ANALİZ | AKP, Bayırbucak'tan kaçamaz

Bayırbucak Türkmenleri'nin çözülmesi, Türkiye'nin Suriye politikasının iflası ve ağır faturanın kimin üzerine kalacağı merakla beklenen sorular.

ANALİZ | AKP, Bayırbucak'tan kaçamaz

Bayırbucak Türkmenleri’nin çözülüşü Türkiye’nin elinde Suriye’ye dair herhangi bir plan bırakmayabilir. Ancak daha önemlisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve AKP’nin bu çözülüşün faturasının kendilerine çıkmasından duydukları endişe.

Henüz bu faturanın boyutu için ancak spekülasyon yapılabilecek olsa da AKP’den yükselen paniğin gerçek olduğu ve günün sonunda bu tablo tersine dönmezse Bayırbucak ve Türkmen Dağı’nın altında kalanlar arasında Erdoğan, Davutoğlu ve AKP’nin de yer alacağını söylemek için büyük sözlere gerek olmadığı ortada.

Suriye nereye kadar ilerleyebilir?

Suriye Arap Ordusu’nun Rusya hava kuvvetlerinin desteğiyle tüm cephelerde ilerleyişi, Ortadoğu’da yeni dönemin haritasını belirleyecek. ABD ve Avrupa Birliği’nin ‘Arap Baharı’ ile başlattığı Ortadoğu’nun şekillendirilmesi hamlesinin ise tamamen boşa çıkartılması oldukça zor.

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın Lazkiye kırsalı ile birlikte Şam, Halep, Humus gibi şehirlerde de benzer başarıların gösterilmesi ve hatta sonrasında İdlib’de de ilerleyebilmesi için her şeyden önce masada bir çözümün sağlanmasından önce yeterli zamanının olup olmadığıyla yakından ilgili.

Öte yandan, Suriye’nin cihatçı çeteleri süpürme noktasına varacağı bir kırılma yaşanacak mı sorusuna da şimdiden cevap vermek mümkün değil. Zira, geçtiğimiz günlerde Türkiye basınında esen panik havasını destekleyecek kadar hızlı bir ilerleme de söz konusu değil.

turkmen haritaTürkiye’nin kalan tek ‘meşruiyet dayanağı’ Bayırbucak Türkmenleri

Bununla birlikte, Türkiye basınında Bayırbucak Türkmenleri ile ilgili yaşanan paniğin çok haklı gerekçeleri var. Türkiye’nin Suriye’ye doğrudan müdahaleyi öngören tüm tezlerinin reddedilmesiyle Suriye denkleminin dışına düşme endişesi taşıdığı tahmin edilebilir.

Ama daha önemlisi, Türkiye’nin doğrudan müdahale olmayan durumda önünde iki seçenek bulunuyor. Bunlardan ilki Bayırbucak Türkmenleri’nin sünni olanlarının da içinde bulunduğu ve Ürdün, Katar ve Suudi Arabistan ile birlikte çeşitli biçimlerde doğrudan veya dolaylı olarak desteklenen İslami Cephe, Özgür Suriye Ordusu, Ahrar uş-Şam, Nusra Cephesi gibi yapıların bir yandan Suriye’ye bir yandan IŞİD’e karşı savaşmaları. İkincisi ise Kuzey Suriye’de PYD’nin etkinliğini kabul edip Amerikan tezlerine ikna olması.

Bu anlamda Bayırbucak Türkmenlerinin, Türkiye’nin Suriye’de kalan son ‘meşruiyet dayanağı’ veya tutanacak son dalı olduğunu söylemek abartılı olmaz. Zira, ortada gerek tarihsel gerekse etnik bağ nedeniyle uluslararası hukuk açısından ‘dinlenebilir’ bir argüman vardır.

Ayrıca, Bayırbucak Türkmenleri bugün Suriye’deki cihatçı çeteler arasında yer alan Suriyeliler içerisinde önemli bir toplama denk gelmektedir. Savaşın, dünyanın dört bir yanından getirilen paralı askerlerle yapılması mümkün olsa da, barış zamanında yerel halk olmadan olmayacaktır.

