Reklam
Kategoriler: Sol Şerit

TKH MK Üyesi Kurtuluş Kılçer: Haydut ABD ile stratejik müttefiklik olmaz!

Reklam

Türkiye Komünist Hareketi (TKH) Merkez Komite Üyesi Kurtuluş Kılçer, Yurtsever TV’de yayınlanan “Komünistler Diyor Ki” programında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. Kılçer, ABD’nin Venezuela’ya yönelik saldırısını ve Maduro’nun kaçırılmasını değerlendirdi.

Kılçer, ABD’nin Venezuela’ya saldırısı hakkında şu ifadeleri kullandı:

Dünya açısından olağanüstü bir gelişmeyle karşı karşıyayız. ABD emperyalizminin yaptığı iş tam bir haydutluktur. Bir ülkenin, başka bir ülkenin devlet başkanını askeri bir operasyonla evinden esir alması, kaçırması bir haydutluk yöntemidir. Bu, uluslararası ilişkiler tarihinde nadir görülen ve tüm hukuk normlarını ayaklar altına alan bir durumdur. Nitekim Venezuela’nın petrol varlıklarına el konulması da bu yaklaşımın devamı niteliğindedir.

Hatırlanacağı üzere Venezuela uzun süredir ağır bir abluka altındaydı. Özellikle petrol ticareti hedef alınmış, ülkenin uluslararası ticari ilişkileri sistematik biçimde engellenmişti. Bugün gelinen noktada, devlet başkanının evinden kaçırılması ve ABD’ye götürülmesi, emperyalist müdahaleciliğin ulaştığı vahim boyutu gözler önüne sermektedir.

“YAŞANANLAR TÜM DÜNYAYI İLGİLENDİRMEKTEDİR”

Bu tablo, emperyalizmin özünde bir haydutluk olduğunu bir kez daha bizlere göstermiştir. Bunun açıkça ve ısrarla ifade edilmesi gerekmektedir. Yaşananlar yalnızca Venezuela’yı değil, tüm dünya halklarını ilgilendiren son derece kritik bir gelişmedir.

Ortada açık bir uluslararası hukuk ihlali var, bu durum, fiilen uluslararası hukukun işlemediğini; Birleşmiş Milletler çatısı altında oluşturulduğu iddia edilen hukuk düzeninin geçersizliğini ortaya koymaktadır. Egemen devletler tanınmamakta, ülkelerin kendi kaderini tayin hakkı yok sayılmakta ve emperyalist çıkarlar uğruna tüm evrensel ilkeler çiğnenmektedir.

“REEL SOSYALİZMİN İNSANLIK İÇİN ÖNEMİ ORTAYA ÇIKMIŞTIR”

Bu gelişmeyle birlikte, Çin ve Rusya’nın ABD’nin attığı bu adıma nasıl yanıt vereceği de tartışma konusu. Çin’in doğrudan Venezuela’dan petrol aldığı, Rusya’nın ise bölgeyle aktif ticari ilişkiler yürüttüğü biliniyor. Benzer şekilde, Venezuela üzerinden enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Küba açısından da bu müdahalenin ciddi sonuçlar doğurması muhtemel. Bu başlıklar güncel ve elbette tartışılmalıdır.

Ancak yaşanan haydutluk, bizi yalnızca güncel diplomatik senaryoları değil, daha temel ve esaslı gerçekleri yeniden tartışmaya zorlamaktadır. Küreselleşme kavramı etrafında yürütülen tartışmalar da tam olarak bu noktaya işaret etmektedir.

Örneğin Berlin Duvarı’nın yıkılışına sevinçle yaklaşan bir kesim vardı. Sovyetler Birliği’nin, Varşova Paktı’nın ve iki kutuplu dünyanın sona ermesi “özgür dünyanın zaferi” olarak sunuldu. Ancak o dönemde emperyalizm bugünkü kadar pervasız değildi. Her ülkeye istediği gibi müdahale edemiyor, savaş açamıyor, devletleri yıkmaya bu ölçüde cesaret edemiyordu.

Bugün, 1991 sonrası dünyaya baktığımızda, iki kutuplu yapının ve reel sosyalizmin insanlık açısından ne denli önemli bir denge unsuru olduğu daha net görülmektedir. Bu nedenle Berlin Duvarı’nın yıkılışına sevinenlerin bugün ciddi bir muhasebe ve yüzleşme içinde olması gerekmektedir.

