Pervin Buldan: Öcalan, CHP'ye yapılanlardan rahatsız
DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan çözüm sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde Abdullah Öcalan’ın CHP’ye yönelik operasyonlardan rahatsız olduğunu ve bunu paylaştığını ifade etti. Buldan yasal düzenlemelerin meclis kapanmadan yapılması gerektiğini ve Öcalan'ın statüsünün bir an önce netleşmesi gerektiğini vurguladı.
DEM Parti İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan, çözüm sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmelerde sürecin geri dönüşü olmayan bir noktada olduğunu ve kendi mecrasında ilerlemeye devam ettiğini söyledi. T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Buldan, hem devletin hem de Kürt tarafının birbirinden somut adımlar beklediğini vurguladı.
Buldan, sürecin güven verebilmesi için özellikle demokratikleşme alanında adımların atılması gerektiğini ifade ederek, kayyum uygulamaları, tutuklu siyasetçiler ve muhalefet üzerindeki baskının devam ettiğine dikkat çekti. Toplumda sürece dair soru işaretlerinin sürdüğünü belirten Buldan, bu kaygıların giderilmesi için karşılıklı adımların artık hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin tutumuna da değinen Buldan, Öcalan’ın özellikle CHP’ye yönelik operasyonlardan oldukça rahatsız olduğunu ve bunu zaman zaman ifade ettiğini söyledi.
Buldan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
“BU İŞ KENDİ MECRASINDA İLERLEYECEK”
“İşin başka yöne gideceğine dair bir emare yok. Bu iş kendi mecrasında ilerliyor ve ilerleyecek. Ama karşılıklı bazı beklentiler var. Sadece devletin değil aslında PKK’nin de beklediği ya da Sayın Öcalan’ın da beklediği bazı somut adımlar var. Beklentiyi her iki taraf açısından söylüyorum. Bu konular üzerinde biraz konuşuldu. Örneğin devlet heyetinin PKK’nin biraz daha somut adım atmasına dair beklentileri var. Çünkü diyor ki devlet “Silah yakma merasiminden sonra biz somut bir adım görmedik.”
KARŞILIKLI SOMUT ADIM BEKLENTİSİ
Süreçte tarafların birbirlerinden karşılıklı beklentileri olduğunu ifade eden Buldan şunları söyledi:
“Bunu kamuoyuna da söylüyor devlet evet. Diğer taraf da “Biz de demokratikleşme adına somut adımlar görmüyoruz” diyor. Kayyımların geri alınmasına dair toplumun yüksek beklentisi konusundan başlayarak hiçbir alanda beklenti karşılanmış değil. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi isimler hâlâ” cezaevinde. CHP’ye baskı var, her gün operasyon ve tutuklamalar oluyor. Sonuçta muhalefet de bu işin bir parçası ve hâlâ kayyım atamalarına devam ediliyor. Bunlar elbette ki konuşuluyor ve konuşuldu. Bazen kapalı, bazen açık, görünen ya da görünmeyen, bilinen ya da bilinmeyen birçok şey var aslında. Bunların bir kısmı açık yapılıyor, bir kısmı kamuya yansıtılıyor, bir kısmı da yansıtılmıyor. Mesela biz de heyet olarak bazen kapalı görüşmeler de yapıyoruz. Bunu hiç kimseye söylemiyoruz.
Hayır, devlet yetkilileriyle. Siyasi partilerle, devlet yetkilileriyle, sürecin parçası olan kesimlerle bazen kamuoyuna yansımayan görüşmeler yapıyoruz. Dolayısıyla bu görüşmelerin de önemli olduğunu düşünüyorum ama toplum somut adım istiyor. Somut adımı her iki taraf açısından da söylüyorum. Çünkü iki tarafın da beklentisi var ve iki taraf da somut adım atılması gerektiğini hem düşünüyor hem söylüyor. Şimdi bunların artık hayata geçmesi lazım. Sürecin de güven verebilmesi açısından bunu söylüyorum. Çünkü süreç bazen güvensiz bir şeye dönüşebiliyor. Yani güvence vermeyebiliyor. Toplum şunu soruyor; “Olacak mı?” Kafalarda soru işaretleri var, kaygılar var. Bu kaygıları giderecek adımlar atılmalı.”
YASAL ADIMLAR: MECLİS KAPANMADAN ATILMALI
Görüşmenin ana çerçevesi belirlediğinde ve karşılıklı beklentilerin ifade edildiği bir zeminde, nisan ayı bir takvim olarak belirlendi evet. Bu anlamıyla nisan ya da mayıs başı diyebileceğimiz bir aralıkta somut kime adımların atılmasını bekliyoruz. Bizlerde bu sürecin takipçisiyiz. Ama mevcut gidişata bakınca nisan ayı bitmeden olması zor görünüyor. Mayıs da olabilir, haziran da olabilir ama Meclis kapanmadan illa ki olmalı. Meclis temmuzda kapanmadan somut yasal düzenlemenin çıkması gerek.
