Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Kim darbeci?

Reklam

Erdoğan, partisinin grup toplantısında darbecilikle CHP’yi neredeyse eşdeğer tutan bir konuşma yaparak, 19 Mart sürecini darbe olarak tanımlayan CHP’nin suçlamasını bertaraf etmeye çalıştı.

Türkiye’de AKP’nin temsil ettiği sağ zihniyet 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz diye devam eden bir “darbe listesi” sıralayıp, bunları doğrudan “CHP zihniyetine” bağlayarak, ‘her taşın altında’ deyimi gibi “her darbenin altında CHP vardır” demeye getiriyor.

15 Temmuz kanlı Amerikancı İslamcı darbesinin ardından AKP binalarına Atatürk resimleri asılmaya başlanmasına karşın, AKP zihniyeti, aslında darbe ile CHP arasındaki eşitliği doğrudan ordunun Kemalizm’i temsil etmesi üzerinden kurmaktadır. Yoksa CHP’nin silahlı bir güç olduğu düşünülmüyor.

Türkiye’de sağın kendisini tanımladığı alamet-i farika ise darbe-asker karşısında milli iradenin ve milletin temsilcisi olduğudur. Özellikle 27 Mayıs sonrası Mendereslerin idamı ve 28 Şubat sürecinde üniversitelerdeki türban yasağı merkez, dinci ve muhafazakâr sağın üzerinde en fazla propaganda yaptığı olgular oldu.

Hatta bu sağ zihniyet, özellikle siyasal İslamcılar, Abdülhamid’in tahttan bir darbe ile indirildiğini söyler. Bu suçlamayı özelde İttihat Terakki’ye genelde ise orduya atfeder; hatta Osmanlı’nın parçalanmasını Abdülhamid’in tahttan indirilmesi ile ilişkilendirir. Kemalist orduyu da aslında İttihat Terakki’nin devamı olarak görür.

Abdülhamid sevdasını birinci sıraya koymak kaydıyla Osmanlıya ve Osmanlı padişahlarına yönelik hayranlığını saklamayan sağ zihniyet hem milleti temsille hem de padişahlarla övünebilen bir tuhaflığı sergileye dursun, Abdülhamid’in de bir darbeyle iktidara geldiğini neredeyse akıl edemez. Halbuki tıpkı Abdülhamid gibi onlarca padişah yeniçeri darbesiyle padişah “oluvermişti.”

Darbeyle gelen Abdülhamid’i göklere çıkarıp onun 1908’de darbeyle gönderilmesini içine sindiremeyen sağ, aslında darbe karşıtlığını kendisine demokrasi kılıfı yapıyor. Onların ne demokrasiyle ilgileri ne de darbeyle dertleri var. Dert İslamcılık… Çünkü Abdülhamid’i İslamcı zannedenler aslında Alman emperyalizminin İngiltere’ye karşı İslam-hilafet silahını kullanma stratejisini de görmezden gelirler.

Darbenin çağrıştırdığı temel birkaç olgu var: Birincisi kanun dışılık, hukuk dışılık. İkincisi zora, silaha dayanması. Üçüncüsü de meşruiyet dayanağı ve bu anlamıyla halk düşmanlığı. Ama darbeler tıpkı savaşlar gibi aslında siyasetin bir aracı değil midir?

Savaşın, siyasetin başka bir araçla devamı olduğu gibi. Siyasi amaçlara ulaşmak için başvurulan yollardan birisi de askeri darbeler. O yüzden askeri darbelerin tek başına zor, hukuksuzluk, anti-demokratizm üzerinden ele alınması mümkün değildir. Darbeler aynı zamanda sınıfsal bir siyasal içerik taşırlar. Bütün bu genel bilgiler doğrultusunda Türkiye sağının ağzında sakıza dönen bu darbecilik olgusuna biraz daha yakından bakmakta fayda var.