İkinci temel mesele ise yıllardır yüceltilen “liberal değerler”dir. Bireysel özgürlükler, demokrasi, insan hakları, piyasa ve sivil toplum kavramları liberal ideolojinin temel referansları olarak sunuldu. Ancak bugün gelinen noktada, bırakın insan haklarını, devletler hukukunun dahi tamamen yok sayıldığı bir tabloyla karşı karşıyayız. Bir devlet başkanının askeri bir operasyonla kaçırılması, bu değerlerin yalnızca bir makyajdan ibaret olduğunu açıkça ortaya koymuştur.

Bu haydutluk, ABD Başkanı Trump’ın doğrudan talimatıyla hayata geçirilmiş bir emperyalist saldırıdır. Trump’ın “petroller bizim” diyerek Venezuela’ya ait kaynakları açıkça gasp etmeyi meşrulaştırması, emperyalizmin gerçek yüzünü saklama gereği dahi duymadığını göstermektedir. Darbe, savaş, saldırı, suikast ve komplodan çekinmeyen bir emperyalizm gerçeği bir kez daha karşımızdadır.

“EMPERYALİZMİN MASKESİ DÜŞMÜŞTÜR”

Yıllar boyunca emperyalizmin sona erdiği, yerini küreselleşmeye bıraktığı iddia edildi. Sınırların kalktığı, karşılıklı bağımlılığın arttığı, ulus devletlerin etkisizleştiği bir dünya anlatısı üretildi. Bu tezlere karşı çıkan, emperyalizme karşı mücadelenin hâlâ güncel olduğunu savunan komünistler, solcular ve devrimciler ise “arkaik” olmakla suçlandı.

Oysa bugün yaşananlar, emperyalizmin maskesini düşürdüğünü açık biçimde göstermektedir. Küreselleşme söylemi çökmüş, emperyalist zorbalık tüm çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle, küreselleşme söylemini yıllarca savunanların da bugün ciddi bir muhasebe, hesaplaşma ve yüzleşme içinde olması zorunludur. Bu gerçeğin açıkça ifade edilmesi ve tarihsel bir not olarak kayda geçirilmesi gerekmektedir.

“ELEŞTİRİLER, VENEZUELA HALKININ SINIFSAL GERÇEKLİĞİNDEN KOPUKTUR”

Hugo Chávez’in 1998 sonrasında attığı adımlar, bugün Venezuela’ya yönelik emperyalist saldırının nedenlerini anlamak açısından kritik önemdedir. Chávez, Venezuela petrol gelirleri konusunda köklü bir dönüşüm gerçekleştirmiştir. Daha önce yalnızca yüzde 3 düzeyinde olan petrol vergilerini yüzde 30’a çıkarmış, aynı zamanda devletin petrol sektöründeki payını yüzde 60’lar seviyesine yükseltmiştir.

Bu adımların ardından çok sayıda Amerikan petrol şirketi Venezuela’yı terk etmek zorunda kalmıştır. Fiilen kamulaştırma anlamına gelen bu politikalarla Chávez, emperyalist tekelleri ülkeden uzaklaştırmış; petrol gelirlerini doğrudan Venezuela emekçilerinin yaşam koşullarını iyileştirmek için kullanmıştır.

Venezuela toplumunda sınıfsal ayrımlar son derece keskindir. Bir yanda emperyalizmle iş birliği içindeki zengin azınlık, diğer yanda ise dağlarda ve kentlerin varoşlarında, son derece yoksul koşullarda yaşayan milyonlarca insan bulunmaktadır. Chávez, petrol gelirlerini bu yoksul halk kesimlerine yönlendirmiş; barınma, sağlık ve sosyal hizmetler yoluyla geniş emekçi kitlelerin yaşamına doğrudan dokunmuştur. Chávez’in toplumsal gücü ve siyasal meşruiyeti tam da buradan kaynaklanmaktadır.

Bugün Chávez ve Maduro’ya yönelik küçümseyici ve ideolojik saldırılar yapılmaktadır. Bu politikaların “romantik solculuk” olarak yaftalandığını görmek mümkündür. Ancak bu söylemler, Venezuela halkının yaşadığı sınıfsal gerçekliği bilinçli biçimde görmezden gelmektedir.

