NATO ve emperyalizm
1945 Yılında, Stalin’in ordularının faşist Hitler’i yenmesi ve Sovyetler’in Almanya’nın yarısını ve Avrupa’nın bir bölümünü işgal etmesi kapitalist dünyayı ürküttü. Sweezy’nin ünlü ifadesiyle “Avrupa semalarında Marx hayali” kapitalist dünyayı derin bir kaygıya itmişken, ABD kapitalist dünyanın kâhyası rolünü İngiltere’den devralarak, New York’ta yeni dünya sistemini oturtmaya yöneldi. Henüz savaş tam olarak sonlanmamışken yapılan yarı gizli toplantılarda Birleşmiş Milletler, Dünya Ticaret Örgütü, IMF ve Dünya Bankası gibi siyasi ve yönetsel örgütlenmelerle “Kapitalizmin Kaleleri” oluşturuldu. Savaş sonrasında 4 Nisan 1949 tarihinde Komünistler karşısında askeri ittifak olarak Kuzey Atlantik Anlaşması Örgütü adıyla, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, İzlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz. İngiltere ve ABD topluluğundan oluşan NATO kuruldu.
Bir askeri ittifak olarak NATO, toplu savunmaya katılan ülkelerde harcama tasarrufu gerekçesine oturtuluyordu. Şöyle ki, askeri ittifaklar için ileri sürülen ekonomik gerekçe olarak, savunma amacıyla bir araya gelen ülkelerin müşterek savunma sistemi kurmaları neticesinde herbir ülkenin savunma harcamalarından yapılan tasarrufun farklı ekonomik alanlara yönlendirilmesiyle ekonomik avantaj sağlanabileceği görüşü ileri sürülür. İlk bakışta olumlu görülebilen bu sava rağmen, Birleşmiş Milletler’e analojik olarak NATO da, merkez ekonomilerin üstünlüğü doğrultusunda gerçekleşmesiyle ileri sürülen amaçtan zamanın koşulları muvacehesinde sapmış ve siyasal baskı aracına dönüşmüştür. Nitekim, soğuk savaşın başat olduğu dünyada bir savunma sistemi olarak kurulmuş olan NATO, kuruluşundan beri olduğu gibi, özellikle de günümüzün tek sistemli çok kutuplu dünyasında bir tür emperyalist araca dönüşmüş olarak, güçlü-güçsüz ilişkisi bağlamında karşımıza çıkmaktadır. NATO uygulamalarıyla böylesi kurulan ilişkiler ağında ülkelerin hassas sosyal özelliklerinin de etki ve baskı aracı olarak devreye sokulabildiği görülmüştür. Nitekim, Sovyetler’in Afganistan’ı işgali döneminde “Yeşil Kuşak” tezinin ileri sürülmesi, günümüzde Sovyetler’in dağılımı ve komünizm tehdidinin atlatılmış olmasından sonra ise şimdilerde de “Ilımlı İslam” gibi ifadelerle çevresel topluluklar etki ve baskıyla yönetilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de sol düşüncenin ezilmesi ve geriletilmesinde olduğu kadar, 1950’lerde Kore savaşında görüldüğü üzere, ilgisiz alanlara ideolojik amaçlı yönlendirilmemiz de yine NATO’nun olumsuz örnekleri arasında yer alır. Askeri bağımlılık aynı zamanda siyasal bağımlılığı da gündeme taşıyarak, günümüzün Ortadoğu savaşında görüldüğü üzere, günümüzde NATO, ülkemizin kendi menfaati doğrultusunda bağımsız ve yansız politika izlemesini zorlaştırıcı etken işlevi görmektedir.
Emperyalizm ve NATO sözcükleri, biri şemsiye, diğeri ise şemsiyenin uygulama aracı olarak birbirini tamamlayan sözcüklerdir. Şöyle ki, emperyalizm, sözcük anlamı ile, bir devletin ya da bir hakimiyet merkezinin etki ve yönetim alanını diğer devletlere ya da alanlara yayarak, çevreyi etkileme ve dolaylı yönetme faaliyetidir. Başka bir deyişle, belirli bir merkezin ya da merkezlerin hakimiyet alanlarını ekonomik ya da siyasal amaçlarla çevre alanlara yayma faaliyeti genel ifadesiyle emperyalizmdir. Bu haliyle emperyalizm, ekonomik, siyasal ya da askeri gibi çeşitli araçlarla oluşturulan örtülü hakimiyet ilişkisidir. Bir savunma paktı görüntüsündeki NATO da askeri yapısı ve görüntüsü altında merkezden çevreye doğru kurulmuş bir güç ilişkisidir. Özellikle de Sovyetler’in Batı dünyasını dengeleyici rolünün ortadan kalktığı günümüz koşullarında, NATO, fiili başkanı ABD’nin çevresel konumlu ülkeler üzerinde örtülü hakimiyet kurma aracına dönüşmüş durumdadır. NATO, kuruluşundan beri olduğu gibi, bugünkü görüntüsü ve işleviyle de ekonomik emperyalizme koşut olarak, bir siyasi-askeri örgüt olmanın ötesinde, bir tür siyasi baskı ve emperyalist yapılanmadır. NATO’ya dahil ülkeler askeri ittifakın hem gereği, hem de ideolojik yapılanması olarak, komünizme karşı, kapitalizmin yanında ve savunucusu konumundadır. Nitekim, Türkiye’deki sol akımlar NATO’ya karşı olduğu gibi, Türkiye’de sol akımların ezilmesinde de NATO’nun rolü büyük olmuştur. Bu hali ve ideolojik baskılamasıyla NATO, ülkelerin özgür davranışı, örgütlenmesi ve sistem seçişine karşı olduğu gibi, sistemlerin organik dönüşüm ve yapılanmalarında da etkili dış müdahale işlevi görerek tam anlamı ile sistem bekçiliği konumundadır.
