TKH MK Üyesi Kurtuluş Kılçer: Esad diktatör de Colani insan hakları aktivisti mi?
Türkiye Komünist Hareketi Merkez Komite üyesi Kurtuluş Kılçer, Yurtsever TV'de yayımlanan Komünistler Diyor Ki programında gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Kılçer, bugün kendinden menkul bir Baas Rejimi anlatısı yapıldığını, Esad'ın mutlak kötü olarak ilan edildiğini söyledi. Kılçer, "Esad diktatör de Colani insan hakları aktivisti mi?" dedi.
Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komite Üyesi Kurtuluş Kılçer, Yurtsever TV’de yayınlanan “Komünistler Diyor Ki” programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Programda İŞİD terörünün kaynağı ve Türkiye’deki IŞİD tehlikesiyle beraber Suriye’deki HTŞ yönetimi hakkında değerlendirmeler yapıldı.
Kılçer, Yalova’daki IŞİD baskını hakkında şunları söyledi.
Türkiye büyük katliamlar görmesine rağmen ülkemizde hala IŞİD’in, cihatçı terörün yuvalanması herkesi şaşırtmalı ve düşündürmelidir. Bununla beraber cihatçı terörün ülkemizde yuvalanmasına nasıl göz yumulduğu sorusu da gündeme gelmelidir.
Şimdi Yalova’daki tablodan hemen önce 25 Aralık gibi Türkiye’de 124 adrese operasyon yapıldı yaklaşık 130-140 kişinin gözaltına alındığı söylendi. Mesela bugün de operasyondan hemen sonra yine 120-130 kişinin yeni bir gözaltına alındığına dair haberler okuyoruz. Demek ki bu mesele 3-5 uyuyan hücre meselesi değil, onlarca yüzlerce militanın ülkemize yerleştiği bir tablo var karşımızda.
Bu mesele tek başına Suriyeli sığınmacılar içerisinde ortaya çıkan birkaç münferit bir mesele değildir. Cihatçı terör gayet yapısal bir problem olarak ülkemizin temel sorunlarından biri haline gelmiştir.
Sadece bu değil. Yine biraz baktığımda IŞİD’e yönelik operasyonlar nerede yapıldı? Hangi illerde yapıldı? Ellinin üzerinde ilde operasyon yapılmış ama size çarpıcı birkaç il söylemek istiyorum. Çankırı, Amasya, Rize, Samsun, Edirne, Batı illeri yani, sadece Suriye ile sınır olan illerimiz değil doğrudan Türkiye’nin kuzey ve batı illerinde de IŞİD’e yönelik operasyonlar yapılmış. Şimdi bu IŞİD’ler bu illere nasıl gittiler? Acaba bunlar yerleştirildi mi? Yerleştirildiyse bunlara dönük olarak bir istihbarat raporu bulunmuyor mu? Bu soruların yanıtı verilmek zorunda.
“BİRİLERİNİN IŞİD’İ TAŞERON OLARAK KULLANDIĞINI GÖSTERİYOR”
IŞİD meselesi, Türkiye’de yalnızca yabancı istihbarat örgütlerinin kullandığı bir aparat olarak ele alınamaz. Eğer IŞİD, Türkiye’nin neredeyse pek çok iline yayılmış biçimde örgütlenebiliyorsa, burada ya açık bir istihbarat zaafı vardır ya da bilinçli bir göz yumma söz konusudur. Bu tablo, birilerinin IŞİD’i taşeron olarak kullandığını göstermektedir.
IŞİD, Türkiye’de özellikle AKP iktidarı tarafından korunup kollanan, hatta zaman zaman kullanılan bir cihatçı örgütlenme olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun bedelini ise ülke ödüyor; bu bedeli bu ülkenin insanları, emekçileri ödüyor. Bombalı katliamlarla ödüyoruz. Meselenin bir boyutu budur.
İkinci boyut ise doğrudan sığınmacı politikalarıyla ilgilidir. Türkiye’de buna düzensiz göç denebilir, sığınmacılar sorunu denebilir. IŞİD’e ilişkin olarak ise “Bunlar Suriye’nin kuzeyinden geldi, Suriye’de Türkiye’nin politikalarını bozmak için kullanılıyorlar” gibi değerlendirmeler yapılıyor. Bu iddiaların doğru yanları olabilir. Ancak asıl sorulması gereken şudur: Bu zemini kim yarattı, kim sağladı? Bu sorunun yanıtı açıkça AKP iktidarını işaret etmektedir.
