İsmail Arı: Depremde çadır satan Kerem Kınık'tan daha mı suçluyum?
"Kerem Kınık ile diğer Kızılay yöneticilerinin ifadesini dahi al(a)mayanlar, beni 'yatarı' olmayan bir suç iddiasıyla cezaevine attı. Bu memlekette gazetecilik yapmak, insanlar soğukta donarken depremde çadır satmaktan daha büyük bir suç."
Tutuklu BirGün muhabiri İsmail Arı, cezaevinden kaleme aldığı yazıda, hem gözaltı ve tutuklanma sürecini hem de deprem döneminde Kızılay’ın çadır satışıyla ilgili yürütülen soruşturmayı gündeme taşıdı. Arı, “Bu memlekette gazetecilik yapmak, insanlar soğukta donarken depremde çadır satmaktan daha büyük bir suç” ifadelerini kullandı.
Cezaevinde ziyaretine gelenlerin kendisine Kızılay haberlerini hatırlattığını ifade eden Arı, özellikle 6 Şubat depremleri sırasında Kızılay’ın çadır satışıyla ilgili yürütülen soruşturmaya dikkat çekti. Arı, soruşturmanın yaklaşık üç yıl sonra dava açılmadan kapatıldığını ifade etti ve “Depremde Kızılay’ın çadır satması suç değil dediler. Bundan sonraki depremlerde de çadır satışının önünü açtılar” dedi. “Bir gün umarım son 15 yılda verilen tüm takipsizlik kararları yeniden incelenir” çağrısında bulunan Arı, “Ancak o zaman bu ülkede adalete olan güven artacaktır” dedi.
“ADALET BU MU”
Gazeteci İsmail Arı’nın BirGün’de yayımlanan yazısı şöyle:
“Bayramda Tokat’taki tüm akrabalarımın kapısına eş zamanlı olarak dayandılar. Misafir olduğum ve bayram ziyaretine gittiğim evde gözaltına alınıp, bayram bitmeden tutuklandım. Suçum çok büyüktü! Suçum, bu ülkede gazetecilik yapmaktı!
Cezaevine ziyaretime gelenler Kızılay haberlerimi tekrar hatırlatıyor. Burada konu üzerine tekrar düşündüm. Hakikaten sayısız yolsuzluk skandalını ortaya çıkardığım, iktidarın arka bahçesine dönüşen ve depremde çadır satan Kızılay yöneticilerine ne oldu? Hemen anlatayım.
Yaklaşık 160 yaşındaki Kızılay’ın en tartışmalı başkanlarından biri Kerem Kınık’tı. Onu yolun sonuna getiren olay, 6 Şubat 2023’teki deprem felaketinde Kızılay’ın deposundaki çadırları derhal deprem bölgesine göndermesi gerekirken sattığının ortaya çıktığı skandal oldu.
Kızılay Başkanı Kerem Kınık ile Kızılay’ın diğer yöneticileri hakkında çok sayıda suç duyurusunda bulunuldu. ‘Ahbap’a çadır satarak suç işlediler’ denildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda birleştirilen suç duyurularıyla açılan soruşturma önce Batı Adliyesine, ardından da İstanbul’a gönderildi. Uzun bir aradan sonra tekrar Ankara’ya gönderilen soruşturma dosyası, deprem felaketinden yaklaşık üç yıl sonra davaya dönüştürülmeden kapatıldı.
İşin daha garibi, dönemin Kızılay Başkanı Kerem Kınık ile Kızılay yöneticilerinin ifadeleri bile alınmadı veya alınamadı. Yani ‘Depremde Kızılay’ın çadır satması suç değil’ dediler. Bundan sonraki depremlerde de Kızılay’ın çadır satmasının önünü açtılar. Neticede suç değil!
Kerem Kınık ile diğer Kızılay yöneticilerinin ifadesini dahi al(a)mayanlar, beni ‘yatarı’ olmayan bir suç iddiasıyla cezaevine attı. Bu durum şunu gösteriyor: Bu memlekette gazetecilik yapmak, insanlar soğukta donarken depremde çadır satmaktan daha büyük bir suç. Peki, adalet bu mu?
Bir gün umarım son 15 yılda verilen tüm takipsizlik kararları yeniden incelenir. Ancak o zaman bu ülkede adalete olan güven artacaktır. Toplumun yüzde 80’i ‘Adalete güvenmiyorum’ diyorsa bu tablo kimin eseri?”

