazı sulak alanı (Ezine, Çanakkale) üzerindeki çevresel tehditler, çözüm önerileri ve sürdürülebilir yönetimi” başlıklı araştırma Araplar Boğazı üzerindeki çevresel tehditler ve çözüm önerilerine odaklanıyor.
MİTOLOJİK VADİ SANAYİ KISKACINDA
Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre, Kazdağları’ndan doğan ve antik çağda Skamander olarak bilinen Karamenderes Çayı’nın şekillendirdiği Araplar Boğazı, sadece bir sulak alan değil, aynı zamanda binlerce yıllık bir kültür mirası.
Vadi ile ilgili yapılan son araştırmalar, boğazın yamaçlarında ve yakın çevresinde açılan taş ve kireçtaşı ocaklarının, bölgenin tarihi dokusunu geri dönülemez şekilde tehdit ettiğini ortaya koyuyor.
Özellikle boğazın kuzey kesiminde, Ballı Höyük’ün hemen karşısındaki yamaçta 152 metrekarelik alanda açılan taş ocağı, hem arkeolojik sit alanının silüetini bozuyor hem de tarihi dokuya doğrudan zarar veriyor.
Sit alanında taş ocağı
“1. Derece Arkeolojik Sit Alanı” ve “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenmiş durumda olan boğazın yamaçlarında Hektor, Paris ve Priamos’a ait olduğu düşünülen tümülüsler ve antik yerleşim kalıntıları bulunuyor.
Bu koruma statüsüne ve tarihi varlıklara rağmen boğazın yamaçlarda dinamit patlatılarak ve iş makineleriyle çalışılarak yıllardır madencilik faaliyetleri yürütülüyor.
Eski Hisarlık ve Ballık tepelerindeki antik kalıntıların yanı başında, sit alanı sınırları dahilinde veya hemen yakınında ocaklar işletilmeye devam ediyor. Bu durum, kağıt üzerindeki koruma statüsü ile sahadaki uygulamanın birbiriyle çeliştiğini gözler önüne seriyor.
ÇİMENTO FABRİKASI VE TOZ KABUSU
Bölgedeki ekolojik ve tarihi yıkımın baş aktörlerinden biri de sanayi tesisleri. Araplar Boğazı’na sadece 2,5 kilometre mesafede bulunan ve yaklaşık 515 metrekarelik alana yayılan Akçansa Çimento Fabrikası ile çevresindeki ocaklar, sulak alan üzerinde büyük bir baskı oluşturuyor.
Fabrikaya hammadde sağlamak amacıyla Akçansa Fabrikası’nın güneyinde, sulak alana sadece 1 kilometre uzaklıkta 1,5 kilometrekarelik devasa bir alanda açılan ocak, bölgeyi toz ve gürültüye boğuyor. Ayrıca İzmir-Çanakkale yolu üzerindeki Derbentbaşı ve Köprübaşı mevkileri arasında açılan üç ayrı ocak da boğaza 1-2 kilometre mesafede faaliyet gösteriyor.
Bu tesislerden yayılan yoğun toz, sadece hava kalitesini düşürmekle kalmıyor; bitki örtüsünün üzerini kaplayarak fotosentezi engelliyor, suyun kalitesini bozuyor ve tarihi kalıntıların yüzeyinde kirlilik tabakası oluşturuyor.
EKOLOJİ TEHLİKEDE
Taş ocaklarından ve sanayi faaliyetlerinden kaynaklanan gürültü ve toz, bölgeyi göç yolu olarak kullanan kuşları ve yaban hayatını da tehdit ediyor. Troya Tarihi Milli Parkı çevresinde 192 kuş türü barınırken, Araplar Boğazı tek başına 96 kuş türüne ve Türkiye’deki amfibi ve sürüngen türlerinin %17,1’ine ev sahipliği yapıyor.
Ancak ocaklarda kullanılan dinamitlerin yarattığı sarsıntı ve gürültü, bu hassas canlıları ürkütüp yaşam alanlarından uzaklaştırıyor. Daha da vahimi, yamaçların çıplaklaştırılması sonucu yağışlarla birlikte nehre taşınan moloz ve tortular, su kalitesini düşürerek balık ölümlerine ve ötrofikasyona (alg patlaması) neden oluyor. Su analizlerinde tuzluluk ve elektriksel iletkenlik değerlerinin boğaz kesiminde belirgin şekilde arttığı tespit edildi.
Karamenderes Çayı’ndaki kirlilik yükünün artması oksijen azlığına ve toplu balık ölümlerine yol açıyor. Yapılan analizler, nehrin yukarı çığırında 370 uS olan elektriksel iletkenlik değerinin boğaz kesiminde 542 uS’ye, tuzluluk oranının ise 187 ppm’den 261 ppm’ye yükseldiğini belgelemekte. Nitekim Kasım 2024’te yapılan gözlemlerde, su yüzeyini kaplayan kirlilik tabakasıyla birlikte toplu balık ölümleri ve kötü koku sorunu tespit edilmişti.
‘BÜTÜNCÜL YÖNETİM ŞART’
Uzmanlar, Troya efsanelerine ev sahipliği yapan bu vadinin kurtarılması için acil önlem çağrısında bulunuyor. Boğazın morfolojik yapısını bozan, yamaçları çıplaklaştıran ve tarihi dokuyu sanayi tozuyla kaplayan bu faaliyetlerin durdurulması gerektiği belirtiliyor.
Makalede çözüm olarak Araplar Boğazı Sulak Alanı’nın, sadece arkeolojik sit sınırlarıyla değil, çevresindeki sanayi baskısını da kontrol altına alacak, yerel paydaşların da dahil edildiği bütüncül ve sürdürülebilir bir yönetim planıyla gerçek anlamda koruma altına alınması öneriliyor. Aksi takdirde, binlerce yıllık tarih ve eşsiz doğa, taş ocaklarının yarattığı tahribatın altında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

