Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Önümüzdeki fırsat için… (II)

Reklam

Liberalizmin büyük başarısı ilk günden beri sosyalizm mücadelesine karşı ileri sürülen argümanları, bütünlüklü sayılabilecek bir kalıba sokarak tüm toplumla birlikte sosyalist siyasete de içirmeyi başarması oldu.

Tarihsel kaynaklara döndüğümüzde Marx ile Proudhon arasındaki polemikten başlayarak, I. Enternasyonal içerisinde Bakunin ile yaşanan gerilime, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kaynaklı Marksizm yorumlarından bu yüzyıldaki kimlik siyasetine…

Çoğu durumda etkiler sınırlansa da, 1989-1991 sürecinde reel sosyalizmin çözülmesinin ardından komünistler de dahil olmak üzere tüm sol siyasetin bu kez ciddi bir direnç ortaya koyamadığını kabul etmek gerekiyor. Liberalizme karşı en canlı ve dirençli bir mücadele iddiasında olanların bile sonuçta bu son dalganın kabullerine teslimiyet gösterdiğini görüyoruz.

* * *

Bıraktığım yerden devam ederek sol bitsin, batsın demeyi sürdürüyorum.

Maalesef ya solculuğun kendisi bir kimlik olmuş ya da adlı adınca söyleyelim işçi sınıfına karşı duyulan hayal kırıklığı ve hatta nefret öyle bir hale gelmiş ki kimlik siyaseti “mücadele merakı” içindeki solcuları kimlik siyasetine çekmiş.

Hepimiz özellikle Gezi veya benim de içinde bulunduğum siyasi hareketlerin ifadesiyle Haziran Direnişi’nden bu yana kimlik siyasetine teslimiyet bayrağı açmış bekliyoruz halbuki.

Solun işçi sınıfıyla olan meselesini haftaya bırakarak kimlik siyasetinin nasıl 40-50 yıldır (ve aslında en başından beri Proudhon ile I. Enternasyonal’de Bakunin ile, sosyal demokrasiyle ayrışmadan önce gibi başka şeyleri de öne koyabiliriz ama konumuz açısından bu son dalgayı öncelemeyi tercih ediyorum) Marksizmi, komünist siyaseti, sınıf siyasetini, sosyalist devrimciliği kemirdiğini, altını oyduğunu, çoğu durumda iddialarının içini boşalttığını görmemiz gerekiyor.

Görmemiz gerekiyor çünkü bugün artık büyük bir ideolojik kriz içerisine düştüğünü ve kimlik siyasetinin bir büyük yenilgi içerisinde olduğunu tespit edebilmeliyiz.

Sosyalizmin tıpkı 20. yüzyıl başında ve özellikle Ekim Devrimi sonrasında tüm insanlığın umudu olması, 1950’ler ve 1960’lar boyunca her türden kurtuluş (sadece ulusal değil sınıf dışı tüm kategorilerdekileri kastediyorum) hareketinin kendisini ilişkilendirmek istediği bir ütopya olmasını bir kez daha sağlamak için elimizde bir fırsat olduğunu düşünüyorum.

Bu tespiti yapamadan bu fırsatın kullanılması, ete kemiğe büründürülmesi mümkün değil.

* * *

Bazı temel kabulleri baştan söylemeliyim.

Benzer tartışmaların ya da en azından temaların, konuların tartışıldığını ve Marksizmin karşısına çıkartıldığını görmek gerekiyor.

Bu yüzyılın kimlik siyaseti dışında ve öncesinde bu denli etkili ve teslim olunan bir dönem olmamıştı diye düşünüyorum. Diğer tüm durumlarda ayrışmalarla güç kaybedilse bile hareketin kendisi varlığını bir yerde sürdürürken esasında iddiasını ve hedefini büyütmüştü. Bu son dönem yaşadıklarımızın geriletici etkisi ise kıyas götürmez nitelikte olduğundan bugünkü fırsatın değeri de yüksek kabul edilmeli.

Politik doğruluk, sınıf siyasetinden uzaklaşılması, aktivistlik, “woke” kültürü, tarihsel sorumluluk tartışmaları, sosyal medya üzerinden ifşa ve linç… Bunların tamamı tüm dünyada aynı etkilere sahip değil. Bir kısmı ABD özelinde ele alınabilecek olgular, ama büyük bir kısmı o ya da bu ölçüde tüm dünyada etkili. Dahası en başından itibaren kimlik siyasetine karşı etkili bir mücadele yürütülemediğini de itiraf etmek gerekiyor.

Bu sadece günümüz, yakın geçmişiz, Türkiye veya bir başka ülke veya bölge ölçeği ile sınırlı değil. Sovyetler Birliği’nin çözülmesine giden sürecin başlangıcına kadar götürmemiz mümkün. Her aşamada aynı kavramlar, aynı teslimiyet hali söz konusu olmasa da, giderek artan bir yıkıcılık olduğu tartışmasız. Yine de yerel ölçeklerde de ciddi bir karşı çıkış konulamadığı açık.

