Hikmet Yaman
Türkiye, 1952 yılında NATO’ya (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üye olarak, dış politikasının merkezine bu ittifakı yerleştirmiştir. Bununla da yetinilmemiş bir iç olgu olarak emekçi sınıfların her mücadele yükselişinde en büyük destekçisi ve düzen sağlayıcısı olarak yer almıştır.
NATO üyeliğinin “bedeli” olarak Türkiye, 1950’de Kore’ye asker göndermesiyle başlayan bu ilişki Temmuz 2026 ‘da Ankara’da yapılacak olan Zirve toplantısı ile devam etmektedir.
İncirlik başta olmak üzere Türkiye topraklarının yabancı bir gücün (ABD) harekât merkezine dönüşmesi, egemenliğin tesliminden başka bir şey değildir.
NATO’nun 1949’daki kuruluşu, doğrudan Sovyetler Birliği’nin ve birçok ülkede yükselen işçi sınıfının örgütlü mücadelesinin önünü kesme amacı taşıyordu. Bu süreçte NATO, sözde savunduğu “demokratik değerleri” bile hiçe sayarak, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından eski Nazi subaylarını ve faşist işbirlikçilerini kendi bünyesine katmaktan çekinmemiştir.
Örneğin Adolf Hitler’in generallerinden Hans Speidel, NATO Orta Avrupa Kara Kuvvetleri Komutanı yapılmıştır.
Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla “varlık sebebi” olarak gördüğü olgu ortadan kalkan NATO, kendisini feshetmek yerine “alan dışı” müdahalelerle yeni bir emperyalist yayılma dönemine girdi.
ABD emperyalizmi bu müdahalelerin başlatıcısı ve neredeyse hepsinin uygulayıcısı olarak Bir “efendi” rolü oynamayı yardakçısı İsrail ile birlikte Ortadoğu’ya kanlı müdahalelerin zirve noktası olarak İran’a saldırmasıyla birlikte NATO’yu bir savunma paktından ziyade bir “koruma haraç sistemine” çevirmenin peşinde olduğunu da son çıkışlarıyla gösterdi.
Trump’ın planı, ABD ordusunu bir kiralık güç gibi konumlandırmaktır: “Seni korumamı istiyorsan sadece para ödemen yetmez, benim başlattığım her savaşa asker göndermelisin.”
Trump, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan ve “kurallara dayalı” olduğu iddia edilen liberal dünya düzenini asla yeterli görmüyor. Bu yanıyla da NATO çıkışlarını müttefiklerini cezalandırmaktan ziyade, küresel sermayeyi ve askeri gücü tamamen Washington’ın kontrolüne alan yeni, daha vahşi bir emperyalizm biçimi olarak görüyor.
Trump, ABD’nin NATO’dan ayrılma seçeneğinin artık sadece bir ihtimal olmadığını, bu konunun yeniden değerlendirilmenin ötesine geçtiğini söylese de, “Eğer biz onları koruyorsak ama onlar bizim savaşımızda yanımızda değilse, bu ittifakın bir anlamı kalmamıştır” diyerek müttefiklerine dayılanmayı sürdürse ve hatta “NATO kâğıttan kaplandır” diye üst perdeden çıkışsa da, NATO her şeyiyle başta ABD emperyalizminin ve Avrupalı emperyalistlerin gözden çıkardığı bir şey değil.
TARİHİNİ KANLA YAZAN EMPERYALİST ÖRGÜT
NATO’nun en karanlık sayfalarından biri, üye ülkelerde kurulan “Stay-Behind” (geride bırakılan) ordularıdır. İtalya’da Gladio, Türkiye’de ise Kontrgerilla olarak bilinen bu kanlı oluşumlar, komünizmle mücadele adı altında kendi halklarına karşı terör estirmiştir.
NATO üyeliği, ülkeler için ulusal egemenliğin devredilmesi ve ordunun doğrudan Pentagon’a bağlanması anlamına gelmiştir. Türkiye’de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri, Yunanistan’da 1967 Albaylar Cuntası, NATO standartlarında eğitilen ve bu örgütün ideolojisiyle donatılan subaylar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu darbelerin ortak noktası, yükselen sınıf mücadelesi ve sol dalgayı ezmek ve neo liberal ekonomik modellerin önünü açmaktır.
