Trump’ın övgüsüne mazhar olmak
12-07-2026 14:18NATO Zirvesi’nin AKP iktidarı tarafındaki yankısı ise kendileri açısından tatmin edici görünüyor. AKP, kendi iktidarını tahkim etme stratejisini ABD desteği ile güçlendirirken, yeni görevlere hazır olduğunu zirvenin hemen ardından açıkladığı S-400’lerin iade edilmesi gündemiyle ilan etmiş oldu.
ARAS ADALI
Geçtiğimiz günlerde Türkiye’de düzenlenen NATO Zirvesi, NATO ve emperyalizm karşıtı protestoların gölgesinde gerçekleşti. AKP iktidarının polis ablukasına ve medyadaki sansürüne rağmen binlerce yurttaş NATO’nun ve emperyalizmin yeni yol haritasının konuşulduğu Zirve’ye karşı seslerini yükselttiler.
Protestolar sürerken NATO’nun son yıllardaki en önemli toplantılarından biri gerçekleşiyordu; savaş aygıtı NATO’nun yeniden yapılanması ve bununla birlikte askeri harcamaların artırılması ve muhtemel yeni cephelerin açılması zirvenin gündemleri arasındaydı. NATO 3.0 denilen yeni sürçte Türkiye’nin rolü ise bizi en çok ilgilendiren kısımlardan biriydi. Toplantının Türkiye’de gerçekleşmesi, AKP iktidarının meşruiyet arayışı ve bölgesel planlar düşünüldüğünde, yeni dönemde Türkiye sermaye sınıfı ile emperyalizmin savaş aygıtı NATO’nun daha sıkı ilişkiler kurmak istediğinin habercisi olarak görülmelidir.
TRUMP’TAN ÖVGÜLER VE YENİ “GÖREVLER”
Onlarca savaşın baş aktörü olan ABD’nin, NATO müttefikleriyle boy gösterdiği Zirve’de, yeni dönem politikaları ve savaş stratejileri tartışılırken, AKP iktidarı emperyalizm tarafından kendisine verilecek “meşruiyeti” pekiştirmekle meşgul oldu. Türkiye sermaye sınıfı ve onun temsilcisi olan AKP iktidarının geçmiş dönemde, özellikle ABD ile yaşadığı gerilimli süreçleri hepimiz hatırlamaktayız.
Trump’ın ilk dönemine denk düşen ve ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası (CAATSA) olarak bilinen süreç 2017 yılında beri yürürlükte. Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması ve Rusya’da S-400’lerin alınmasıyla zirveye ulaşan süreçte, Türkiye’nin emperyalizme karşı pozisyon aldığı AKP iktidarı ve kimi ulusalcı çevreler tarafından çokça dillendiriliyordu.
Bugün ise tüm bu söylemler yerle bir olmuş durumda. Türkiye sermaye sınıfının ve AKP iktidarının emperyalizmle tam boy uyum içinde olduğunu dün olduğu gibi bugün de hatırlatmakta fayda var. İktidarın, “Eey Trump” söyleminden “Kardeşim Trump”a geçişinin bizleri şaşırtmadığını söylememiz gerekiyor.
Türkiye’deki iktidarın kendisini en başından BOP eşbaşkanı olarak tanımlaması, Ortadoğu’da emperyalimin çıkarlarını gözetmesi; Libya’da, Irak’ta ve son olarak Suriye’de ABD’nin çıkarları doğrultusunda hareket etmesi başka bir senaryonun hiçbir dönemde gerçek olmadığının ispatı sayılmalıdır. Bu bağlamda Gazze’de katledilen on binlerce Filistinlinin kanları üzerinden siyaset yürüten Siyasal İslamcılığın ne denli iki yüzlü olduğu ve meselenin hiçbir dönemde “mazlum milletler” olmadığı ortaya çıkmış durumda.
Türkiye’nin ABD’ye bir dönem ayak diremesinin gerek Ortadoğu’da gerekse Rusya ile kurulan ilişkiler bağlamında emperyalizmle pazarlık kozu olarak kullanıldığını tespit etmek gerekiyor. İktidar ortağı Bahçeli’nin TRÇ (Türkiye-Rusya-Çin) açılımını da bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Türkiye’de gerçekleşen NATO Zirvesi Türkiye açısından kurulması beklenen masa konumundadır. AKP iktidarının pazarlıkları yürütüleceği zemin sağlanmış bu açıdan sağlanmış durumdadır.