Örneğin 27 Mayıs. Menderes’in kontrolü yitirdiği, ekonomiyi batırdığı, sansür ve baskı ile bütün muhalefeti susturmaya çalıştığı, hatta özel mahkemelerle yargıladığı, aydınları hapse attığı bir dönemdi. Ahlaki çürüme işin başka bir boyutu idi. Ancak 27 Mayıs sonrası kurulan düzene kimse daha az demokratik diyemez. Türkiye tarihinin görece en demokratik dönemi, 27 Mayıs sonrası olmuştur. Bu açıdan teknik bir tanımlaya tabi tutmayacaksak 27 Mayıs, aslında hem tarihi hem de siyasi olarak ihtilal kavramıyla tanımlanabilir. Ama sınıfsal olarak bakıldığında 27 Mayıs, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünya kapitalizminin yeni dönemine belli açılardan uyumuyla, doğrudan Türkiye kapitalizminin gelişim ihtiyaçlarıyla bağlantılıdır. Bu anlamıyla 27 Mayıs’ı, burjuva sınıfı içinde bir kanadın bir başka kanada müdahalesi olarak değerlendirmek yanlış olmayacak. Özgünlüğü Cumhuriyet’in kazanımlarını koruma refleksi ve amacı ile birleşmiş olmasıdır.

12 Mart ve 12 Eylül ise burjuvazinin kanatları arasındaki güçlerin birbirlerine yönelik hamlesi değil, doğrudan iktidardaki burjuva sınıfının işçi sınıfına yönelik darbesidir. Haziran 1970’te büyük işçi kalkışmasından sonra 12 Mart 1971’de gerçekleşen “muhtıra”nın sınıfsal ve siyasal niteliği yeterince açık. 12 Eylül’ün ise doğrudan sola ve işçi sınıfına yönelik faşist bir darbe olduğu konusunda kimsenin kuşkusu bulunmuyor. Uluslararası kapitalizmin neo-liberal dönemine uyumun Türkiye’deki karşılığı olan 24 Ocak kararlarının yaşama geçirilmesi için sendikaların ve solun barikatı yıkılmalıydı. Doğrudan sol ve devrimci güçlerin-isimlerin tasfiyesine yönelik her iki darbenin sınıfsal karakteri açıktır.

28 Şubat ve 27 Nisan ise 12 Mart ve 12 Eylül’ün yanında darbenin cücüğü gibi kalıyorlar. 28 Şubat MGK kararlarını, 27 Nisan ise Cumhuriyet değerlerine “sözde değil özde bağlı bir cumhurbaşkanı adayı” uyarısını içeren bildiriyi ifade eder. Mevcut rejimin güçleri arasındaki çatışmanın yansımasından başka bir şey değildir. Hatta doğrudan FETÖ tehdidine yöneliktir. Dinci gericiliği tehdit olarak gören 28 Şubat ve 27 Nisan, doğrudan rejimin bekçiliğini üstlenen “AsParti’nin” siyasal çıkışıdır. Burjuvazinin bir kanadının bir kanadına yönelik müdahalesi bugün AKP tarafından bir mağduriyet edebiyatıyla anlatılmaktadır. Ama tarih FETÖ’nün nasıl bir tehlike olduğunu göstermedi mi?

Belki de ara tez olarak şu söylenebilir: Düzenin önemli kurumlarından birisi olan ordu ve burjuvazinin geleneksel temsilcisi CHP ile emperyalizmin yeni tercihi ve burjuvazinin yeni gücü AKP arasında yaşanan güç mücadelesi bugün bizlere darbeler tarihi olarak anlatılıyor. Ordunun ise hangi Kemalizm’i temsil ettiği bambaşka bir tartışmadır. TSK, 12 Mart ve 12 Eylül’de görüldüğü üzere NATO’culuk mutlak belirleyen olmak kaydıyla olsa olsa “sağ Kemalizm’i” temsil etmiştir. Bütün güçlerin ortay paydası ise anti-komünizm, kapitalist ekonomi ve emperyalizme uyumdu. Ne Menderes ne 27 Mayıs ne 12 Eylül ne ne 28 Şubat ne CHP ne de AKP sizce bu ortak paydadan muaf tutulabilir mi?

