AKP’nin dış siyaseti: Ortadoğu’da Truva Atı

"Bu anlamıyla AKP’nin dış politikasına yakından bakıldığında aslında emperyalizmin ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda çizilen yeni plana tam uyum görülecektir. Çoğu zaman dile getirdiğimiz “Siyasal İslamcılık özünde Siyonist İslamcılıktır” önermesi bir kez daha doğrulanmış oluyor. AKP’nin dış politikası, aslında ülkemize ABD ve İsrail için sokulan Truva atından başka bir şey değildir."

AKP’nin dış siyasetine yakından baktığınızda emperyalizmle dans ettiğini düşünebilirsiniz. “AKP, büyük güçlerin karşısında Türkiye’nin çıkarları için İran savaşında tarafsız kalırken bir yandan ABD’yi doğrudan karşısına almıyor diğer yandan savaşın sona ermesi için diplomasiyi sonuna kadar kullanmaya çalışıyor” şeklinde bir yorumda bulunabilirsiniz.

Özellikle Erdoğan’ın ve Devlet Bahçeli’nin konuşmalarına birlikte bakıldığında genel olarak barış yanlısı, tarafsızlığa vurgu yapan bir duruş Erdoğan tarafından temsil ediliyor; emperyalizm ve Siyonizm karşıtlığı üzerinden daha keskin duruş ise Bahçeli tarafından sergileniyor gibi. Bahçeli, doğrudan ABD ve İsrail’i suçlamaktan imtina bile etmiyor.

Kaldı ki AKP’nin Filistin konusunda mangalda kül bırakmayan siyasetini de biliyoruz. Her 1 Ocak’ta Gazze için yapılan Galata Köprüsü yürüyüşü, aslında yılbaşı kutlamalarına karşı başka bir sinsilik ve Gazze’nin acılarını sömürme siyaseti de olsa, AKP kendisini Filistin dostu, batı karşıtı olarak gösterme konusunda maharet sahibi.

Bahçeli’nin de daha önce Rusya-Çin-Türkiye ittifakı önerdiğini hatırlatmak gerekiyor. Hatta Bahçeli “terörsüz Türkiye” açılımının gerekliliğini İran savaşı üzerinden göstermiş, “bakın nasıl haklı çıktık” diye kendisine pay çıkartmıştı.

ABD, NATO ya da AB söz konusu olduğunda girilen her türlü ilişki ise bizzat yandaşlar ve iktidar sözcüleri tarafından emperyalizmle dans etmek olarak manipüle edilip meşrulaştırılıyor. Örneğin ana muhalefet partisi liderinin “neden İran savaşında İspanya başbakanı gibi olamadın” çıkışını dahi “milli menfaatlere” aykırı sayıp Erdoğan’ın ABD’yi karşısına almayarak kırılgan ekonomiyi düşündüğünü yazarak her daim kendilerini aklayabiliyorlar.

Aslına bakarsanız gerek ekonomik bağımlılık gerek askeri bağımlılık gerekse ekonomiyi boğan faiz-kur-enflasyon sarmalı nedeniyle Türkiye’nin emperyalizm karşısında elinin güçlü olduğunu söylemenin pek karşılığı yok. Geçmişte jeopolitik önem vurgusu yapılırdı ancak bugün Halk Bankası davası üzerinden siyasal pazarlıklar yürütülüyor. Ekonomik kırılganlık, askeri teknolojideki bağımlılık kadar siyasi açıdan da emperyalizme bağımlılık aslında AKP’nin dış siyasetteki hem sınırını hem de rolünü belirliyor bugün.

Bakınız; Suriye’de HTŞ’nin iktidara getirilmesi ve Esad’ın devrilmesi bizzat AKP tarafından bir başarı olarak sunula geldi. Suriye’de cihatçıların iktidara getirilmesi, yandaşlar ve siyasal İslamcılar tarafından devrim olarak kodlansa da yaşanan gerçekliği bir kez daha emperyalist odaklar faş ediyorlardı. Örneğin ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi (NCTC) Direktörü Joe Kent’in istifasının ardından dile getirdiği sözler, yalın gerçeği gözler önüne seriyor: “İsraillilerle birlikte çalıştık ama aynı zamanda Suriye’deki Sünni nüfusla da çalışarak bir ayaklanma başlattık. Ve IŞİD işte buradan çıktı. Doğrudan El-Kaide ile çalıştık. Başlangıçta sahadaki en etkili güçler El-Kaide ve ardından IŞİD idi.”

