Reklam
Kategoriler: Pusula 218

Laiklik ve emek mücadelesi: İşçi sınıfının neden laiklik bayrağına ihtiyacı var?

Reklam

ALİ RIZA ÇELİK

Yazıdaki amacımız laikliği kavramsal olarak tarif etmek değil. Buradan hareketle laiklik ile emekçiler ya da emek mücadelesi arasındaki bağların nasıl tesis edileceğini açıklamak ise önemli bir noktada duruyor. Dolayısıyla nasıl ki sınıflara sadece sosyolojik, kültürel ya da objektif bir yaklaşım geliştirmek bir dizi başlığı (insanlık tarihi, toplumlar tarihi, sınıflar mücadelesi, içinde yaşadığımız sistemin çözümlenmesi vb…) açıklamaya yetmiyorsa, laikliğin de sınıflar açısından taşıdığı anlamı ve sınıflar mücadelesi ile laikliğin bağının tanımlanması gerekli bir olgu olarak önümüze çıkmaktadır.
Bu bağlamda işin siyasal boyutunu ön plana çıkartmak ve laikliğin siyasal mücadele ve sınıflar mücadelesi alanlarında neden önemli bir yerde durduğunu açıklamaya çalışacağız. Bir benzeştirme yaparak olayı açıklamaya gayret edebiliriz. Bugün Türkiye’de ve daha geniş planda Ortadoğu’da siyasal İslâm’ın varlığı günümüz siyasetinin önemli bileşenlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak herhangi bir dinin siyasetin konusu olması ya da dinin siyasete alet edilmesi egemen (sömürücü) sınıfların çıkarlarına hizmet ettiğinden dolayı insanlığın tarihsel, kültürel, bilimsel gelişimi de hesaba katıldığında, dinlerin ya da daha geniş bir ifadeyle dinselleşmenin mutlak olarak siyasal alanın dışarısına çıkarılması gerekmektedir. Güncel olarak dikkate alınması gereken birinci nokta budur.

Diğer nokta ise, örneğin Türkiye’de laikliğin siyaset dışı bir alana hapsedilmeye çalışılarak egemen sınıfların çıkarlarının buradan tarif edilmesi olgusudur ki emekçi sınıfların tam tersi bir yaklaşıma ihtiyacı olduğu açıktır. Doğrusu, laikliğin siyasal alanı belirlemesi ve dinsel referansların sadece devlet yönetiminden değil dünya işlerinden ve bu işlerden belki de en önemlilerinden bir tanesi olan siyasetten arındırılmasıdır. Bu açıdan siyasallaşmış laiklik ya da siyasal laiklik gibi totoloji anlamına gelecek bazı kavramlar üretmeye gerek bulunmuyor. Çünkü zaten laiklik dediğimiz zaman siyasal alanın parametrelerinden birinden bahsettiğimiz açıktır. Kısacası, laikliğin seyreltilmesi, kâğıt üzerinde kalması ya da geçersizleştirilmesi burjuvazinin elinde emekçi sınıflara karşı bir silah haline gelmiştir güncel olarak. Oysaki, laiklik işçi sınıfı için büyük bir silahtır.

İŞÇİ SINIFININ KURTULUŞU İÇİN LAİKLİK

Kapitalizmin gelişimi ve burjuvazinin iktidara geliş süreçleri önceki üretim biçiminin tüm siyasal yönelimlerini de törpüleyen ve bunun zıddına giden tarihsel anlamda ileri bir yön taşıyordu. Ancak tarihsel ve fiziksel sınırlarına ulaşınca klasik bir ifade ile “burjuvazi ilericilik barutunu yitirdi.” Dolayısıyla eski düzenden kalan ne varsa yeni düzende sermayenin çıkarları adına yeniden biçimlendirilmeye başlandı. Laikliğin başına gelenleri de bu bağlamda ele almak mümkün sayılabilir. Aydınlanma düşüncesi, pozitivizm, rasyonalizm vb… -ister objektif isterse sübjektif bağlamda düşünün- dinin toplumsal siyasal egemenliğini kırmak gibi niyetle yola çıkmıştı. Bu düşünce burjuva devrimleri ile birlikte doruğuna ulaştı, eski düzenin alt yapısı yıkılınca dinin siyasal ve toplumsal alan dışına çıkarılması mümkün oldu. Ancak yeni düzende yani kapitalizmde laiklik ya da aydınlanmacılık temel bir paradigma gibi görünse de dinselleşme olgusu ve siyasallaşmış dincilik dünya üzerinde burjuvazinin silahlarından biri olmaya devam etti.

Çok güncel örnekler vermek gerekirse Batı toplumlarında muhafazakarlık ya da Hıristiyanlık ile demokrat olmak kimi zaman eşitlenebiliyor ve hatta bunların siyasal partileri iktidara bile gelebiliyorlar. Daha da ötesine gittiğimizde ABD Başkanı Trump’ın çevresine toplanan Evangelistler Beyaz Saray’da ayin yaptıklarını görebiliyoruz.