28 Şubat ve 27 Nisan “darbelerinden” şikâyet eden AKP-FETÖ ittifakı, 15 Temmuz’da bu sefer birbirlerine girmiş, FETÖ etle-tırnak olduğu AKP’ye karşı darbeye girişmiş ama başarısız olarak kendisi tasfiye olmuştur. 15 Temmuz, kanlı İslamcı bir darbe olarak tarihe geçerken İslamcılar ve liberaller tarafından öne sürülen “darbeler ile Kemalizm arasında ilişki tezini” de bozmuştur. AKP’nin bir yandan FETÖ’yü terör örgütü olarak düşmanlaştırması diğer yandan FETÖ tehlikesine işaret eden 28 Şubat ve 27 Nisan’dan hala şikâyet etmeye devam etmesi sizce garabet değil mi?

Sona geldik. Bu sefer AKP, tek başına doğrudan CHP’ye darbeyi 19 Mart’ta yapmıştır.

27 Mayıs darbesinin bildirisini okuyan Türkeş’in partisi Adnan Menderes’i anıyor; 12 Eylül’e “selam çakan” FETÖ, 28 Şubat ve 27 Nisan üzerinden darbeye karşı sivil toplumcu kesilirken 15 Temmuz’da darbenin alasını yaparak 250 kişiyi sokakta öldürüyor; 12 Eylül cuntasının gündeme getirdiği Türk-İslam sentezi ideolojisinin somut hali olarak iktidara getirilen AKP, darbelerden şikâyet edip 19 Mart’ta milli iradeyi yok sayarak CHP’li belediyelere darbe yapıyor.

Sizce kim darbeci?

12 Mart, 12 Eylül darbeleri neyi temsil etti?
28 Şubat ve 27 Nisan neye tepkiydi?
15 Temmuz neydi?
19 Mart nereye düşüyor?

Türkiye kapitalizmi tarihi darbeler tarihidir. Darbeleri, sınıfsal ve siyasal niteliği ile ele almadan değerlendirme şansımız olamaz.

Burjuvazinin kurduğu rejimden hala gerçek bir demokrasi bekleyen var mı?

Onlar darbelerle iktidarda kalırlar, rejimlerini sürdürürler; emekçilerinki ise devrimle olacak!

Farkı şudur: Onlar azınlık ve sermayenin temsilcisi, emekçiler milyonlar yani milli iradenin ta kendisidir!

Reklam

Önceki Haberler

Taciz suçlamasından yargılanan Hasbi Dede CHP’den ihraç edildi

Görevinden uzaklaştırılan CHP'li Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede, partisinden ihraç edildi. Dede, 'çocuğa karşı cinsel…

10 Nisan 2026 17:21

Mark Rutte ile görüşmüşlerdi: Trump, NATO’ya ‘öfke kustu’ iddiası

ABD Başkanı Donald Trump'ın, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığı görüşmede, ittifakta yer alan ülkelerin…

10 Nisan 2026 16:55

BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen hakkında iddianame tamamlandı

Antep'te Sırma Halı işçilerine destek eylemindeki sözleri gerekçe gösterilerek tutuklanan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen…

10 Nisan 2026 16:40

Tutuklanan Başaran Aksu için Limak Holding önüne eylem çağrısı

“Yanıltıcı bilgiyi yayma” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla tutuklanan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran…

10 Nisan 2026 15:53

Ayhan Bora Kaplan davası: Polis müdüründen “kanunsuz emir” iddiası

Ayhan Bora Kaplan suç örgütünün yeniden görülen davasının duruşmasında savunma yapan müşteki sanık dönemin Kaçakçılık…

10 Nisan 2026 14:22

İmamoğlu: Türkiye’nin en büyük 4. şehrine de çöktünüz!

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nde başkanvekilliği seçimini AKP’nin adayı kazandı. CHP cephesi sürece tepki gösterirken, tutuklu İBB…

10 Nisan 2026 13:43
Reklam