Afganistan’da yaşananları hepimiz biliyoruz. Afgan göçmenler Türkiye’ye geldi, Türkiye’nin kapıları binlerce Afgan göçmene açıldı. Bu tablo, doğal olarak cihatçı terörün Türkiye’de yuvalanmasının önünü de açtı. Ben bunu sığınmacılar meselesinin kendiliğinden, kaçınılmaz bir sonucu olarak görmüyorum. Bunun, AKP iktidarının bilinçli bir politikası olduğunu düşünüyorum.
Tekrar ediyorum: AKP ülkemiz için bir zarardır. AKP’nin ve AKP iktidarının bedelini bu ülke katliamlarla ödemektedir.
Türkiye bugün IŞİD’e karşı operasyonlar düzenliyor. Daha dün, Yalova’da üç polis IŞİD tarafından katledildi. Ancak aynı anda, AKP iktidarı Suriye’de IŞİD zihniyetini destekleyen bir politika izliyor.
ESAD DİKTATÖR DE COLANİ İNSAN HAKLARI AKTİVİSTİ Mİ?
Colani destekleniyor. Bugün örnek verildiği için hatırlatayım: Bir gazetede, eski Dışişleri Bakanı ve şu an Gelecek Partisi Genel Başkanı olan Ahmet Davutoğlu’nun bir röportajı yer alıyor. Bu röportajda, Türkiye’nin etkisi altında bir Şam yönetimi olduğunu söylüyor.
Şimdi soralım:
Bir yandan Türkiye’de IŞİD’e karşı operasyonlar yapıyorsunuz, diğer yandan Suriye’de cihatçı bir figürü, IŞİD zihniyetini temsil eden bir ismi destekliyorsunuz.
Eski Dışişleri Bakanı’nın sözleriyle ifade edersek, “Türkiye’nin etkisinde bir Şam Yönetimi”nden bahsediliyor. Bu son derece tehlikeli olduğu kadar derin bir çelişkidir.
HTŞ kimdir? HTŞ, IŞİD’den kopmuş bir cihatçı örgütlenmedir. Yollarını ayırmış olabilirler ama ideolojik olarak aynı hattın ürünüdürler. Daha sonra bu yapı iktidara taşınmıştır. Bugün Şam’da iktidar edilen güç, IŞİD çizgisinin başka bir versiyonudur.
Dolayısıyla biz bugün IŞİD teröründen, cihatçı terörden şikâyet ediyorsak, bunun birebir aynısının Suriye’de iktidara getirildiğini görmek zorundayız. Ne yazık ki AKP iktidarı, Şam’da “iktidar” adına IŞİD zihniyetiyle iş tutmaktadır.
Bu, son derece büyük bir tehlikedir.
Hem Suriye’nin geleceği açısından ciddi riskler barındırmaktadır, hem de ülkemiz açısından ağır sonuçlar doğurabilecek tehlikeli bir politikadır.
Peki bu yaklaşımın temelinde ne var?
Neden bir Colani güzellemesi yapılıyor?
Esad kötü deniyor, Baas rejimi hedefe konuyor. Korkunç bir Esad diktatörlüğü tablosu çiziliyor. Elbette Baas rejiminin suçları vardır. Ancak kendinden menkul bir kötülük anlatısı, başka bir kötülüğü meşrulaştırmak için kullanılıyor.
Trump da bugün aynısını söylüyor. Trump–Netanyahu görüşmesinde, “Kötü bir yönetim vardı, kötü bir adam vardı, kötü bir rejim vardı; Erdoğan bu rejimi devirdi” ifadelerini kullanıyor. Yani Suriye’deki rejim değişikliğinde Erdoğan’ın ve AKP’nin “büyük bir iş yaptığı” iddia ediliyor ve bu nedenle övgüyle anılıyorlar.
Şimdi temel soru şudur:
Esad diktatör de Colani insan hakları aktivisti mi?
Esad kötü bir adam da Colani barış elçisi mi?
Colani; kafa kesen, insan yakan, büyük katliamlara imza atmış, IŞİD ve El Kaide çizgisinin devamı olan bir örgütün lideridir.