Masanın diğer tarafında ise emperyalizm oturmaktadır. Başta ABD Başkası Trump’ın Erdoğan’dan övgüyle bahsetmesi, emperyalizmin Türkiye’den beklentilerinin yüksek olduğunu göstermektedir.
Trump’ın övgüsüne mazhar olunması ise AKP için gerekli meşruiyetin kazanılması açısından önemlidir. Donald Trump’ın Recep Tayyip Erdoğan hakkında kullandığı övgü dolu sözler bu meşruiyetin delili sayılabilir.
Trump, Erdoğan için “iyi ilişkilerimiz var”, “güçlü bir lider” ve “birlikte çalışıyoruz” vurgularını her fırsatta öne çıkarırken “Türkiye-ABD ilişkileri yeni bir döneme mi giriyor” sorusuna verdiği cevapta ise “sopa” göstermekten geri durmuyor. Trump soruya, “İlk dönemimde de çok iyi bir ilişkiye sahiptim. Rahip Brunson’ı hatırlıyorsunuzdur. 35 yıl hapse çarptırılmıştı. Evanjelik bir kahramandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aradım, serbest bıraktı. Hiçbir şey ödemedim.” derken, Türkiye ve Erdoğan’la kurduğu ilişki biçimine de vurgu yapması tesadüf sayılmamalıdır. Rahip Brunson olayı Türkiye’yi bir anlamıyla hizaya getirmenin hazin bir örneği olarak hatırlatılırken, yeni döneme de ışık tutması bakımından önemli mesajlar içeriyor.
Hizaya sokulacak bir Türkiye’de AKP iktidarının emperyalizm tarafından “meşruiyet”le ödüllendirilmesi, atılacak adımların ardından “yaptırımların kaldırılması” ve “ekonomik rahatlama” vaatleri Türkiye’nin bir adım daha emperyalizme bağımlılığının artması anlamına gelmektedir. Elbette Trump’ın söylediği Rahip Brunson olayının aksine Türkiye’nin “bir şeyler ödemesi” karşılığında…
ZİRVE’NİN KAZANANI TRUMP VE EMPERYALİZM
NATO Zirvesi’nin AKP iktidarı tarafındaki yankısı ise kendileri açısından tatmin edici görünüyor. AKP, kendi iktidarını tahkim etme stratejisini ABD desteği ile güçlendirirken, yeni görevlere hazır olduğunu zirvenin hemen ardından açıkladığı S-400’lerin iade edilmesi gündemiyle ilan etmiş oldu.
Bugün Türkiye, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya uzanan geniş coğrafyada jeostratejik bir konuma sahip. Bu konum NATO ve ABD için enerji koridorlarının kontrolü, bölgedeki askeri ve siyasi ağırlığın korunması ve genişletilmesi için Türkiye’nin üstleneceği rolleri daha önemli bir noktaya taşıyor.
Diğer yandan ABD’nin Ortadoğu şefi Tom Barrack’ın “Osmanlı Milletler Sistemi” övgüsünün, Türkiye’ye biçilen yeni roldeki ağırlığını görmezden gelemeyiz. NATO toplantısında liderlerin mehterli seremoniyle karşılanması AKP’nin bu rolü şimdiden sahiplendiğinin işareti. ABD-İsrail ve İran arasındaki savaş, Körfez ülkelerinin geleceği, Filistin sorunu, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meselesi, Yunanistan ile karasuları ve kıta sahanlığı konusundaki gerilimler ve ileride Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’daki NATO varlığının güçlendirilmesi gibi başlıkların tamamı Türkiye’nin üsleneceği yeni rolle doğrudan bağlantılı.
İç siyasete dönecek olursak, emperyalizmin ve NATO’nun bölgesel hesaplarına baktığımızda, AKP’nin iktidarda kalması için iç siyaseti tahkim edilmesini de beraberinde getirmektedir. Düzen içinde yeni bir kırılma olmadan siyasi baskının azalma ihtimali şimdilik bulunmuyor.
NATO’nun ve emperyalizmin hesapları ne olursa olsun, evdeki hesabın çarşıya hiçbir zaman uymadığı bir coğrafyada yaşadığımızı hatırlatmak isteriz. Türkiye herkesin elini kolunu sallayarak her istediğini yapacağı bir ülke hiçbir zaman olmadı. Ülkemizin ilerici ve aydınlık insanları son sözü NATO’culara bırakmayacak kadar yurtsever ve devrimci bir potansiyel taşımaktadır. NATO, AKP’yi övmeye devam ediyor, emekçiler ise tokat atmaya hazırlanıyor.