Türkiye'nin NATO'dan gördüğü zararlar
05-04-2026 12:13Çözüm, emperyalizmin bir başka biçimine sığınmak değildir. Çözüm, gerçek anlamıyla bağımsız, barışçıl ve halkların dayanışmasına dayanan bir dış politikadır. NATO'dan çıkılmalı, yabancı üsler kapatılmalı, nükleer silahlar ülkemizden uzaklaştırılmalıdır.
Türkiye 1952’den bu yana NATO üyesidir. Yetmiş yılı aşkın bu üyelik boyunca Türkiye’nin ittifaktan ne kazandığı sık sık dillendirilir. Ancak Türkiye’nin bu üyeliğin bedelini ne kadar ağır ödediği, nadiren ve yeterince tartışılır.
Kore’nin Bedeli
NATO üyeliği, ucuz kazanılmadı. Türkiye 1950’de Kore Savaşı’na asker göndererek üyelik için kapı açtı. Yarım dünya ötesinde, coğrafi ya da siyasi hiçbir çıkarı bulunmayan bir savaşta 25.000 asker savaştı. 741’i geri dönmedi. Binlercesi yaralandı. Bu, NATO’ya giriş bedeliydi.
Darbeler ve Demokrasinin Gasp Edilmesi
Türkiye, NATO üyeliği döneminde dört askeri darbe yaşadı. Bu darbelerin hiçbirinde ittifak sesi çıkarmadı. Tersine, özellikle 12 Eylül 1980 darbesinin ABD onayıyla gerçekleştiği CIA belgelerince desteklenmektedir. Darbeler Türkiye’nin demokratik gelişimini her seferinde sekteye uğrattı. 1982 Anayasası bir cunta ürünüdür ve NATO çıkarlarıyla uyumlu biçimde kaleme alınmıştır.
Kontrgerilla’nın On Yılları
NATO altyapısıyla kurulan Kontr-Gerilla örgütü, onlarca yıl boyunca Türkiye’nin iç siyasetine kanlı biçimde müdahale etti. 1 Mayıs 1977’deki Taksim Katliamı, 1978’deki Maraş ve Çorum katliamları, 1996’da patlak veren Susurluk skandalı — tüm bu olaylar Kontr-Gerilla’nın Türkiye’nin siyasi yaşamı üzerindeki karanlık etkisinin somut göstergeleridir.
Nükleer Tehdit: İncirlik
Adana İncirlik Üssü’nde bugün yaklaşık 50 adet B61 nükleer bombası bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu silahlar NATO’nun ‘nükleer paylaşım’ doktrini çerçevesinde ABD’nin kontrolü altındadır. Türkiye ne bu silahları kullanabilir ne de kaldırabilir. Ancak varlıkları Türkiye’yi herhangi bir nükleer çatışmada birinci hedef haline getirmektedir.
Bu gerçeğin ağırlığı 2016 darbe girişimi sırasında çarpıcı biçimde hissedildi: Türk hükümeti İncirlik’in enerji bağlantısını keserek üssü geçici kapattı ve nükleer silahların güvenliği tartışma gündemine girdi. Bunun ne anlama geldiği açıktır: Kendi topraklarında bulunup denetleyemediğiniz nükleer silahlar, egemenlik değil tehdit demektir.
Kıbrıs: NATO Hem Darbeyi Hem Müdahaleyi Üretti
Kıbrıs sorunu, NATO’nun çifte standardının en çarpıcı örneğidir. NATO üyesi Yunanistan’da ABD’nin onayladığı askeri cunta, 1974’te Kıbrıs’ta Enosis darbesi örgütledi. Türkiye, garantörlük haklarına dayanarak müdahale etti. NATO iki müttefikini birbirine bıraktı; ‘kolektif savunma’ ilkesi işlevsiz kaldı. Kıbrıs bugün hâlâ bölünmüş durumdadır.
Ekonomik Yük: Silah Alımları
NATO üyeliği, Türkiye’yi sürekli artan savunma harcamalarına mahkûm etmektedir. ‘NATO standardı’na uyum gerekçesiyle milyarlarca dolar silah alımı yapılmaktadır. Bu silahların önemli bölümü ABD ve diğer NATO üyelerinden satın alınmakta, bu paranın büyük kısmı yurt dışında kalmaktadır. Bu kaynakların eğitime, sağlığa, sosyal altyapıya aktarılması yerine silah sanayiine pompalandığı gerçeği, NATO üyeliğinin Türkiye halkına ne kadar pahalıya mal olduğunu gösteriyor.
‘NATO OLMASA İŞGAL EDİLİRDİK’ SAFSATASI: TÜRKİYE ZATEN İŞGAL ALTINDA
‘Türkiye NATO’ya üye olduğu için korunuyor; olmasaydı işgal edilirdi.’ Bu argüman, Türkiye’de NATO üyeliğini savunmak için en sık başvurulan gerekçedir. Ancak bu argümanın her katmanı ciddi sorularla karşılaşır.
