Reklam
Kategoriler: Görüş

Laiklik Kulübü’nden çağrı: Türkiye’deki tüm üniversitelerde Laiklik Kulüpleri’nin kurulması hayati önemdedir

Reklam

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde kurulan Laiklik Kulübü’yle laikiliğin önemi, laiklik mücadelesinin bugün ne ifade ettiğini konuştuk.

Laiklik Kulübü’nü kurma ihtiyacı nereden doğdu? Bugünün Türkiye’sinde laikliği neden “hayati” bir mesele olarak görüyorsunuz?

Laiklik Kulübü, bir “fikir tercihi”nin ya da gündelik bir öğrenci etkinliğinin ürünü değil; Türkiye’nin bugün içine itildiği siyasal ve toplumsal iklimde, yaşanan kırılmaların zorunlu kıldığı bir yanıt olarak doğdu. Çünkü laiklik, sadece Anayasa’da yer alan bir sözcük değildir; bir halkın özgürlüğüdür. Kadınların, öğrencilerin, sanatçıların ve bilim insanlarının aynı zeminde eşit ve özgürce nefes alabilmesinin koşuludur. Laiklik, yurttaşlığın adıdır: Ümmet ya da tebaa değil, haklarıyla var olan bireyler olabilmenin temel dayanağıdır.

Bugün laikliğe yönelen saldırılar tekil olaylar halinde değil; kasıtlı ve sistemli bir hat üzerinden, birbirini tamamlayan adımlarla ilerliyor. Toplumu bağnazlaştırmaya, kamusal alanı dinsel referanslarla yeniden biçimlendirmeye, tartışma ve düşün çevresini daraltmaya yönelik politikalar, özellikle eğitim ve gençlik alanında belirgin çıktılarını vermeye başladı. Bu dönüşümün en ağır bedelini ise eşitsizliklerin zaten belirlediği emekçi sınıflar ödüyor. Gericilik, en çok laikliğin muhatabı olan ve laikliğe ekmek kadar, su kadar muhtaç olan emekçilere ve onların çocuklarına zarar veriyor. Çünkü laikliğin zayıfladığı yerde, yoksulların payına düşen şey özgür tercihler değil; seçeneksizlik, mecburiyet ve itaat oluyor.

Yeni kuşaklar açısından bakıldığında tablo daha da yakıcı: Dincilik ve mezhepçilikle sarılmış dar çevrelerden sıyrılmanın yolları tıkanıyor. Tarikat ve cemaatlerin gölgesine terk edilmiş ilkokullar ve liseler, “tek yola dönüşen” imam hatip dayatması, bilimsellikten uzaklaştırılan müfredatlar, akademinin vasatlığa ve kokuşmuşluğa mahkûm edilmesi… Bunlar yalnızca eğitim politikası değil; bir toplum tasarımının parçaları. Karma eğitimin aşındırılması, okullara sokulan imamlar, artan din dersleri, eleştirel düşüncenin sistematik biçimde dışlanması; hepsi aynı hedefe hizmet ediyor: Sorgulamayan, boyun eğen, eşitsizliği “kader” sanan bir toplum.

Bu karanlığın sonuçları da soyut değil, çok somut. Haberlere konu olan ya da olmayan sayısız hayatın karardığını biliyoruz. Tarikat yurtlarında gençlerin istismara uğramaması, intihara sürüklenmemesi için laiklik yaşamsal. Kadınların ve çocukların sokakta özgürce dolaşabildiği bir toplum için laiklik yaşamsal. Sanatta, bilimde, sporda; kısacası yaşamın bütün alanlarında eşit ve özgür olabilmek için laiklik yaşamsal. Çünkü laikliğin gerilediği yerde, en hızlı büyüyen şey korku oluyor; en hızlı kaybedilen şey ise gelecek.

Biz ayrıca şunu da net biçimde görüyoruz: Bu yıkım sadece bir “iktidar politikası” ile açıklanamaz. Toplumu dönüştürmek üzere dinci-milliyetçiliği araçsallaştıran iktidar bloğu kadar, laikliği farklı sıfatlarla yumuşatmaya, tartışmayı teknik bir düzleme çekerek gericiliğe alan açmaya çalışan düzen muhalefeti unsurları da aynı zeminde buluşabiliyor. Çünkü laikliğin tavizle ele alındığı her yerde, karanlık kendine yeni kapılar buluyor.

Laiklik Kulübü’nün varlık nedeni tam olarak burada başlıyor: Biz, karanlığın normalleştirilmesine, gericiliğin doğal ve kaçınılmaz gösterilmesine razı değiliz. Biz, üniversitelerin yalnızca derslere girilip çıkılan cansız binalara indirgenmesine razı değiliz. Biz, bilimsel eğitimin ve kampüs yaşamının soluklaşmasına razı değiliz. Çünkü üniversite, yalnızca meslek edinme alanı değil; özgür düşüncenin, bilimsel üretimin ve toplumsal sorumluluğun merkezi olmalıdır.

