Önce seçim sonra anayasa
AKP’nin halk iradesi güncellenmeden anayasa yapması meşru değil. Bu nedenle yeni bir anayasanın içeriğine yönelik tartışmalardan seçim yapılana kadar uzak durmak gerekiyor.
AKP iktidarıyla başlayan siyasal amaçlı tüm yargı operasyonları ulus devletin ve Atatürk Cumhuriyeti’nin hedef alındığını açıkça gösteriyor. Zaten Erdoğan da yirmi üç yıllık iktidar sürecini özetlercesine “Bu ülke yargı ülkesidir” demedi mi? Bu söz, Ergenekon’dan Gezi’ye, Kobani’den muhalif belediyelere uzanan yargı operasyonlarını akla getiriyor. Yargı eliyle muhalifleri etkisizleştirip ülkede Osmanlı’nın kötü taklidi, gerici bir otoriter rejimin kalıcılaşması isteniyor. AKP’nin yeni anayasa girişimi de bu hedefe dönük can havliyle yapılan son bir hamle. AYM’nin kararlarına uymayan, mevcut anayasayı işine geldiği gibi yorumlayan eskimiş bir iktidarın “yeni anayasa” diye diretmesi ironik. Yerel seçimlerin ve güncel anketlerin örtüşen sonuçlarına göre halkın en az yüzde 60’ıyla kavgalı olan AKP iktidarı, geniş kitlelerin onayını gerektiren anayasa gibi önemli bir konuda ısrarcı tavır sergiliyor. Gelecek hafta seçim yapılsa yüksek olasılıkla bambaşka bir meclis bileşimi ortaya çıkacak. Yani şimdiki durumda halk iradesini temsil etmeyen bir meclis aritmetiği var. Son zamanlarda iktidar partisinin yeni anayasa hevesiyle yaptığı milletvekili transferleri ise halkta tepkiyle karşılanan etik dışı bir irade gaspı. Peki miadı dolan AKP iktidarı, erken seçim talebinin ayyuka çıktığı bir zamanda ülkeye neden yeni bir anayasa dayatmaya çabalıyor?
Bu soruyu yanıtlarken ulus devlet sisteminin Amerika ve İsrail’in işine gelmediği yönünde açıklama yapan ABD’nin Türkiye büyükelçisi Tom Barrack’ın kulaklarını çınlatalım. Trump yönetiminin belki de en önemli özelliği, kartları pervasızca açık oynaması. Bizler de bu sayede “paranoyak” diye yaftalanmaktan kurtulup yeni anayasa girişiminin doğrudan BOP Projesiyle ilgili olduğunu özgüvenle söyleyebiliyoruz. Erdoğan’ın ulus devlet anlayışına aykırı biçimde Araplar, Kürtler, Türkler diye kimlik vurgulu anayasal bir çerçeve çizdiğini de unutmayalım. Hatta iktidar ortağı Bahçeli dahi Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısından birinin Kürt, diğerinin Alevi olması yönünde dilekte bulunmuştu! Öyle anlaşılıyor ki emperyalizm ve siyonizm iş birliğiyle Afganistan, Irak, Libya, Suriye gibi ülkelerde kan dökerek yapılanlar, Türkiye’de eş başkan eliyle barışçıl biçimde hayata geçirilmek isteniyor. Ne var ki emperyalizmin ve yerli iş birlikçilerinin planları halk iradesiyle bağdaşmıyor. Yine de uyanık olmakta yarar var. Özellikle yeni anayasanın içeriğine yönelik tartışmalardan uzak durmak gerekiyor. Bu bağlamda iktidar karşıtı kesimlerin güç birliğiyle “Önce seçim, sonra anayasa” temalı dijital medyadan sokağa taşan geniş bir kampanya yürütülebilir. Böylece halk iradesi güncellenmeden AKP’nin yeni anayasa yapmasının meşru olmadığının altı çizilmiş olur.
Erdoğan’ın dünden bugüne önerdiği tüm anayasal düzenlemeler tek adam rejiminin inşasına ve ihyasına yaradı. Reform diye sunulan değişiklikler, denge denetim mekanizmalarının çözülmesine, gücün tek elde toplanmasına ve sonuçta yargının iktidar aparatı olmasına neden oldu. Yazımızı duruma uygun beylik bir sözle tamamlayalım: AKP’nin yaptıkları yapacaklarının teminatıdır.