Bu bağlamda, Türkiye açısından Bayırbucak Türkmenleri Suriye’ye müdahale ve masada bir şeyler kazanmak için önemlidir.

Bayırbucak Türkmenleri yoksa Kürtler ‘kazanır’

Ama daha önemlisi Bayırbucak Türkmenleri kaybederse Türkiye, Suriye’de Kürtlere karşı yapabileceği hamlelerin sonuna gelmiş olacaktır.

Haftalardır, aslında yıllardır da denebilir, Türkiye’nin de dahil olduğu emperyalist blok Suriye’ye müdahaleyi tartışıyor. Ama sonuç olarak, bir türlü sahada bir hamle de gelemiyor. ABD’nin son dönemdeki tek etkili müdahalesi, cihatçı çetelere sağladığı tanksavar TOW füzeleri. Nitekim bu füzelerin Suriye Arap Ordusu’nun istediği hızda ilerleyememesinin temel nedeni olduğu da söyleniyor.

Öte yandan, sahada ilerleyen ise Kürtler. Suriye’de YPG’nin de içinde bulunduğu Suriye Demokrasi Güçleri (SDG) koalisyonu IŞİD’e karşı kazanırken, Irak’ta ise Peşmergeler ile PKK Şengal’i IŞİD’den kurtardı. ABD de sahadaki en başarılı unsur olarak Kürtleri desteklediğini her fırsatta söylüyor. Ancak bu desteğin yumuşak karnı PKK ve YPG.

Türkiye, PKK’nin öne çıkacağı her olasılığa karşı çıkıyor. Fırat’ı ‘kırmızı çizgi’ ilan eden Türkiye ABD’nin Kürt kartından vazgeçmesi için bastırıyor ancak ABD, Türkiye’nin Barzani ve Talabani ile geçmişteki ittifakını hatırlatarak ve SDG içerisindeki diğer Arap grupların desteklediğini ileri sürerek bu talepleri pek de ciddiye almadığını gösteriyor.

Öte yandan, Rusya’nın iki aya yaklaşan hava desteği önemli bir boşluğu dolduruyor. Bölgedeki tüm cihatçı unsurlara karşı etkili saldırılar düzenleyen Rusya karşısında emperyalist bloktaki kararsızlık ve yetersiz müdahalelerin en temel sonucu Rusya’nın meşruiyetinin artması. Burada HDP Van milletvekili Lezgin Botan’ın Kürtlerin yüzlerini Rusya’ya çevirdiği sözlerinin altının pek dolu olmadığı düşünülse de dillendirilmesinin dahi ABD’ye seçeneklerini göstermek açısından bir mesaj olduğu kabul edilebilir.

İşte tüm bu tablo içerisinde, Türkiye’nin en doğrudan kontrolü altında olacak tek alternatifi olan Bayırbucak Türkmenleri’nin çözülmesinin nelere mal olabileceği kendisini kolaylıkla belli ediyor. AKP’nin bir türlü son hamleyi yapamadığı ‘Çözüm Süreci’nin sağ oyların MHP’ye gidip gelmesi basıncını da burada not etmek gerekiyor.

Bu bağlamda, AKP’nin manevra alanının giderek daraldığı bir dönem açılıyor denebilir. Zira, IŞİD dışındaki çetelerin Türkiye sınırını ellerinden kaybettikleri ve daha içerideki bölgelerle bağlantının zayıfladığı bir tabloda, bu çetelerin hem Suriye hem de IŞİD ile birlikte mücadele etmesi hiç mümkün olmayacak. Kalan tek seçenek olan Kürtler de IŞİD ile mücadelenin meşruiyetiyle her geçen gün masada güçlenebilecekler.

