Trump ve Netanyahu: Sağcılık, dincilik, milliyetçilik

Dincilik, milliyetçilik ve muhafazakarlık siyasi bir kimlik ve ideoloji olarak özünde sermayenin, kapitalizmin ve emperyalizmin çıkarlarını temsil ediyor.

Trump’ı rasyonel bulan var mı? Ya da Netanyahu’yu?

Tanrının kendilerine toprak vaat ettiğini düşünüp her yere savaş açan Yahudi dinciliği ile dünyayı kurtaracak Mesih’in gelmesi için şartları yaratmayı dini görev sayan Evanjalistler sizce neyi temsil ediyor?

Örneğin Netanyahu’nun temsil ettiği çizgi nedir? Bu çizgi Siyonizm söylemi ile Yahudi milliyetçiliğini temsil eder. “Büyük İsrail ideali” propagandası yürütür. Aşırı dinci ve aşırı milliyetçi partilerle kurduğu koalisyonla İsrail’in ana sağıdır. Kısacası dinci, muhafazakâr, milliyetçi sağın İsrail’deki karşılığı.

Trump da bu çizginin Amerika’daki temsilcisidir. O da MAGA der. Beyaz Saray’da dini ayinlerle kendisini kutsatır. Kendisine Mesih benzetmesi yapanlar bile vardır. O da ABD’nin muhafazakâr, milliyetçi ve dinciliğini temsil eder: Amerikan sağı.

Trump ve Netanyahu’nun ortak noktası ikisinin de sağcı olması… İkisi de dini siyasete alet eder. İkisi de işgali, yıkımı, katliamları, savaşı kendilerinde hak görür.

Savaşın karşı tarafında İran yer alıyor. İran’daki rejim daha karmaşık. Emperyalizme karşı duruşları İran’ı bir çırpıda elimizin tersiyle itmeyi zorlaştırıyor. İran’daki mollaların, doğrudan İran devrimcileri ve komünistleriyle birlikte Şah karşıtı politik mücadelenin bir sonucu olarak bugün iktidarda olduğunu biliyoruz. Bu, İran’daki mollaların üzerinde kalan doğum lekesi. Ancak İran molla rejiminin, sola karşı uyguladığı şiddet ve yasaklamaları görmezden gelebilir, başımızı kuma gömebilir miyiz? İki şeyi ayırmalıyız. Bugün İran’a yönelik emperyalist saldırganlığın amasız, fakatsız karşısındayız. Ancak bu molla rejiminin amasız, fakatsız destekçisi olduğumuz anlamına asla gelmiyor. Humeyni’nin önce Türkiye’de MİT tarafından ağırlandığını, sonra Fransa’ya gittiğini hatırlıyoruz. Ne zaman İran’da Sovyet dostu bir iktidar olasılığı çıkmıştı, Humeyni İran’a gönderildi. Komünist bir İran’dansa molların iktidarında bir İran, emperyalizmin ehven-i şeri idi.

Devam edebiliriz: Ne zaman ki komünistlerin başta İran silahlı kuvvetleri içinde gücü artmıştı, doğrudan İranlı komünistlere yönelik bir tasfiye hareketi de eş zamanlı olarak başlamıştı.

Emperyalizmin bu politikası şaşırtıcı değil: Bugün benzerini Suriye’de de görmüyor muyuz? Ya da yeşil kuşak projesiyle cihatçıların bizzat emperyalizm tarafından desteklendiğini.

Önce nirengi taşları oturtulmalı… İran’da doğrudan rejimle birlikte güçlü bir kapitalist sınıfın mevcut olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Peki İran’daki molla rejimini soldan saymak mümkün mü? Onlar da bugün İran’ın sağı! Batıcı, Amerikancı, kukla Şahçıların bezirgân burjuvaziyi temsil etmesi kadar bugün molla rejiminin de kapitalist sınıflara dayandığını başka bir olgu olarak ortaya koymak gerekiyor.

Trump, Netanyahu, Hamaney’i aynı kategoride değerlendirmek mümkün olmamakla birlikte hepsinin ortak yanı sağcı ve dinci olmaları değil midir?
Bu durum, acaba bize yaşanılan savaşın bir dinler savaşı olduğunu mu gösteriyor? İşte burası en yanıltıcı taraf. Örneğin Türkiye’de “Haçlı-hilal savaşı” terminolojisi benzer bir biçimde siyasal İslamcıların çok sevdiği kullanımlardan biri. Ancak meselenin bir dinler savaşı olmadığı, tersinden yağma, sömürü, çıkar savaşı olduğu bir kez daha vurgulanmalıdır. ABD emperyalizminin petro-dolar egemenliğini sürdürmek istemesi, enerji kaynaklarının kontrolü, enerji ve lojistik nakil hatları üzerinde tam kontrol yaşanılan savaşın nedenlerini oluşturuyor. Onun bir üstü, kapitalist dünya sisteminin ve özelde finans kapitalin çıkarlarıdır. İsrail, Ortadoğu’da emperyalizmin koç başı olarak görev gördü. Bugün Gazze’de katliamlara, İran’da savaşa ortaktırlar.

Dinciliğin elbette basitçe sömürünün aracı olması değil, aynı zamanda hegemonyanın da aracı olması ayrıca vurgulanmalıdır. Din, toplum ve devlet ilişkileri aynı zamanda sınıfların iktidar mücadelesinin alanı olduğu için bir anlam ifade ediyor… Dincilik, milliyetçilik ve muhafazakarlık siyasi bir kimlik ve ideoloji olarak özünde sermayenin, kapitalizmin ve emperyalizmin çıkarlarını temsil ediyor.

Trump ve Netanyahu’yu tipik dinciler olarak görmek bu açıdan şaşırtıcı mı? Kapitalizmin geldiği aşamada irrasyonelizmi temsil eden iki figürün ortak noktasının sağcılık olduğu bir kez daha kalınca yazılmalı. Trump Mesih ilan ediliyor, başkanlık sarayında kutsanıyor, Tanrının vaat ettiği topraklar, Trump için Küba, İran, Venezuela, Kanada, Grönland oluyor.

Tanrının Yahudilere vaat ettiği topraklar mitiyle Nil’den Fırat’a Büyük İsrail için kendini yeni kurtarıcı zanneden Netanyahu da Trump’ın mütemmim cüzü oluyor.

Gazze’de 70 bin insanın ölümü, Gazze’nin emlak baronlarının yatırım şehvetine, İran’da 165 kız çocuğunun katledilmesi ise Trump’ın petrol vampirliğine kurban edilmesine dönüşüyor! Yağma, talan, sömürü için Filistin ve İranlı çocukların katledilmesi bu vampirlerin düzenlediği kurban töreni oluyor!
Netanyahu’nun ve Trump’ın ortak özelliği ellerindeki kan kadar her ikisinin de sağcı olmasıdır!

Hem Netanyahu’dan hem de Trump’tan şikâyet edip milliyetçiliği, muhafazakarlığı, dinciliği ve sağcılığı işaret etmemek sizce başka bir irrasyonelizm değil mi?

Bizim sağcımız iyi başkalarının sağcısı kötü mü diyeceğiz?