Yalın gerçek açıktı: Suriye’de Sünni eksenini örgütleyen de IŞİD’i, El Kaide’yi besleyen de HTŞ’yi iktidara getiren de ABD emperyalizmden başkası değildi. Hepsi İsrail içindi. Bugün siyasal İslamcıların, Galata Köprüsü’nde yaptıkları Filistin yürüyüşünün nasıl bir samimiyetsizlik olduğunu bu sözler yeterince anlatıyor. Suriye’de ABD ve İsrail’in maşası cihatçı Colani olurken, emperyalist-siyonist ittifakın ortağı ise AKP olmuştur.

Bu anlamıyla AKP’nin dış politikasına yakından bakıldığında aslında emperyalizmin ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda çizilen yeni plana tam uyum görülecektir. Çoğu zaman dile getirdiğimiz “Siyasal İslamcılık özünde Siyonist İslamcılıktır” önermesi bir kez daha doğrulanmış oluyor. AKP’nin dış politikası, aslında ülkemize ABD ve İsrail için sokulan Truva Atı’ndan başka bir şey değildir.

İran’a karşı savaşta tarafsızlık siyaseti içinde olduğunu söyleyen AKP’nin gerçek yüzünü doğrudan Trump gösteriyor: “Bence Türkiye şahaneydi. Bölgede olmayan ülkelerden muazzam bir destek geldi, Türkiye bize son derece destekleyici oldu. Bence Türkiye şahaneydi, harikaydı. Onlar istediğimiz şeylerin dışında kaldılar. Bence Erdoğan harika bir lider.” İran savaşı değerlendirmesi içeren konuşmasında Trump’ın Erdoğan’a yaptığı övgü aslında AKP’nin kendisini nasıl kamufle ettiğini yeterince göstermiyor mu?

AKP ve MHP iç siyasette milli-yerli söylemini tuttura dursun aslında dışarıda emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden bir dış politikaya sahip. İran’a saldıran İsrail ve ABD’ye tek laf etmeyerek sadece İran’ı suçlayan bildiriye 12 İslam ülkesi ile birlikte imza atan Hakan Fidan’ın “Eğer şartlar değişmezse İran’a karşı bir koalisyon kurulması zorunlu hale gelir” minvalli sözler sarfetmesi kimlerin hangi safta olduğunu fazlasıyla göstermektedir.

“One minute” diye kafa tutan Erdoğan; İsrail ile ticareti kesemedi, ABD’nin F-35’lerine karşı satın alınması rağmen hava savunma bataryası olan S-400’leri depodan bile çıkaramadı. Halk Bankası davasının niye ertelendiği ise anlaşılamazken Kürecik ve İncirlik’e Patriot sistemlerinin konuşlandırılması başka bir şeye işaret ediyor. Bunun için 3 tane füzeyi Türkiye üzerinde düşürerek nasıl bir senaryo yazdıkları herkesin malumu.

Bu füzelerin İran’dan atıldığına dair hiçbir kanıt sunamayan iktidar, aksine bunların NATO güçleri tarafından düşürüldüğünü, Türkiye’nin NATO’nun savunma şemsiyesi altında olduğunu ısrarla söyleyip durdu. Anlam veremediğimiz bu vurgunun ise niye yapıldığı bugünlerde anlaşılıyor.

İki NATO unsuru ülkemizde yeniden kuruluyor. Birincisi Adana’da bir NATO kolordusu, ikincisi ise İstanbul boğazında bir NATO deniz üssü. Rusya bugün ülkemize bir tehdit değilken Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin “delinmesi” anlamına gelen bu adım AKP’nin dış siyasetinin gerçek niteliğini gözler önüne seriyor.

Adana’da kurulmakta olan NATO kolordusunun ise mahiyeti önümüzdeki günlerde anlaşılacaktır.

Ancak AKP’yi hala yerli ve milli sananlar, onun aslında ABD ve İsrail’in Truva Atı olduğunu görmüyorlar. Bütün gelişmeler sarih olarak ortada değil mi?