SURİYE’NİN SÜRECE ETKİSİ
Suriye sert fren yaptırdı, bunu söyleyebilirim. Halep’teki iki mahalleye geçen aralık ayında yapılan saldırılarla beraber bunu gördük. Suriye’deki gelişmeler Türkiye’deki sürecin önünde konuşlandırıldı. Yani Suriye bir fren yaptırdı ama İran freni o kadar uzun olmadı. Belki 15-20 gün izlenildi, analiz edildi. Fakat buradaki sürecin oraya da etki etmesi düşünülerek tekrar burası ilerlemeye başladı bana göre
“İRAN: KÜRTLER KİMSENİN KOÇBAŞI OLMAYACAK”
Aslında Kürtler Orta Doğu’da siyasal anlamda aktörler artık. Orta Doğu’nun her yerinde böyle. Kürtler özellikle Suriye’deki işgalle ve savaşla birlikte büyük acıları bir kez daha yaşadı ve gördü. Ama sonuçta Sayın Öcalan’ın devreye girmesiyle birlikte büyük bir katliamın önüne geçildi. Şimdi Sayın Öcalan’ın İran konusunda da net görüşleri ve düşünceleri var. Oraya ilişkin analizlerini her görüşmede ifade ediyor. Son görüşmede bir kez daha söyledi. “Kürtler hiç kimsenin koçbaşı olmayacak artık” dedi. Suriye için de “Büyük bir komplo var ve bu komploda Kürtlerin ölmesine, öldürülmesine, katledilmesine ben müsaade etmeyeceğim” demişti.
“SİLAHLI MÜCADELE DEVRİ BİTTİ, KAPANDI”
Olabilir. Devletin böyle bir yaklaşımı olabilir. Ama PKK’nin ya da YPG’nin ne düşündüğüne dair benim bir bilgim yok. Önümüzdeki dönemlerde ne olur ne biter, bunun hesabını yapıyorlar mı? Ben bu soruların yanıtlarını bilemem. Ama bildiğim tek şey var; bir daha silahlı mücadeleye geri dönüş olmayacak. Ben bunu adada yaptığım görüşmelerden biliyorum. Sayın Öcalan’ın kendi ağzından ifade ettiği şey bu; “Silahlı mücadele devri bitti, kapandı. PKK bitti, PKK kapandı. Şimdi başka bir dönem. Yeni bir dönem başladı, yeni bir süreç başladı.” Siyasetle her şeyin çözüleceğine olan inanç ve bu konuda atılacak olan adımlarla birlikte yeni bir mücadele süreci bu. Hiçbir şey kolay olmayacak, olmuyor da zaten. Mücadele etmeden hiçbir şey elde edilmiyor. Biz bunu yıllardır zaten yaşıyoruz, görüyoruz, tanıyoruz. Bunun mağduruyuz. Ama önümüzdeki dönem açısından yeni bir mücadele alanı var bizim için. Ama Kürtlerin bu dönemde zihinsel olarak artık bunu kavraması lazım. Sadece Kürtlerin değil devletin de kavraması lazım. Silahlı mücadele dönemi bitti.
“DEVLETİN BİR YASA TASLAĞI VAR; ÖCALANLA KONUŞULMALI”
Bunlar mutabakat işi, konuşulacak. Henüz bizim bulunduğumuz ortalarda bunlar konuşulmadı. Ama devlet heyeti ve Sayın Öcalan bu konuları konuşmaya başladı mı bunu bilmiyoruz. Ama bir mutabakatın sağlanması lazım bu konuda. Sayın Öcalan’ın da Kandil’deki üst düzey yetkililerin de devletin de üzerinde mutabık kalacağı bir metin haline gelmesi gerekiyor. Devletin elbette ki bir taslağı vardır. Bizim de var, DEM Parti olarak bir yasa hazırlığımız var. CHP’nin de var, biliyoruz. MHP’nin de var. Yeni Yol’un da var. Herkesin var yani. Ama herkes belki kendine göre hazırladı. Önemli olan olmazları değil olurları büyütmek, müşterekleri çoğaltmak.”
Pervin Buldan, söz konusu yasa taslağının Öcalan’la müzakere edilmeden meclis genel kuruluna sunulmasının beklenen etkiyi yaratmayacağını ifae etti ve şunları söyledi:
“Sayın Öcalan yöntem olarak kendi örgütüyle istişare etmeden ve ortaklaşmadan somut kararlar vermemeye özen gösteren bir lider. Farklı yollarla elbette ki örgütüyle iletişim kurulabilir, kurmalıdır. Kongre öncesinde yapıldı. Buna benzer bir yöntemle Öcalan’ın kendi örgütüyle bu meseleyi konuşması lazım, tartışması lazım, onayını alması lazım. Bir mutabakat sağlaması lazım ki bu yasa o haliyle genel kurula gelsin ve tartışmasız geçsin en azından. Ben bunun olabileceğini düşünüyorum. Devlet heyetinden iktidar mensuplarına muhalefet mensuplarına kime sorsam, herkes olması gerekenin bu olduğunu ifade ediyor. Çünkü herkes Öcalan’ın kendi örgütüne direkt kabul ettirmediği bir şeyi örgütün çok fazla dinlemeyeceği ve kabul etmeyeceği gerçekliğini biliyor. Bir şeyi ancak Sayın Öcalan onlara kabul ettirebilir. Herkes bu noktada aynı görüşte.