“HEDEF CHAVEZ’İN ANTİ-EMPERYALİST HATTIDIR”

Elbette Nicolás Maduro’ya yönelik eleştirilerimiz vardır. Komünistler ve sosyalistler olarak Maduro’nun daha az devletçi, daha az eşitlikçi ve daha fazla piyasacı politikalar izlediğini düşünüyoruz. Kadro tercihleri, atamalar ve ekonomik yönelimler konusunda ciddi itirazlarımız bulunmaktadır. Bu eleştiriler solun kendi iç tartışmalarıdır.

Ancak bütün bu eleştirilerden bağımsız olarak Venezuela’nın Chávez’le birlikte girdiği anti-emperyalist hattın, onun ölümünden sonra Maduro tarafından temsil edilmeye ve sürdürülmeye çalışıldığı da bir gerçektir. Bugün emperyalizmin hedefinde olan tam olarak bu çizgidir.

“EMPERYALİZME KARŞI BAĞIMSIZLIĞINI KAZANMIŞ ÜLKELER AYNI SAFTA DURMALIDIR”

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından, yaklaşık on yıl sonra, 2001–2002 döneminde AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin çözülüşüne tanıklık ediyoruz. Bu tarihsel kesişim tesadüf değildir. İki kutuplu dünyanın ortadan kalkmasıyla emperyalist tahakküm alanı genişlemiş; bağımsızlık temelinde kurulmuş ülkeler sistemli biçimde zayıflatılmaya başlanmıştır.

Bu tarihsel gerçeklik bize şunu açıkça göstermektedir: Sömürgeciliğe, mandacılığa ve emperyalist tahakküme karşı bağımsızlığını kazanmış ülkeler aynı tarihsel safta yer almak zorundadır. Saflar, ideolojik tercihlere ya da günübirlik diplomatik manevralara göre değil, bağımsızlık ve egemenlik temelinde belirlenmelidir.

Bu nedenle Türkiye’de zaman zaman liberallerin ya da iktidar çevrelerinin sergilediği eksen ve saf karmaşası şaşırtıcı değil, tehlikelidir. Bir yandan “Esad’a hayır” denilirken, diğer yandan Maduro’ya “kardeşim” denilmesi; bir yandan Trump’a “dostum” diye hitap edilirken, diğer yandan Netanyahu’ya karşı çıkılıp Colani gibi figürlerin meşrulaştırılmaya çalışılması, tutarlı bir dış politika değil, savrulmadır.

“BEDELİNİ TÜRKİYE ÖDEMEKTEDİR”

Bu tutarsızlığın bedelini ise Türkiye ödemektedir. İlkesiz, eksensiz ve pragmatik görünen bu siyaset, ülkenin bağımsızlık zeminini aşındırmakta; Türkiye’yi emperyalist güçlerin müdahalelerine daha açık hâle getirmektedir.

Buradan hareketle vurgulamak istediğimiz temel gerçek şudur: Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki en önemli paradigmalardan biri bağımsızlıktır. Türkiye, işgale uğramış bir ülkenin emperyalizme karşı verdiği kurtuluş mücadelesi sonucunda kurulmuştur. Bu tarihsel miras, bugün de yol gösterici olmak zorundadır.

Ancak bugün gelinen noktada ülke, emperyalizme bağımlı hâle getirilmiştir. Bunun temel nedeni kapitalist düzen, patron sınıfının çıkarları ve işbirlikçi hükümetlerdir. Emperyalist bağımlılık, siyasal tercihlerle adım adım derinleştirilmiştir.

“TÜRKİYE DE EMPERYALİZME KARŞI ÖNLEMİNİ ALMAK ZORUNDADIR”

Eğer bugün ABD emperyalizminin Venezuela’ya yönelik haydutluğundan şikâyet ediyorsak, benzer müdahalelerin Türkiye açısından da bir tehdit oluşturduğunu kabul etmek zorundayız. Bu durumda yapılması gereken açıktır: Türkiye, bağımsız ve egemen bir devlet olarak emperyalizme karşı ekonomik, siyasal, askerî ve kültürel alanlarda kendi önlemlerini almak zorundadır.