Dolayısıyla Laiklik Kulübü, bir savunma refleksi kadar, kurucu bir iddiadır da: Karanlığa karşı aydınlığı, istibdada karşı özgürlüğü, suskunluğa karşı cesareti savunma iddiası. Bizler tartışarak, okuyarak, sorgulayarak öğreneceğiz; aklın ve bilimin ışığında yürüyeceğiz, kampüslerden başlayarak laiklik savunusunu gericiliğin karşısında yükselteceğiz. Bu, yalnızca bugünün sıkışmışlığına verilen anlık bir tepki değil; geleceğe dair bir söz, gelecek kuşaklara karşı bir borç olarak gördüğümüz tarihsel bir görevdir.

Laiklik Kulübü’nün Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde kurulması ne anlama geliyor? AYBÜ’de sizi bu mücadeleyi başlatmaya iten somut koşullar nelerdi?

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, bugün Türkiye’de üniversitelerin geçirdiği dönüşümün en çıplak biçimde gözlemlenebildiği alanlardan biridir. Kampüs yapısı, öğrenci profili ve yönetim anlayışıyla birlikte, laikliğin yalnızca teorik olarak değil, gündelik yaşamın içinde sınandığı bir üniversite ortamı oluşmuştur. Bizler AYBÜ öğrencileri olarak bu dönüşümü dışarıdan izleyen değil, doğrudan yaşayan bir kuşağız.

AYBÜ’de üniversite deneyimi büyük ölçüde ders saatlerine sıkıştırılmış durumdadır. Kampüslerin dağınık yapısı, ortak yaşam alanlarının yetersizliği ve sosyal-kültürel faaliyetlerin sınırlılığı, öğrencilerin bir araya gelmesini ve düşünsel etkileşim kurmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum yalnızca fiziksel bir eksiklik değil; üniversitenin kamusal bir alan olmaktan çıkarılmasının somut bir sonucudur. Öğrenciler yan yana gelmedikçe, konuşmadıkça ve tartışmadıkça üniversite fikri de giderek boşaltılmaktadır.

AYBÜ özelinde laiklik mücadelesi soyut bir ilke savunusu değildir; doğrudan kampüsün nasıl bir yer olacağına dair bir tercihtir. Bilimsel eğitimin içinin boşaltılmasına, eleştirel düşüncenin geri plana itilmesine ve üniversitenin dogmatik ve rejimin ideolojik referanslarıyla şekillendirilmesine karşı bir duruştur. Biz, üniversitenin yalnızca meslek edindiren bir kurum değil; özgür düşüncenin, sorgulamanın ve kamusal sorumluluğun üretildiği bir alan olması gerektiğini savunuyoruz.

Laiklik Kulübü’nün ilk olarak AYBÜ’de kurulması, bu nedenle sembolik olduğu kadar somut bir anlam taşır. Çünkü bu üniversite, gericiliğin normalleştirildiği, sessizliğin yaygınlaştığı ve gençliğin geleceğe dair umutlarının törpülendiği bir ortamda “başka bir üniversite mümkündür” iddiasını yükseltme ihtiyacını açık biçimde göstermiştir. Biz bu kulübü kurarken yalnızca laikliği savunmak için değil, yeni üniversite fikrini yeniden hatırlatmak için yola çıktık.

AYBÜ’de öğrenciler olarak şunu çok net görüyoruz: Üniversiteler bilimin, sanatın ve özgür düşüncenin merkezi olmaktan uzaklaştıkça, yerini itaate dayalı bir kültür alıyor. Bu durum yalnızca akademik kaliteyi düşürmüyor; aynı zamanda öğrencilerin kendilerini ifade etme imkânlarını da daraltıyor. Oysa üniversite, gençlerin dünyayı anlamayı öğrendiği, soru sormaktan korkmadığı ve farklı fikirlerle karşılaşabildiği bir alan olmak zorundadır.

Aynı zamanda AYBÜ’de başlattığımız bu mücadeleyi tekil bir üniversite deneyimi olarak görmüyoruz. Bu, diğer üniversitelere de yöneltilmiş bir çağrıdır. “Bu üniversite karanlığa teslim olmayacak” demek, yalnızca AYBÜ için değil, bütün üniversiteler için söylenmiş bir sözdür. Laiklik Kulübü’nü, üniversite gençliği içinde büyüyen ortak bir sesin parçası olarak konumluyoruz.

Aslında Laiklik Kulübü’nün AYBÜ’de doğması, bir rastlantı değil; yaşanan dönüşümlerin zorunlu kıldığı bir yanıttır. Bu, üniversitenin kaderine razı olmayan gençlerin iradesidir. Biz AYBÜ’de yalnızca bir kulüp kurmadık; üniversitenin ne olması gerektiğine dair bir söz söyledik: Bilimsel, özgür ve eşit bir üniversite.