Hangi Ülke Türkiye’yi İşgal Edecekti?
Bu sorunun cevabı hiçbir zaman somut olarak verilmez. Sovyetler Birliği 1991’de dağıldı; üzerinden otuz yılı aşkın süre geçti. Peki Türkiye bugün NATO olmasa kim tarafından işgal edilme tehlikesiyle karşı karşıya? Rusya’nın Türkiye’yi işgal edeceğine dair hiçbir somut gösterge yoktur. Üstelik Türkiye, NATO çatısı altındayken hem Yunanistan hem de Rusya ile ciddi gerilimler yaşamış, ittifak bu gerilimleri çözmekte büyük ölçüde etkisiz kalmıştır.
İşgal Dışarıdan Değil İçeriden Geldi
Yabancı bir ordunun sınırı geçmesi için işgal olmak zorunda değildir. Kendi topraklarınızda, kendi denetiminizin dışında yabancı güçlerin askeri üsleri varsa, buna işgal denemez mi? İncirlik’teki 50 nükleer bomba kimin kararıyla orada bulunuyor? Kimin emriyle kullanılacak? Türkiye’nin bu soruya vereceği yanıt, egemenliği hakkında her şeyi söylüyor.
Ayrıca Türkiye’deki siyasi iktidarlar da her zaman NATO ve ABD desteği ile iktidara gelmiş ya da kalabilmiştir. Bugün AKP iktidarı, NATO’nun ve ABD’nin bizzat desteği ile iktidara gelmiştir ve 23 yıldır her türlü emperyalist destek ile iktidarda kalabilmiştir.
Yani ülkemiz zaten askeri ve siyasi olarak NATO ve ABD çizgisinde ilerlemektedir. Bağımsızlığı olmayan bir ülkenin, işgal altındaki bir ülkeden ne farkı olabilir?
NATO Üyeliği Egemenliği Kısıtlıyor
NATO üyeliği, Türkiye’nin dış politika seçeneklerini yapısal olarak daraltır. Türkiye, NATO çıkarlarıyla çelişebilecek politikalar izlerken sürekli bir gerilim içinde hareket etmek zorunda kalmaktadır. S-400 alımı bu gerilimin en somut örneği oldu: Türkiye egemen bir karar alarak Rus yapımı hava savunma sistemi satın aldı; NATO bunu kınadı, ABD yaptırımlar uyguladı.
Bu çelişki gösteriyor ki NATO üyeliği, egemenliğin güvencesi değil, kısıtlayıcısıdır. Üye olmak, çoğu zaman kendi çıkarınızla değil ittifakın, özünde ABD’nin çıkarıyla örtüşen kararlar almayı gerektirmektedir.
‘Korunma’ Söylemi Manipülasyonun Kendisidir
‘NATO olmasaydı işgal edilirdik’ argümanı, Türkiye halkını korkuya dayalı bir boyun eğmeye ikna etmek için kullanılan bir manipülasyon aracıdır. Bu söylem aynı zamanda şu gerçeği gizler: NATO üyeliği süresince Türkiye darbeler yaşadı, binlerce vatandaşı işkenceye uğratıldı, Kontrgerilla onlarca yıl terör estirdi ve İncirlik’te nükleer silahlar tutuldu. Tüm bunlar yaşanırken ‘koruma’ söyleminin nasıl bir anlamı var?
SONUÇ: NATO’DAN ÇIKILMALI
Bu metni okuduktan sonra NATO hakkında söylenebileceklerin özeti şudur: Kuruluşundan bu yana NATO, demokrasiyi değil diktatörlükleri destekledi. Barışı değil savaşı büyüttü. Güvenliği değil silah tüccarlarının karlarını ön planda tuttu. Seçilmiş hükümetleri devirdi, kendi topraklarında gizli terör ağları kurdu, işkencecilere kol kanat gerdi. Türkiye’ye getirdiği ‘güvenlik’, askeri darbelerin, onlarca faili meçhul cinayetin, İncirlik’teki nükleer silahların ve milyarlarca dolarlık silah faturasının güvenliğidir.
‘NATO olmasa işgal edilirdik’ safsatasının karşısına şu gerçeği koymak gerekir: Türkiye, NATO üyesi olduğu dönemlerde fiilen işgal altındaydı. Topraklarında denetleyemediği nükleer silahlar, seçtiği hükümeti devirecek darbeler ve kendi vatandaşlarına terör uygulayan gizli örgütler — tüm bunlar egemenliğin değil işgalin göstergeleridir.
Çözüm, emperyalizmin bir başka biçimine sığınmak değildir. Çözüm, gerçek anlamıyla bağımsız, barışçıl ve halkların dayanışmasına dayanan bir dış politikadır. NATO’dan çıkılmalı, yabancı üsler kapatılmalı, nükleer silahlar ülkemizden uzaklaştırılmalıdır.
[1]Bu metin TKH tarafından hazırlanan NATO’ya Hayır broşürünün son üç bölümünden alınmıştır.