Merdan Yanardağ, Silivri Cezaevi’nden yazdı: Köksüz İslamcılık, yakın tehdit ve Rojava dersleri
Tutuklu gazeteci Merdan Yanardağ, Yeni Ülke Dergisi’nin 33. sayısına Silivri Cezaevi’nden yazdı.
Yanardağ, yazısında İslam dünyasında Orta Çağ’ı aşan tek örneğin Türkiye olduğunu ifade ederken, bu tarihsel birikimin emperyalist müdahalelerle yeniden geriye çekilmeye çalışıldığını belirtti.
Merdan Yanardağ’ın yazısından öne çıkanlar şu şekilde:
“Sanılanın aksine Türkiye ve bölgedeki Siyasal İslamcı hareketler köksüzdür. Neredeyse tamamı soğuk savaş döneminin ve emperyalizmin imalatıdır. Batı’nın sosyalist dünyayı kuşatma ve yeryüzünün en zengin enerji kaynaklarının, petrol ve doğalgaz rezervlerinin denetim altında tutulma ve sömürülmesi siyasetinin ürünüdür. Örneğin Türkiye’deki Siyasal İslamcı hareketi, Osmanlı kent İslamcılığıyla bir devamlılığı ve örgütsel bağı da yoktur. Bazı köklü tarikatlar bir yana bırakılırsa -ki önemli güçleri yoktur- Neredeyse başından itibaren emperyalizm ve istihbarat örgütlerinin anti komünist ideolojik operasyonlarının sonucu olarak şekillenmiş ve geliştirilmiştir. Türkiye’de Siyasal İslamcılık, kontrgerilla ‘nın bir operasyon gücü olarak 1960’lı yıllarda temelleri atılan bir harekettir.”
“Bu köksüzlük, İslamcı hareketleri, emperyalizm ve devletle, egemen sınıf ve güçlerle ilkesiz, kişiliksiz ve simbiyotik bir ilişki kurmaya yöneltiyor. Bu ahlaksız, ilkesiz ve kişiliksiz ilişkiye de teolojik literatür içinden dayanak bulmakta zor olmuyor.”
“Ancak, tehlike ne kadar vahim ve yakın ise tehdide karşı direniş de o kadar güçlü ve büyüktür. Cumhuriyeti yıkan ama kendi rejimini kuramayan İslamcı iktidar, bugün bir panik yaşıyor. Bu tarihin trenini kaçırma paniğidir. Çünkü 23 yıllık iktidarlarını -ki, 12 Eylül 1980 darbesine kadar uzatılabilecek bir tarihtir bu- Esas olarak cumhuriyetin birikimini yağmalamakla geçirdiler. Kuracakları rejimin sınıfsal dayanaklarını oluşturmak için yandaş bir sermaye kesimi yaratmaya çok zaman harcadılar. İktidara gelmek ve orada tutunmak için, zamanında bütün “kirli” İşlerini gördükleri Cumhuriyet burjuvasine güvenemediler. TÜSİAD ile yaşanan gerilim ve sorunların nedeni budur. Dolayısıyla, “kâfirlerin düzeni” olarak görülen Cumhuriyet’in varlıklarının ve toplumun zenginliklerinin yağmalandığı bir talan rejimi kurdular. Siyasal İslamcılık, ilkel bir sermaye birikim modeli işlevini gördü. Hâlâ da öyledir.”
“Siyasal İslamcı iktidarın kendi rejimini kalıcı şekilde kuramamasını belirleyici nedeni ise halkın direnişidir. En güçlü oldukları dönemlerde bile halkın %50’den fazlası iktidara teslim olmadı direnmeye devam etti. Toplumun farklı kesim ve eğilimlerinden büyük kitleler Cumhuriyet’e, onun kazanımlarına ve ilerici değerlerine sahip çıktı. Bu tablonun oluşmasında elbette asıl rol, diren aydınlar, devrimciler ve yurtsever Öncüler oldu. Bedel ödemeyi göze alan teslim olmayan evlatları vardı bu halkın, dahası güçlü bir geleneği. İşte Siyasal İslamcılar ve iktidar, bu geleneği ve damarı hafife almıştı. Büyük hata yaptığını geç anladılar.”