Laiklik Kulübü’nün çağrısı yalnızca üniversite gençliğine mi yöneliktir? Kendinizi bugünün Türkiye’sinde nasıl bir toplumsal sorumluluğun parçası olarak görüyorsunuz?

Laiklik Kulübü’nün çağrısı yalnızca üniversite gençliğine yönelmiş dar bir öğrenci çağrısı değildir. Biz kendimizi, bugün Türkiye’de yaşamı giderek daraltılan herkesin ortak sorunlarına temas eden bir toplumsal sorumluluğun parçası olarak görüyoruz. Çünkü laiklik meselesi, yalnızca kampüslerin ya da akademinin değil; kadınların, emekçilerin, çocukların ve geleceği belirsizlik içinde bırakılan bütün genç kuşakların doğrudan yaşam koşullarıyla ilgilidir.

Türkiye’de gençliğe uzun süredir dayatılan şey, sessizlik ve uyumdur. Soru sormayan, itiraz etmeyen, yalnızca kendi bireysel hayatına kapanmış bir gençlik profili yaratılmak istenmektedir. Laiklik Kulübü’nün varlık nedeni, bu yalnızlaştırılmış ve siyasetsizleştirilmiş tabloya karşı düşünme, tartışma ve birlikte hareket etme imkânını yeniden açmaktır.

Biz kendimizi bir “tepki hareketi’’ olarak değil, bir sorumluluk alanı olarak tanımlıyoruz. Laikliği savunmak, bizim için yalnızca bir karşı çıkış değil; üniversitenin ve toplumun nasıl olması gerektiğine dair bir söz üretme çabasıdır. Bu söz; bilime, eşitliğe ve özgür düşünceye dayanan bir yaşam fikridir.

Bu nedenle laiklik mücadelesinin tekil örneklerle sınırlı kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’deki tüm üniversitelerde Laiklik Kulüpleri’nin kurulması, gençliğin ortak bir hatta buluşabilmesi açısından hayati önemdedir. Laiklik Kulüpleri, özgür düşüncenin, bilimin ve eşit yurttaşlığın savunusunun ortak zemini olabilir. Her öğrencinin bu kulüplerde yer alması, yalnızca bir örgütlenmeye katılım değil, kendi yaşamına ve geleceğine dair söz söyleme iradesi göstermesidir. Üniversitelerin suskun değil düşünen, itaat eden değil tartışan mekânlar haline gelmesi, ancak bu tür yaygın ve kolektif örgütlenmelerle mümkün olabilir.

Bizim açımızdan laiklik, geçmişe ait bir kazanımı hatırlatmak değil; bugüne ve geleceğe dair bir sorumluluk üstlenmektir. Bu sorumluluğu üniversitelerden başlayarak topluma taşımayı, farklı kesimlerle buluşturmayı ve ortak bir mücadele zeminine dönüştürmeyi hedefliyoruz. Laiklik Kulübü’nün çağrısı tam olarak budur: Suskunluğa karşı söz, yalnızlığa karşı dayanışma ve karanlığa karşı birlikte aydınlık üretme çağrısı.

Bu haber en son değiştirildi 5 Şubat 2026 12:26 12:26

Reklam

Önceki Haberler

Köprü ve otoyolların özelleşirilmesi için şirket yetkilendirildi iddiası

Bloomberg, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ile en az dokuz ücretli…

5 Şubat 2026 13:51

Erdoğan uçakta konuştu: SDG’ye açık uyarı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretleri dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan; Suriye, İran…

5 Şubat 2026 13:33

Şirin’in katiline ağırlaştırılmış müebbet

Şişli’de Feriköy Mezarlığı’nda 6 yaşındaki Şirin Elmas Hanilçi’yi istismar edip öldüren Mustafa Örün hakkında verilen…

5 Şubat 2026 13:28

Epstein, Bill Gates’e ‘Fakir insanlardan tamamen nasıl kurtuluruz?’ diye sormuş

Kamuoyuna açıklanan yeni Jeffrey Epstein belgelerinde, milyarderin Microsoft’un kurucusu Bill Gates’le yaptığı yazışmalara ilişkin dikkat…

5 Şubat 2026 13:20

Hatay’da torpilli isimler üniversite kadrolarına girdi: Depremzede açıkta kaldı!

Hatay’da bulunan Mustafa Kemal Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde öğretim görevlisi için açılan ilanda sıralamaya birinci…

5 Şubat 2026 12:30

Karakolun deposundan onlarca silah çalındı: Uzman çavuş tutuklandı

Diyarbakır’da jandarma karakolunun adli emanet deposundan onlarca tabanca çalındı. Olayla ilgili olarak bir uzman çavuş…

5 Şubat 2026 10:52
Reklam