Ortadoğu Savaşı’nın giderek hız kazandığı günümüz koşullarında, tarafsız kalması kendi menfaati yönünde olan Türkiye üzerindeki NATO baskısı sadece örgütsel dayanışma (!) olmanın çok ötesine geçerek, adeta fiili müdahale konuma evirilmiş bulunmaktadır. NATO’nun Montrö Anlaşmasını çiğnercesine İstanbul Boğazı çıkışında oluşturduğu bir deniz üssü komutanlığı, bununla da yetinilmeyip güneydoğu sınır bölgesinde konuşlandırılması gündeme alınmış olan kolordu düzeyindeki bir askeri sistem NATO örgütünün örtülü amacının, İran’a yönelik saldırılara tepki olarak kullanılabilecek ABD üslerinin Türkiye tarafından engellenmesine karşı girişim –tehdit- olarak görmek yanlış olmaz. Ortadoğu’nun hallaç pamuğu gibi atıldığı günümüz koşullarında, Türkiye’nin tarafsız kalması gerekirken, NATO’nun ülkemizde gerçekleştirdiği iki stratejik-politik girişim karşısında ulusal tepki verilmemesi, bir şekilde karar alma erki engellenen Türkiye’nin çatışma alanına çekilmeye çalışıldığı intibaı yaratmaktadır. İki büyük Ortadoğu ülkesinin, İran ve Türkiye’nin karşı karşıya getirilmesi sadece anlamsız ve gereksiz olarak iki ülkenin değil, aynı zamanda iki mezhebin de karşı karşıya getirilmesi anlamını ifade eder, ki böyle bir durum Batı dünyası için bulunmaz bir fırsat oluşturur. İsrail ve Batı’nın düşman bellediği İran’ın gücünün kırılması ve dağıtılan Suriye ve Irak’ta boşalan Kürt gruplar ve bölgedeki taşeron çalışan serseri grupların denetim altına alınması dikkate alındığında ünlü “Büyük Ortadoğu Projesi” ve projeyle görevlendirilen eş-başkanlık makamımım görev ve yetkilerinin alenileştirilerek dikkatlice gözden geçirilmesi bu koşullarda olmazsa olmaz gerekliliktir. Bölgedeki Arap şeyhliklerinin İran’ı suçlayan bildirisine Türkiye adına imza koyan Dış İşleri Bakanı’nın, bu davranışının da ülkemize haksız ve gereksiz yere yükleyebileceği tehdit ve tehlikeler hakkında Türk halkına olduğu kadar İran halkına da açıklama yapmak mecburiyeti vardır. Hesapsız saldırganlığı ile Ortadoğu savaşında bataklığa saplandığını idrak etme aşamasındaki ABD’nin hesaplarının ne olabileceği, bu bağlamda NATO’nun Türkiye üzerindeki etkilerinin tek-adam rejimindeki olağanüstü etkileri içimize korku salmaktadır. Bu bağlamda, “Büyük Ortadoğu Projesi” ndeki “Büyük” sözcüğünün hangi kafalarda nasıl yankılandığı, bu yankılanmalarda, ülkemizin yabancı unsurlar tarafından adeta işgaline varan konumu ve bu bağlamda ülkemize yönelik bölünmez bütünlüğü ve sınırları ile ne tür tasavvurların canlandırıldığı enine boyuna iyice düşünülmeli ve geniş toplumsal ve siyasal çevrelerde tartışılmalıdır. Birikmiş borç, önlenemez cari açık, geleceğin potansiyel gelirlerini de tüketircesine satılmamış bir kalesi dahi kalmamış ülkemizde Montrö delinirken, kolordu düzeyinde yabancı unsurlar ülkemizde konuşlanırken, kısacası hava bu kadar sisli iken; bir de dış ilişkilerde anlamsız şekilde Arap ülkeleriyle toplu anlaşmalara çekinmeden taraf olunurken, içte de anlaşılamaz şekilde ulusal iradeye aykırı bir iktidar kavgası sürdürülürken, umalım Fatih kuşatması altındaki Bizans’ı, ya da yüzyıl kadar öncesindeki Osmanlı inhitatını andırır konuma düşmeyiz!
Bu haber en son değiştirildi 6 Nisan 2026 10:09 10:09
Yap-işlet-devret modeliyle yapılan köprü ve otoyollar için garanti ödemeleri sürerken, yalnızca mart ayında 5 milyar…
ABD'li Demokrat Senatör Chris Murphy, Başkan Donald Trump'ın İran'a yönelik tehditlerinin hayata geçirilmesi halinde bu…
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in tutuklanması ve görevden uzaklaştırılmasının ardından başkan vekili seçiminin 9…
Hukukun üstünlüğü kavramı, yasalarda ve uygulamada var olarak farz edilmekte ise de, uygulamada üstünlerin hukukuna…
Abdullah Öcalan’ın Şanlıurfa'nın Ömerli köyündeki doğduğu evin müze yapılacağı öne sürüldü.
ABD’nin 3 Ocak’ta Venezuela’da düzenlediği operasyonla alıkoyduğu Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, Paskalya Bayramı dolayısıyla…