Bu açıdan Sovyetler Birliği’nin Stalin sonrasında Lenin’in formüle ettiği “barış içinde bir arada yaşama” önermesini bir geri çekilmenin özrü haline getirmesi ve emperyalizm ile oluşan statükonun yeni bir savaşa neden olmamasına aşırı dikkat gösterilmesi neticesinde uluslararası komünist hareketin görevini reel sosyalizmin korunması ve savunulması ile sınırlı hale getirmesi ile

Çok süslü ve herkesi hemen avucunun içine alan “her şeyin politik olduğu” sloganının arkasına saklanarak gerçekten politik olan bütün meselelerin tartışılmasını engelleyen bir siyaset kültürü geliştirildi. Çeşitli akımlar içerisinde her zaman var olan sınıf dışı kategorilere dair yaklaşımların bölücü etkilerinin bu türden söylemlerle güçlendiğini ve kalıcı yerler edindiğini söyleyebiliriz.

* * *

Bugün karşımızda bir fırsat var. 1960’lardan bu yana gençlik, kadın, etnik gruplar, göçmenler, dini gruplar, cinsel yönelimler, çevre hareketi gibi “sınıfsız” kategoriler üzerinden yükseltilen sınıf gündemleri ile çakışmadığı söylenegelen bölünmüş başlıklardaki mücadeleler esasında bir duvara toslamış durumda.

Duvara toslamış durumda çünkü liberalizmin dünya sosyalist sisteminin çözülmesinin ardından iddia ettiği gibi tarihin sonu gelmedi. “Büyük anlatılar” denilerek yok sayılmak istenen sınıf mücadelesindeki mutlak galibiyetin kapitalizmin bir altın çağını değil aksine tekelleşme eğilimlerini iyice öne çıkarttığı tarihin en garip bir dönemine denk gelmiş durumdayız.

Bu garipliği hemen somutlayayım. Kastım ilk defa bir neslin kendisinden önceki nesilden daha kötü bir durumda olması olgusu ile karşı karşıyayız. Savaşların etkilerini bir kenara koyarsak en ileri emperyalist ülkelerden en geri kalmış ülkelere tüm dünyada genç işsizliğinin arttığı, ücretlerin düştüğü, insan nüfusuna iki kez yetecek kadar gıda üretmemize rağmen gıda fiyatlarının sürekli yükseldiği, barınmanın tüm dünyada en büyük sorunlardan biri haline geldiği, sosyal güvenlik sistemlerinin iflas etmek üzere olduğu, bir tarafta trilyon dolarlık servetlere sahip olacak kişilerden bahsederken bir tarafta İngiltere’de dahi faturalarını ödeyebilmek için öğün atlamak zorunda kalan milyonlarca kişinin olduğu bir dünyadayız.

* * *

Peki böyle bir dünyada sol ne yapıyor?

Sosyal demokrasinin sınırlarından çıkamayan bir bölüşüm tartışmasından ibaret kalan, sınıf mücadelesinin yerine aktivizmi ikamet etmiş, işçi sınıfından nefret eden, kentli orta gelir grubundaki tabakalarla bir kültür savaşımı içine girmiş olan bir sol var tüm dünyada.

Varsa yoksa amorf çıkışlar üzerinden kime oy verildiğine bakarak kendisi dışındaki kimseler üzerinden halk yüzünü nereye dönmüş analizleri ile avutuluyoruz.

Sosyal demokratı da böyle, sosyalisti de böyle, Yeşili de böyle…

Bunlardan kendisini ayırır gibi görüneni de gerçek bir sosyalizm mücadelesinden ziyade kendisini bir kimliğe dönüştürerek bunların peşinden benzer işler çevirmekte…

Şimdi böyle bir sol batmasın mı, bitmesin mi yani?

Reklam

Önceki Haberler

TKH: İran’da tek yol, ulusal laik anti-emperyalist cephenin örgütlenmesidir!

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) İran'da devam eden protestolar hakkında yaptığı açıklamada İran halkının mücadelesini istismar…

12 Ocak 2026 11:59

AKP referandumsuz anayasa değişikliği için vekil transferlerine devam edecek iddiası

AKP, anayasa değişikliğini referanduma götürmeden gerçekleştirmek için milletvekili transferleriyle 400 sandalye hedefine odaklanırken; DEVA, Gelecek,…

12 Ocak 2026 10:46

İBB harekete geçti: Bebek Otel’in kaçak bölümleri yıkılacak

Uyuşturucu operasyonuyla gündeme gelen Bebek Otel'in kaçak yapıları hakkında yıkım kararı verildi. Belediye ekipleri sabah…

12 Ocak 2026 10:40

Trump şimdi de kendisini “Venezuela Başkan Vekili” ilan etti

ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından kendisini “Venezuela’nın Geçici Başkanı” olarak gösteren bir görsel paylaştı.

12 Ocak 2026 10:34

Küba: Kimse bize ne yapacağımızı dikte edemez

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, ABD Başkanı Donald Trump'ın Washington ile "anlaşma yapmaları" yönündeki sözlerine…

12 Ocak 2026 10:30

TKH MK Üyesi Kurtuluş Kılçer: Haydut ABD ile stratejik müttefiklik olmaz!

TKH MK Üyesi Kurtuluş Kılçer "Trump’ın “petroller bizim” diyerek Venezuela’ya ait kaynakları açıkça gasp etmeyi…

10 Ocak 2026 18:08
Reklam