Küresel cangıl
Zorbalığın geçerli olduğu, güçlünün kayırıldığı, güçsüzü koruyacak kurum ve kuralların işlevsiz kaldığı bir küresel cangılda yaşıyoruz.
Günümüzde devlet başkanları mafya liderlerine taş çıkartıyor. Maduro’ya yönelik adam kaldırma operasyonu yapan Trump da bunlardan biri. Uluslararası hukuku ayaklar altına alan bu operasyon, dünya genelinde tepkilere yol açtı. Venezuela’nın geleneksel müttefiklerinin yanı sıra Kolombiya, Brezilya ve Meksika gibi ülkeler de kınama mesajları yayımladı. The Guardian ve BBC gibi kuruluşlar müdahaleyi “yasa dışı saldırı” ve “egemenlik ihlali” olarak tanımladı. Operasyonun ABD Kongresi onayı olmadan gerçekleştirilmesi ülke içi hukuk açısından da tartışma konusu oldu.
Acilen toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunda ABD, operasyonun uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suçla mücadele kapsamındaki bir kolluk faaliyeti olduğunu savundu. Anlaşılan Trump, “BM Şartı’na uymuyorum, saygı da duymuyorum” diyecek kadar kendini güçlü hissetmediği için böyle bir bahane üretmek zorunda kalmış!
Buna karşı Venezuela, operasyonu uluslararası hukukun ihlali ve egemen bir ülkenin toprak bütünlüğüne saldırı olarak niteleyip ABD’yi kınadı; ayrıca Maduro’nun serbest bırakılması için BM’nin girişimde bulunmasını istedi. Birçok konsey üyesi bu olayın uluslararası düzen için tehlikeli bir örnek oluşturabileceğine dikkat çekerken BM Şartı’nda yer alan eşit egemenlik, iç işlerine karışmama ve güç kullanma yasağı gibi ilkelerin ihlal edildiğini söyledi. Trump’a destek veren Arjantin ve Paraguay, operasyonu demokrasinin ve insan haklarının yeniden tesisi için gerekli bir adım olarak değerlendirdi. BM Genel Sekreteri Guterres ise barış ve güvenliğin ancak tüm üyelerin BM Şartı’na bağlı kalmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.
BM’nin yaşadığı meşruiyet ve işlev krizi, bu hukuk dışı operasyonla bir kez daha görüldü. Sorunun temelinde Güvenlik Konseyi’ni oluşturan ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa beşlisine tanınan veto yetkisi var. Daimi üye statüsüne sahip bu ülkelerden herhangi biri çatışmanın tarafı olduğunda BM’den yaptırım kararı çıkmıyor. Daimi üyeler, ayrıcalıklı konumlarını korumak istedikleri için veto yetkisine ilişkin adil bir düzenleme yapmaları olası değil. Dolayısıyla Gazze ve Ukrayna gibi şimdi de Venezuela krizinde BM’nin eli kolu bağlı.
Büyük güçlerin birbirleriyle çatışmasını önlemek amacıyla kurulan BM, mevcut yapısıyla daimi üyelerden herhangi birinin saldırı planına dolaylı olarak kapı aralıyor. Böylelikle elindeki veto yetkisini kötüye kullanan ülkeler kendi nüfuz alanlarını genişletmek için görece güçsüz ülkeleri daha kolay hedef alabiliyor. Burada “büyük balık küçük balığı yutar” kuralı işliyor. Zaten Trump’ın isteği de bu yönde: Güçlü rakiplerle alan paylaşımı yaparak “barış” içinde yaşamak…
Barış ve güvenlik alanında caydırıcılığı kalmayan BM’nin insani yardım, insan hakları, iklim ve sağlık gibi alanlarda yürüttüğü çalışmalar da tehdit altında. Trump, geçen hafta imzaladığı kararnameyle Amerikan çıkarlarına hizmet etmediği savıyla BM bağlantılı 31 kuruluştan çekildiğini açıkladı. Bunların arasında Su Ajansı, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı, Doğayı Koruma Birliği gibi çevre örgütleri yer alıyor. ABD’nin özellikle İklim Çerçeve Sözleşmesi’nden ayrılması uluslararası iş birliğine büyük bir darbe olarak görülüyor.
Ne yazık ki zorbalığın geçerli olduğu, güçlünün kayırıldığı, güçsüzü koruyacak kurum ve kuralların işlevsiz kaldığı bir küresel cangılda yaşıyoruz. Gezegeni “yapay seleksiyon” laboratuvarına çevirenlerin kobayı olmamak için hep birlikte direnmek; eşitliği, adaleti ve özgürlüğü savunmak zorundayız.