“ÖCALAN CHP’YE YAPILANLARDAN RAHATSIZ”
Bu meseleyi bizim Sayın Öcalan’a anlatmamıza gerek yok, zaten takip ediyor. Sürekli izliyor. CHP’ye yapılanlardan oldukça rahatsız. Zaman zaman ifade ediyor. Çünkü bu süreç sadece Kürtleri ilgilendiren bir süreç değil. Ya da sadece Kürtlerin geleceğini garanti altına alacak bir süreç değil. Türkiye toplumunun tamamını gelecek zaman içerisinde ilgilendirecek olan bir süreç. Tamam CHP sürece sahip çıkıyor, komisyona üye verdi, komisyondaki üyeleri gerçekten çok büyük katkılar sundular raporun çıkmasına. Sayın Özgür Özel’in açıklamaları ve desteği çok kıymetli bizim açımızdan. Fakat Sayın Öcalan sürece biraz daha sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyor. Bazen bunu ifade ediyor. CHP’nin biraz daha cesur adımlar atması gerektiği yönünde sözü var. Ama şimdi bunun yanında tabii ki CHP’nin zorlandığını biliyoruz. Tabanından, kendi seçmeninden baskı altında olduğunu biliyoruz. Kendi PM’si, MYK’sı büyük bir baskı kurdu CHP yönetimi üzerinde. “Bir taraftan bize bunlar yapılıyor, diğer demokratikleşme adı altında bir süreç yürütülüyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyenler var.
“CHP ÜZERİNDEKİ BASKI DURMALI”
AKP’li cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la CHP’ye yönelik baskılar üzerine konuştuklarını ve rahatsızlıklarını dile getirdiklerini ifade eden Buldan şöyle devam etti:
“CHP üzerindeki baskı durmalı. Yok cevap vermiyor. Şöyle söyleyeyim; Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığımız görüşmelerde genel olarak aslında biz konuşuyoruz. Orada işte devlet yetkilileri de var biliyorsunuz. Onlar da konuşuyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı dinleyen bir pozisyonda ama sonuçta da temennisini de ifade eden bir yerde duruyor. Fakat bu tür konuların konuşulmadığını özellikle ifade etmek isterim.”
ARA SEÇİM TARTIŞMALARI
Her siyasi parti aslında seçime hazırdır. Bunda bir tartışılacak bir şey olmadığını düşünüyorum ben. Ama bugün itibarıyla bizim DEM Parti olarak yoğunlaştığımız, mücadelesini verdiğimiz, üzerine çokça konuştuğumuz tek konu süreçtir. Çünkü bugün cezaevinde olan sadece Sayın İmamoğlu değil ki. Bakın Sayın Selahattin Demirtaş da cezaevinde. Bizim arkadaşlarımız, eş genel başkanlarımız, milletvekillerimiz, kadın arkadaşlarımız da bugün cezaevinde. Çare bir an önce yasaların çıkması, demokratikleşme paketlerinin çıkması ve bu demokratikleşme paketleriyle birlikte cezaevlerindeki İmamoğlu gibi, Demirtaş gibi siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması.
ÖCALAN’IN STATÜSÜ
“Öcalan bir süreç yürütüyor değil mi? Kendisi bu sürecin baş müzakerecisi. Öcalan olmasaydı PKK silah bırakır mıydı? Hayır. Öcalan olmasaydı PKK kendini fesheder miydi? Bu da hayır. Şimdi daha önümüzde yol var. Aşama aşama bu süreci tamamlamaya çalışacağız. O yüzden Sayın Öcalan’ın bir statüye ihtiyacı var. Yani bir konuma ihtiyacı var. Bakın konut demiyorum. Bir konum diyorum.
Biz hâlâ Sayın Öcalan’la her zaman toplantı yaptığımız yerde görüşüyoruz. Ama Sayın Öcalan’ın hukuken bir statüye ihtiyacı var. Sayın Öcalan’ın yüzyıllık meselenin çözümü için özgür çalışma ve iletişim koşullarına sahip bir statüye sahip olması gerekiyor ki süreç de hızlanabilsin. Sıfatı nedir, bunun netleşmesi lazım.
Sayın Öcalan bu sürecin defacto yürütülmesini istemiyor. Kendi pozisyonuna ilişkin de doğal olarak hukuki bir statü istiyor. Baş müzakereci olabilir, baş aktör olabilir. Ya da başka bir şey olur… Birlik ve kardeşlik sürecinin baş müzakerecisi. Ya da “Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümü sürecinin baş aktörü” ya da baş müzakerecisi ya da başka bir şey.”

