Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Kısa ve uzun dönem makro bakışlar

Reklam

Bir zamanların kulağımıza garip gelen sözcüğü günümüzün harcıalem sözcüğü haline gelmişse, alt-yapıda yaşanan meselenin konjonktürel değil kronik olduğu anlaşılmalıdır. Bu sözcük “ikiz açık” sözcüğüdür. İkiz açık sözcüğü, iç dengede ‘bütçe açığı’, dış dengede ise ‘cari açık’ sözcüklerinin bir arada ifade edilişinden oluşur. Her ne kadar iç ve dış dengeler birbiri ile sıkı ilişki içinde çalışır olsa da, çözümlemede iki denge münferiden ele alınır. Bu kısa yazıda, kısaca kavramları tanıttıktan sonra, müteakip yazılarda denge ve dengesizlik hallerinin olası sonuçları ve iki denge koşulunun birbiri üzerindeki etkilerini ele almaya çalışacağım.

İç denge koşulu, yani kamu bütçesinin gelir ve giderlerinin eşit olduğu durumda kamu bütçesinin denkliği sağlanmış olur. Kamu bütçesinin denkliği başta gelir dağılımı ve enflasyon açılarından olmak üzere hemen hemen tüm iç işleyiş üzerinde ciddi etkileri olan çok önemli bir koşuldur. Örneğin, genellikle oluşan kamu bütçe açıkları, oluşumları bağlamında sermayeye tanınan vergi avantajları ya da harcama kolaylıkları ile olduğu kadar, bütçe kısıtı ileri sürülerek kamu personel özlük haklarında yapılmayan gerekli artışlar ya da kısılan bazı kamu hizmetleri yolu ile piyasa gelir dağılımını etkileyerek, ikincil dağılımda gelir dağılımı üzerinde, politikaya göre sermaye ya da emek ve halk lehine ya da aleyhine gelir dağılımını etkileyebilir, değiştirebilir.

Kamu bütçesi dengesi salt gelir dağılımı üzerinde değil, açık durumunda Hazine Bonosu ihracı yoluyla faiz haddi ve döviz kuru üzerinde de etkili olur. Şöyle ki, bütçe açığı oluştuğunda Hazine Merkez Bankası’ndan borç alabilmek için Hazine Bonosu ihraç ederek piyasaya para sürer. Piyasaya çıkan yeni para, mevcut para hacminde üretim artışından fazla bir nakit oluşturduğundan enflasyon yaratarak, dar ve sabit gelirlilerde satın alma gücü erimesine yol açar. İş bununla da kalmaz, yaşanan enflasyon döviz kuru üzerinde artış yönünde baskı oluşturur. Bu kısa açıklamadan anlaşıldığı üzere, kamu bütçesi açığı gelir dağılımı ve kaynak dağılımı bağlamında iç ekonomi üzerinde çok ciddi etki yapmakla kalmayıp, döviz kuru yoluyla dış dengeyi de etkiler.

Cari açık, bir ülkenin dış ülkelerle giriştiği aynî ve parasal ekonomik ilişkiler sonucunda oluşan ödemeler durumu bağlamında oluşan olumsuzluk göstergesidir. Cari denge- ya da diğer adı ile ödemeler cetveli dengesi, ağırlıklı olarak olumlu iç ekonomik koşulda, fakat dış ekonomik koşula da bağlı olarak istisnaî durumda ancak dengede olur, genellikle açık vermek durumundadır. Genel manzara ile durumu fazla karıştırmadan, Türkiye örneği olarak gelişmekte olan ekonomi bağlamında meseleyi ele alacak olursak, şu genel sonuçla karşılaşırız: Özellikle gelişmekte olan ekonomilerde cari ödemeler cetveli kronik açık verir. Diğer bir anlatımla, gelişmekte olan ekonomilerde ihracat ithalatı karşılayamadığı, alınan dış borçların itfa programında faiz ve anapara ödemeleri gereği kadar yapılamadığından kronik cari açık yaşanır ve doğal olarak ülkenin dış borç stoku devamlı artış eğiliminde gerçekleşir. Cari ödemeler cetvelinin müzmin açık vermesi iç ekonomide döviz sıkıntısı oluşturarak, kur yükselişlerine, oradan da çok çeşitli ekonomik sıkıntılara yol açar.