İtalya’da NATO güdümlü Gladio; tren istasyonlarını, meydanları bombalayarak (Bologna Katliamı gibi) suçu solcuların üzerine attı.
1999 Yugoslavya’nın bombalanması NATO’nun asla bir “savunma ittifakı” olmadığının tescilidir. Yugoslavya parçalanırken, NATO bölgede Kosova’daki Camp Bondsteel gibi devasa üsler kurarak yerleşti.
2001’de “Terörle Mücadele” adı altında girilen Afganistan’da NATO, tarihin en uzun işgaline imza attı. Düğün konvoylarının bombalanması, sivil ölümleri ve gece baskınlarıyla geçen 20 yılın sonunda ülke, modern silahlarını NATO’dan devralmış gerici Taliban’a teslim edildi. Bugün Afganistan’da yaşananların hepsinde NATO’nun kanlı parmağı vardır.
2011 Libya müdahalesi, NATO’nun “insani müdahale” maskesinin düştüğü operasyonlardan biridir. NATO uçakları Libya’nın altyapısını yerle bir etti. Müdahale sonrası Libya; köle pazarlarının kurulduğu, petrol kuyularının silahlı gruplarca paylaşıldığı ve terör örgütlerinin parçaladıkları bölgelerde hâkimiyet kurduğu bir ülke haline getirildi. NATO işini bitirip çekildi, kanlı faturayı ise Afrika halkı ödedi. Ödemeye de devam ediyor.
2019 yılında ABD Başkanı Donald Trump “Grönland’ı satın almak istediğini” söylemişti. Bu bir delilik değil, emperyalist bir niyet beyanıydı.
Söylenenler, ABD’nin Danimarka aracıyla uğraşmak yerine adayı doğrudan kendi toprağı yaparak Kuzey Kutbu’nda mutlak hâkimiyet kurmak istediğinin açık bir ifadesiydi.
NATO’nun deniz stratejisinde GIUK (Grönland-İzlanda-Birleşik Krallık) geçidi hayati önem taşır. Rusya’nın Kuzey Filosunun) Atlantik Okyanusu’na çıkabilmesi için bu dar koridordan geçmesi gerekir.
ABD’nin en kuzeydeki bu askeri üssü, Grönland üzerindedir. Burası, Rusya’dan atılabilecek kıtalararası balistik füzeleri erkenden tespit eden devasa radarlara ev sahipliği yapar. Grönland olmadan NATO’nun füze kalkanı kör kalır.
N
ATO, halkların kardeşliğini veya dünya barışını savunan bir yapı değil; emperyalizmin, finans kapitalin, silah tüccarlarının ve çok uluslu şirketlerin jandarmasıdır. NATO, savaşın ana kaynağıdır ve dünya halklarının boynuna geçirilmiş bir ilmiktir.
NATO’nun tarihi; Kore’den Vietnam’a, Afganistan’dan Ortadoğu’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada dökülen kanların, devrilen meşru hükümetlerin ve bastırılan devrimlerin tarihidir. Barış, NATO’nun genişlemesiyle değil; bu emperyalist bloğun dağıtılması, üslerinin başlarına yıkılması, işbirlikçi hempalarının yok edilmesiyle gelecektir.
Pusulamızın bu sayısında NATO’yu ve özelde ise NATO’nun geleceğini masaya yatırdık.
Türkiye'de gerçek bir bağımsız dış politikanın başlangıcı NATO üyeliğinin sona ermesiyle olacaktır. Ancak bu, büyük…
Evet, artık ortak düşman komünizm yok. NATO bileşeni ülkelerinin, çok kutuplu bir dünya kapitalizminde çıkarları…
Çözüm, emperyalizmin bir başka biçimine sığınmak değildir. Çözüm, gerçek anlamıyla bağımsız, barışçıl ve halkların dayanışmasına…
TKH Genel Başkanı Aysel Tekerek’in katılımı ile düzenlenen eylemde okunan basın metninde temmuz ayında Ankara’da…
TKH tarafından yapılan açıklamada "NATO'nun kuruluş yıldönümünde, ülkemizde katilleri ve işgalcileri istemediğimizi bir kez daha…