“Siyasal İslamcı AKP iktidarının tarihsel ve siyasal ömrü doldu. Rezervleri tükendi. Ülke derin bir ekonomik ve Siyasal krize sürüklenmiş durumda. Toplumsal doku çözülüyor. Sokakların çetelerin hâkimiyetine girdiği geleneksel kültürel bağlar dağıldı, sefaletin derinleştiği, giderek yöneteni de yönetileni de içine alan bir “ulusal krizin” belirginleşmeye başladığı bir döneme girildi.”
“AKP iktidarının, rejimini kalıcılaştırma olanağı elinden kaçırmaktan kaynaklanan paniği tehlikeyi de arttırıyor. İktidar panikle saldırıyor, kırıyor, döküyor, yasa ve hukuk tanımıyor. Kendi anayasasını 2017 anayasasını bile uygulamıyor, fiilen askıya alıyor. Halen ideolojik ve kültürel bir hegemonya oluşturamamış olması, bu paniği daha da derinleştiriyor. Oysa sol gerçek anlamda ideolojik ve kültürel bir mücadele yürütemedi. CHP ve cumhuriyetçiler de bu alanı boş bıraktı. Ama toplum gündelik yaşam içinde direndi ve kültürel bir kavga yürüttü. Sol ve cumhuriyetçi siyasal yapılanmalarının bu durumu görememesi çok şaşırtıcı. Burada bazı aydınların, devrimci entelektüellerin ve siyasetçilerin, gazetecilerin soylu direnişini anmak gerekir.”
“Sonuç olarak; Türkiye’de bir iktidar değişikliği bütün bölgedeki dengeleri de değiştirecektir. Bunun için cumhuriyetçiler, sosyalistler ve Kürt hareketi arasında iktidarı hedefleyen bir muhalefet bloku kurulmalıdır. Kimsenin bir diğer bileşen hakkında -eğer varsa- eleştirilerini geri çekmesi gerekmiyor, ama yapılması gereken iş, tarihsel, toplumsal, ahlaki ve siyasal sorumluluk, ortak hedefler için mücadele etmeyi öncelemektir. Sade bir mücadele programı yeterli olacaktır .Amaç “yakın ve vahim tehdidi” bertaraf etmek, gericiliğe ve faşizmi yenilgiye uğratmaktır.”
“Türkiye Solu, 1920’lerin, 1930’ların Alman solunun yaptığı büyük tarihsel hatayı tekrarlamamalıdır. Sosyal demokratlar ve komünistler arasındaki kavga, Nazilerin ve Hitler iktidarının yolunu açmış ve devleti ele geçirmesini sağlamıştı. Bu durum sadece Almanya için değil bütün dünyanın felakete sürüklenmesine yol açmıştı. Türkiye İslam Dünyasının kaderinin bir kez daha belirleneceği bir ülke olacaktır. En büyük entelektüel ve siyasal sorumluluk solda ve sosyalist harekettedir”
YAZININ TAMAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ…
Uluslararası Şeffaflık Örgütü'nün yayımladığı 2025 Yılı Yolsuzluk Algı Endeksi'ne göre Türkiye 31 puan alarak sıralamasında…
İmam Halil Konakçı, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ihraç edileceği iddialarını yalanlarken iki Diyanet yöneticisi hakkında da…
Ankara'da Batı Adliyesi'nde emanet deposunda görevli memur, kasadan 10 tam, 5 çeyrek altın çaldı. Suçunu…
Buca Belediyesinde ödenmeyen ücret ve sosyal hakları için iş bırakan işçiler, sendika ile yapılan görüşmelerin…
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Kartalkaya katliamı soruşturmasında oteldeki duman dedektörlerinin kontrol edilmemesini,…
Küba’da petrol stoklarındaki azalma ve ABD’nin uyguladığı ambargo nedeniyle uluslararası hava yollarına sağlanan yakıt tedariki…