Bütün bu gerçekler kamuoyundan saklanıyor. Sanki kimsenin hafızası yokmuş gibi bir tablo yaratılıyor. Oysa gerçek ortadadır:
Türkiye’de IŞİD teröründen şikâyet ediyorsak, bugün IŞİD zihniyeti Suriye’de iktidardadır.
Buradan Suriye’ye, oradan Türkiye’ye uzanan hatta baktığımızda, karşımızda çok ciddi ve derin sorunlar olduğunu açıkça görüyoruz.
“SURİYE’NİN BİRLİĞİ LAİKLİKLE SAĞLANABİLİR”
Bugün Suriye, adım adım büyük ve kanlı bir iç savaşa sürükleniyor. Bu gerçeği görmemiz gerekiyor. Bu tablo, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının Suriye politikasının ne kadar yanlış ve başarısız olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Bu tablo iki yönüyle ele alınabilir. Neden böyle? Çünkü AKP bir yandan “Suriye’nin birliğinden yanayız” diyor. SDG güçleri ile Şam yönetimi arasında bir entegrasyon süreci özellikle AKP tarafından zorlanıyor. Ancak aynı anda Aleviler ayağa kalkıyor, Dürziler ayağa kalkıyor. Öte yandan İsrail, Suriye’nin birliğini bozmak için elinden gelen her adımı atıyor.
Ortada bölgesel güçler var, büyük güçler var. Bu büyük ve bölgesel güçler Suriye’yi paramparça ediyor, halkları birbirine kırdırıyor. Bu tablonun böyle olacağı başından beri belliydi.
Suriye’nin toplumsal yapısına baktığımızda; Aleviler, Dürziler, Sünniler, Hristiyanlar gibi farklı mezheplerden ve inançlardan oluşan bir yapı görüyoruz. Bunların ortak paydası büyük ölçüde Arap kimliğiydi. Bunun yanı sıra Kürtler, Süryaniler, Ermeniler, Çerkesler de Suriye toplumunun parçasıdır.
Bugün ise bu temel yapı taşlarının tamamı tahrip edilmiştir. Peki Suriye’nin birliği nasıl sağlanabilir? Bunun tek yolu laikliktir. Laiklik karşıtı, cihatçı, dinci, İslamcı bir yönetimle; bu kadar farklı mezhebin ve inancın bir arada yaşadığı bir ülkede birliği sağlamanın hiçbir karşılığı yoktur.
“AKP, İKTİDARINI BASKI REJİMİYLE AYAKTA TUTMAKTADIR”
2026 yılında da bir normalleşme beklemiyoruz. Aksine, AKP iktidarı baskıyı, hukuksuzluğu ve adaletsizliği bir devlet politikası haline getirerek iktidarını sürdürmeye çalışacaktır. Buna karşı safların sıklaştırılması, mücadelenin yükseltilmesi gerekmektedir.
İki noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum.
Birincisi; son dönemde gündeme gelen uyuşturucu, kara para ve bahis operasyonlarıdır. Tanınmış bazı isimler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Peki soralım:
Türkiye’ye uyuşturucuyu kim sokuyor?
Hangi limanlardan sokuluyor?
Bu limanların sahipleri kimler?
Gerçek bir mücadele isteniyorsa, magazin boyutuyla değil; bataklığın kendisiyle uğraşılmalıdır. Limanlar kamulaştırılmalı, devlet denetimine alınmalıdır. Çünkü burada bir ikinci ekonomi, AKP’nin beslendiği karanlık bir rant düzeni vardır. AKP gitmeden bu bataklık kurutulamaz.
İkinci olarak şunu söylemek istiyorum:
2026 yılı kritik bir yıl olacaktır. ABD Başkanı Trump, NATO zirvesi için Türkiye’ye gelecektir ve bunun hazırlıkları şimdiden yapılmaktadır.
Bu ülkenin emekçileri, ilericileri, yurtseverleri, sosyalistleri ve devrimcileri; Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren, ülkemizi bağımlı hale getiren ABD emperyalizmine ve NATO’ya karşı güçlü bir mücadele vermek zorundadır.
NATO’ya, emperyalizme, bu kanlı düzene karşı mücadele bizim görevimizdir.
Buradan herkesi bu mücadeleyi büyütmeye, safları sıklaştırmaya çağırıyorum.