Dolayısıyla siyasal dincilik bir şekilde kendisine bir alan açabiliyor. Türkiye’de ve Ortadoğu’da İslâmiyet’in siyasal alanda kapladığı yer ise cihatçılıktan, mezhep savaşlarına; ılımlı İslâm’dan tarikatların siyasal alanda kapladığı yere kadar uzanıyor. İsrail ise Yahudilerin dini bir devleti olarak Ortadoğu’da büyük bir saldırganlığa imza atmış durumdadır.

Verdiğimiz tüm örnekler, Batı toplumları dahil olmak üzere, “modern dünya”da ve burjuvazinin iktidarda olduğu tüm noktalarda laikliğin aslında geri plana atıldığını göstermektedir. Bunun pratik sonucu ise emekçi sınıfların sermayeye karşı mücadelesinin baltalanmasından başka bir şey değildir. Dinselleşme aracılığı ile maddi yaşamlarındaki nedensellik bağı köreltilen emekçi sınıfların, siyasal dincilik aracılığı ile “kendi için sınıf” olmalarına set çekilmektedir. Tarikatlar ya da dini toplumsal ağlar ise sisteme bağlamanın aracı olarak işlev görmektedir. Bu bahsettiklerimizin panzehirinin ise laiklik olduğu açıktır.

“HAKKINI ARAMA, HAKSIZLIKLARIN HESABI ÖBÜR DÜNYADA” GÖRÜŞÜ VE SINIF UZLAŞMACILIĞI

Türkiye’de siyasal İslâm ve tarikat örgütlenmeleri adım adım sermaye düzenine eklemlenmiş ve günümüzde burjuvazinin kanatlarından birini oluşturmaya başlamıştır. “Yeşil sermaye”nin Türkiye tarihi boyunca yolculuğu emek sermaye çelişkisini görünmez hale getirmek ya da nötürleştimek üzerine kuruludur. İşçileri kaderciliğe iten anlayış işçi sınıfını mücadeleden uzaklaştırmış ve bugünün mücadelesini maddi yaşamın ötesine itelemiştir. Bu durumun sermaye sınıfının çıkarlarına hizmet ettiği açıktır. Patronlar olmasaydı işçilerin olamayacağı düşüncesi bir yandan kapitalizmin gerçekliğini perdelerken, sömürü düzeninin yarattığı iş cinayetleri gibi tüm negatif sonuçlar kaderciliğe hapsedilmektedir. Bu düşüncelerin Türkiye’deki mimarlarından bir tanesi olan ve siyasal İslâm’ın fetvacısı olarak bilinen Hayrettin Karaman bahsettiğimiz bakış açısını şu şekilde özetliyor:

“Ülkenin herhangi bir yerinde bir insan açsa açıksa devlet bundan sorumludur, bunun çaresini bulmakla yükümlüdür. Bu çareyi bulurken işyerinin kapanmasına, müteşebbisin iflas etmesine, rekabet gücünün yok olmasına sebep olmamalısınız. Burada çok ince bir denge var. (…) İslâm’da bir işveren, çalıştırdığı bir kişiyi, kardeşi, Allah’ın bir emaneti olarak telakki eder. Peygamber efendimizin, ‘Çalıştırdığınız insanlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara güçlerinin yetmeyeceği işleri yüklemeyin, şayet yüklerseniz yardım edin’ buyruğu her Müslüman için Kanun gibidir. Dindar iş adamlarının İslâmi bir işçi-işveren ilişkisi kurma gayretleri yok. Ben öyle Müslüman zenginler görmüşümdür ki, kendilerine İslâmi birtakım kuralları anlattığımda ‘O olmaz, biz yapamayız’ demişlerdir. ‘Ama bu Allah’ın emri, İslâm’ın gereği’ diye konuştuğumda, ‘Yok canım, o başka bu başka’ demişlerdir.”
İslâmi düşünce aracılığı ile modern kölelik düzenini meşrulaştıran bu anlayış, siyasal alanda ise laikliği kendisine düşman görmüştür. Günümüzde ise bu yoldan devam edenlerin adım adım iktidara geldiğini ve burjuvazinin çıkarlarını garanti altına aldığını görmekteyiz. Tersinden burjuvazinin “laik geçinen” kesimleri ise kendi zenginlikleri ve “modern yaşamları” devam ettiği sürece laikliğin tasfiyesine ses çıkarmamaktadırlar.