Kısa ve genel açıklamalardan sonra, şimdi de özellikle son yıllar itibariyle Türkiye’deki duruma bir göz atalım. Önce kamu bütçe dengesine baktığımızda, 2020 sonrası yıllarda kamu bütçe açığının ulusal gelire oranı %3,5 ile %4,7 arasında değişmektedir. Gözlem süresini onar yıllara genişlettiğimizde, müzminleşmiş kronik açıkla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Bunun anlamı şudur ki, kamu kesiminde borç yükü artışı yaşanmaktadır. Kamu borçları döndürülerek, yani borç itfası döneminde yeni borçlanmaya gidilerek borçların kapatılmasına çalışılmaktadır. Bazı sıkışık dönemlerde borç faizleri de yeni borçlanma yoluyla kapatılmaktadır. Ponzi finansmanı olarak anılan bu tür borçlanmada borç stoku devamlı yükselir. Bu faslı kapatmadan borç artış hızının ulusal gelir artış hızının üzerinde olmaması borcun eritilmesi açısından önemli olduğunu belirtmem gerekir. Türkiye ise, bu ölçüte ancak bıçak sırtında uyabilmektedir. Maastricht kriterleri olarak bilinen uluslararası ölçüte göre, bir ülkenin borç stokunun ulusal gelire oranını %60’ı geçmemesi gerekir.

Cari açık meselesine gelince, Türkiye’de ihracatın ithalatı karşılama oranı hiçbir zaman “bir” katsayı değeri vermemiştir, yıllar itibariyle değişiklik göstererek, her dönemde bir katsayıdan yüksek gerçekleşerek açık oluşmuştur. Oluşan yıllık cari açık % 2 ile % 4 arasında seyretmiştir. Şu hale göre, Türkiye kronik cari açık ülkesidir. Cari açığı bütçe açığı ile birlikte düşünürsek, Türkiye kronik ikiz açık ülkesi olarak niteleyebiliriz.

Bu saptamaları yaptıktan sonra, kısaca çözüm yollarına da değinelim. Ancak, bu yazının boyutları içinde kalma adına buğun ana noktalara işaret etmekle yetinip, ileri yazılarda detay konulara girmeye çalışalım. Dostlar, bu konuda saptanması gereken birinci mesele hızla ileri teknolojiye, dijital teknolojiye koşan merkez ekonomiler ortamında Türkiye henüz tekstil, demir-çelik ve otomotiv sanayi olarak belirlenen birinci sanayi dönemimi dahi kapatamamıştır. Kaldı ki, otomotiv sanayiye de hakkıyla geçilmiş sayılamaz. Birinci mesele ile yakından ilişkili ikinci mesele ise Türkiye’nin “orta gelir tuzağı” ndan henüz kurtulamamış olmasıdır. Savunma sanayi alanında bazı atılımlar yapılıyor olmakla beraber, buralarda da elektronik ve motor aksamlarını epey sorunlu olduğu basında yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır.

Bu sorunları detayları ile ekle almak üzere yazıyı sonlandırırken, gerekli atılımların yapılması işin kapsamlı bir ekonomik programlama ve planlama gereksinimi ortada iken, neden acaba 2000 IMF programı ile, beşer yıllık kapsamlı planlama anlayışını elimizin tersi ile iterek, Orta Vadeli Program (OVP) uygulamasına geçtik, daha doğrusu IMF tarafından bize önerildi ve biz de bunu usluca kabul ederek, uygulamaya koyduk? Siz dostları böyle bir düşünce ile baş başa bırakarak, bir dahaki seferde görüşmek üzere hoşça kalın! Ancak bu soruyu tamamlamak ve gelecek yazıya da giriş oluşturmak üzere, cari açığın dış kaynak girişleri ile halledilmesini düşünen resmi ve sermaye çevrelerinin görüşleri acaba nasıl bir ekonomi sistemi ile uyumlu görülebilir, diye hep beraber düşünelim, lütfen!

Reklam

Önceki Haberler

İstanbul’daki IŞİD operasyonunda 8 kişi gözaltına alındı

İstanbul'da IŞİD'e yönelik yürütülen soruşturmada 8 şüpheli gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada…

13 Ocak 2026 11:14

Mesleki eğitim kamusal hak olmaktan çıktı: Gençlere istihdam değil kredi yolu

Milli Eğitim Bakanlığı, Kredi Garanti Fonu ve Halkbank protokolüyle meslek lisesi mezunu gençler güvenceli istihdam…

13 Ocak 2026 10:49

Rusya’dan “Grönland” çıkışı: Referandumla bize katılabilir

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Trump yönetiminin gecikmesi halinde Grönland’ın referandumla Rusya’ya katılabileceğini…

13 Ocak 2026 10:37

Kılıçdaroğlu’nun ‘mağdur’ sıfatıyla yer aldığı 38. Olağan Kurultay davası bugün

CHP'nin 38'inci Olağan Kurultayı'na ilişkin açılan ceza davasında ikinci duruşma bugün görülecek. Davada Ekrem İmamoğlu,…

13 Ocak 2026 10:13

AKP’den 30 Euro’luk gümrük muafiyetiniyle ilgili yeni açıklama: Geri adım sinyali

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan MYK'nın…

13 Ocak 2026 10:08

ABD’de ICE krizi büyüyor: Trump yönetimine dava açıldı

ABD’nin Minnesota eyaleti, ICE görevlilerinin bir vatandaşı vurarak öldürmesinin ardından yüzlerce federal ajanın eyalete konuşlandırılmasına…

13 Ocak 2026 09:50
Reklam