Ancak son 20–30 yılda, özellikle AKP iktidarı döneminde bunun tam tersi bir tablo ortaya çıkmıştır. Özelleştirmeler yoluyla ülkenin stratejik varlıkları yabancı sermayeye devredilmiş, Türkiye’nin ekonomik ve siyasal bağımsızlığı büyük ölçüde aşındırılmıştır. “Milli ve yerli” söylemiyle örtülen bu süreç, gerçekte ülkenin emperyalizme bağımlılığını derinleştirmiştir.

Bu nedenle ABD ile kurulan “stratejik müttefiklik” ilişkisinin ne anlama geldiği açık biçimde tartışılmalıdır. ABD ile yapılan ikili anlaşmalar masaya yatırılmalı, NATO üyeliği sorgulanmalı ve Türkiye’nin dış politikası emperyalist bağımlılıktan kurtarılmalıdır.

“HEGEMONİK GÜÇ DERİN BİR KRİZ İÇİNDEDİR”

Bugün komünistlerin görevi, emperyalizme karşı mücadele bayrağını yükseltmektir. Komünistler iktidara geldiğinde ise yapılacaklar nettir: Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını sağlamak, ülkeyi yeniden üreten bir güç hâline getirmek, stratejik sektörleri kamu mülkiyetine geçirmek ve yabancı bankaları millileştirmek temel görevler arasındadır.

“Emperyalizmin hedefi olur muyuz?” tartışması, bugün bu adımlar atılmazsa yarın çok daha ağır bedellerle karşılaşılacağı gerçeğini gizlemektedir. Oysa Türkiye’nin kurabileceği bölgesel ittifaklar mümkündür. Türkiye’nin emperyalizme karşı dik duruşu, yalnızca Ortadoğu’da değil; Balkanlar’da, Avrupa’da ve Akdeniz havzasında da etkili olacak bir siyasal hat yaratacaktır.

Emperyalizm elbette kâğıttan kaplan değildir. Ancak ABD emperyalizminin bugün devlet başkanlarını kaçırmak zorunda kalması, ülkeleri bombalayarak ayakta kalmaya çalışması; Yugoslavya’da, Libya’da, Irak’ta ve Suriye’de izlenen yıkım politikaları, hegemonik gücün derin bir kriz içinde olduğunu göstermektedir. Bu durum, aynı zamanda dünya kapitalizminin içine sürüklendiği yapısal krizin de ifadesidir.

Türkiye bugünkü makûs talihini yenmek istiyorsa; Ortadoğu’da barışın, istikrarın ve halkların refahının sağlanmasını gerçekten istiyorsa; dünya halklarının yoksulluktan kurtuluşuna katkı sunmak istiyorsa, emperyalist bağımlılıktan kurtulmak zorundadır. Bunun altını bir kez daha çiziyoruz: Emperyalizm yenilmez değildir.”

Reklam

Önceki Haberler

ABD’nin Venezuela müdahalesi

TKH MK Üyesi Kurtuluş Kılçer, Komünistler Diyor Ki'de ABD'nin Venezuela'ya dönük saldırısını değerlendirdi.

10 Ocak 2026 17:59

TKH’den NATO’ya karşı imza kampanyası

TKH tarafından yapılan çağrıda "Tam bağımsız Türkiye için NATO’dan çıkılmalı, bütün NATO ve Amerikan üsleri…

10 Ocak 2026 15:39

İsrail, Suriye’ye yönelik işgalin devam edeceğini açıkladı

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, işgal altındaki Golan Tepeleri'nde bulunan Cebel eş-Şeyh'teki (Hermon Dağı) İsrail…

9 Ocak 2026 18:01

Cihatçı Colani, Barzani’yi aradı: Kürtlerin tüm haklarını garanti ediyoruz

Halep'te Şam güçlerinin çoğunlukla Kürtlerin yaşadığı mahallelere saldırmasıyla ilgili Mesud Barzani'yi arayan Colani'nin, "Kürtler Suriye'nin…

9 Ocak 2026 17:01

Terörsüz Türkiye Süreci’ne destek hızla düşüyor

Gazeteci Nuray Babacan, iktidara yakın anketlerde İmralı ziyaretinden sonra açılım sürecine desteğin yaklaşık 14 puan…

9 Ocak 2026 16:31

MHP: Türkiye kendi nükleer programını başlatmalı

Türkiye ve dünya gündemini değerlendiren MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, “ABD’nin gözüne kestirdiği yerlere…

9 Ocak 2026 16:27
Reklam