SINIF DEĞİL ÜMMET

Laiklik karşıtlığının yükselmesinin ve sınıf mücadelelerinden laikliğin dışlanmasının bir diğer sonucu sınıfsal örgütlenmenin bulanıklaştırılması, en fazla ekonomizme hapsedilen işçi sınıfının siyasal alanda ise laiklik dışı bir alanda bulunmasıdır. Siyasal İslâmcılığın bunun için devreye aldığı olgu ise ümmetçiliktir. Toplumsal yaşamda ve siyasal alanda dinselleşmenin yaygınlaştırıldığı bir ortamda işçi sınıfının bağımsız siyasi hattının felce uğratılması için “din kardeşliği” sosunu da içeren bir ümmetçilik her zaman kullanılmıştır. Kullanılmaya da devam etmektedir. İç ve dış siyasette bir ayağı mezhepçilikle şekillendirilen ümmetçiliğin diğer ayağı ise 12 Eylül tarafından gündeme getirilip pompalanan Türk-İslâm sentezinde yer almaktadır.
Dolayısıyla, Türkiye’de emekçilerin doğuştan “milliyetçi muhafazakar” oldukları varsayılırken siyasal İslâm kendisine akacak bir kanal bulmaktadır. Batı toplumlarında dinsel siyasetler demokratlık ile sentezlenirken, sermaye sınıfı ülkemizde İslâmcılık ile milliyetçiliğin sentezinden yeni kökler çıkarmaya çalışmıştır. Laiklikten azade tutulmaya çalışılan işçi sınıfının payına ise daha fazla gericilik, tarikatların kurduğu iktisadi ve dinsel sömürü ağları ve büyük bir emek sömürüsü düşmüştür. Siyasal İslâmcılık ümmet ideolojisi aracılığı ile sınıfsal olan ne varsa tarumar ederek burjuvaziye hizmette sınır tanımamıştır.
Siyasal İslâmcılığın bir diğer ayağının liberalizmde olması ise bahsettiğimiz durum ile çelişkili değil, tersinden bunu besleyen bir olgu olarak görülmelidir. Gerek kapitalizmin has bileşeni olması gerekse siyasal İslâm’a kanal açması vesilesiyle liberalizm bugün İslâmcılığın da has ideolojisi pozisyonundadır. Laikliği sulandırmak amacıyla ortaya atılan “özgürlükçü laiklik” kavramının balon olduğu son yirmi beş yıl içerisinde tescillenirken, liberalizmin adım adım cihatçı ve şeriatçı akımların akışına da “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” dediği onlarca örnek karşımıza çıkmıştır. Bu durumun inanç özgürlüğünün, sömürü özgürlüğü altında ezilmesi dışında bir çıktısı bulunmamaktadır. O yüzden, emekçilerin inanç özgürlüğünün garantisinin laiklik olduğu bu anlamda bir kere daha bilince çıkartılmalıdır.

EMEK MÜCADELESİNDE LAİKLİK BAYRAĞI YÜKSELMELİ

Bahsettiğimiz nedenlerle laiklik ile sınıfın mücadelesi arasındaki bağlar yeniden tanımlanması elzem görünmektedir. Bugüne kadar ve İslâmcı hareketin de özel propagandası sayesinde laiklik burjuvazinin kaymak tabakasının “modern yaşamının” parçası ve zenginlerin bir ayrıcalığı olarak gösterildi. Oysaki, günümüzün gerçeği holdingleşen tarikatlar, “Süslümanlar” adı verilen İslâmcı burjuvazi ve laik olmamakla övünen ama ülkeyi parsel parsel satan AKP iktidarıdır. Laikliğin işte tam da bu çelişkileri açığa çıkartacak olan temel siyasi mücadele başlığı olarak işçi sınıfının gündeminde yer alması büyük önem taşımaktadır.

Bu haber en son değiştirildi 11 Nisan 2026 00:25 00:25

Reklam

Önceki Haberler

Amasız fakatsız laiklik

Gezi olayları bir tesadüf değil, Cumhuriyet ve laikliğe karşı girişilen uygulamalara tepki anlamına geliyordu. Bu…

11 Nisan 2026 00:13

Feminist yaklaşımlar ve laikliği yeniden hatırlamak

Cumhuriyeti, laikliği militarizm ve despotik sıfatlarıyla yaftalayan, Siyasal İslam’ın yükselişini demokrasi heyecanı ile karşılayan, karşı…

10 Nisan 2026 23:58

İnanç özgürlüğünün yanında irticanın karşısındayız

Bugüne kadar doğrudan şeriat talep etmekten kaçındılar, özgürlüklerden dem vurdular, mağduru oynadılar. Zamanı geldiğini düşündükleri…

10 Nisan 2026 23:50

İrticaya karşı laiklik

Bir kez daha laikliği gündem yaptık. Bir yandan laiklik konusunda dinci gericilerin yalanlarını ve tezlerini…

10 Nisan 2026 23:41

Laiklik Meclisi: 98 yıl önce bugün, “Devletin dini İslam’dır” hükmü Anayasadan çıkarılarak laiklik yönünde büyük bir adım atıldı

Laiklik Meclisi'nden yapılan açıklamada "karşı devrim saldırılarının önemli parçası olan “yeni anayasa” dayatması ile ülkemiz…

10 Nisan 2026 17:59

Taciz suçlamasından yargılanan Hasbi Dede CHP’den ihraç edildi

Görevinden uzaklaştırılan CHP'li Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede, partisinden ihraç edildi. Dede, 'çocuğa karşı cinsel…

10 Nisan 2026 17:21
Reklam