Tüm bu nedenlerle, “sınırda iki köy ele geçirildi” haberlerinin bu kadar yüksek sesle dillendirilmesinin nedeni buradan kolaylıkla anlaşılabilir.

turkmenler-2AKP’nin işbirlikçiliği ve mezhepçiliği felaket getiriyor

Suriye’de bir Türkmen katliamı yaşanmıyor. Yaşananların ne olduğunu, en güzel Davutoğlu’nun 1,5 yıl kadar önce IŞİD’i meşrulaştırmak için NTV’de Oğuz Haksever ile yaptığı programda söylediği sözler anlatıyor. Davutoğlu o gün, “Telafer’de yaşanan sadece bir IŞİD-Türkmen çatışması değildir. Maalesef Sünni Türkmenlerle Şii Türkmenler arasında fitne tohumları ki bunda Maliki hükümetinin Şii Türkmenler üzerinden Sünni Türkmenleri baskı altına alması çabası da var, Şii Türkmenlerin radikalleşmesi çabası da var.” diyordu. Bu sözler, AKP’nin mezhepçiliğini, yaşanan bölünmeleri ve çatışmaların kaynağını açıklıyor.

Davutoğlu o programda sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Öylesine kaotik bir ortam var ki, koalisyonlar çok çabuk değişebiliyor. Daha büyük tehlikeler söz konusu olduğunda konjonktürel koalisyonlar doğabiliyor. Irak ve Suriye devletinin devlet aklının belli bir mezhebe, etnisiteye dayalı olmaktan çıkması asıl olan. IŞİD’e katılan kitlelerin ki Türkmenler ciddi çoğunluktadır içinde, Kürtler vardır, Sünni Araplar vardır, bunu bilmek lazım. Onların temel şeyi ilerleyen bir güç var burada daha önceki öfkeler, dışlanmalar, hakaretler bir anda geniş bir cephede geniş bir reaksiyon doğurdu.”

Bu sözler, Bayırbucak Türkmenleri’nin Suriye’deki rolünü apaçık ifade ediyor. Bu grupları, emperyalist planların piyonu haline getiren AKP işbirlikçiliği, bugün yenilme tehlikesini hissediyor. Buna karşı, katliam çığlıkları atılmasının belki de doğrudan müdahaleye imkan açacağını düşünüyor.

‘Paraleller’ kurtarabilir mi?

Türkiye’nin Rusya ile doğrudan karşı karşıya gelebileceği bir seçenek, NATO’yu da içine çekeceği için Türkiye’nin karar yetkisinin ötesinde yer alıyor. Bu yüzden Davutoğlu ancak “gerekli tedbirleri diplomatik anlamda alırız” diyebiliyor. Önlem diye tarif ettiği kararlar ise esas olarak bu tabloya müdahale etme imkanı veren hiçbir yön barındırmıyor.

Kürtlerle birlikte yeni bir politikanın üretilmesinde de ‘doğal’ engeller var. Ama bu durumun kendisi esas olarak, Türkiye’nin işbirlikçiliğinin tümden bir söz dinlemeye dönüşüyor olması ihtimalinde bir taşla iki kuş vurmak anlamına gelebilir. Zira, ABD, böylece Türkiye’de AKP iktidarının burnunu farklı bir yönden dilediği gibi sürtebileceği bir imkana kavuşabilir.

Davutoğlu, iç politika malzemesi olarak Türkmenlere giden tırları ifşa eden ‘paralelleri’ işaret etse de bu Türkiye’nin her geçen gün dayanakları çöken Suriye politikasının faturasından bu kadar kolay kurtulması mümkün değil. Son gelişmelerin sonuçları olarak, “soydaşlarını” terk etme ve “Kürtlere yol verme” gibi tartışmaları göğüsleyebilme imkanı sınırlı.

Son bir not olarak, bu tablonun AKP ile emperyalizm arasında bir açı oluşturması ihtimaline oynayacaklara bir erken cevap gerekiyor. AKP’nin Türkiye burjuvazisi ve emperyalizm açısından kazandırdıkları ve sırtına yüklediği yüklerde ilk kefenin hep ağır bastığını biliyoruz. Nitekim seçimlerden önce Merkel’in ziyareti, mülteci sorunu ve Avrupa Birliği’nin olumsuz ilerleme raporunu erteleyip önemsizleştirmesi bunun somut göstergeleriydi.

Görünen o ki, emperyalizm açısından bu son hamlelerin neticesinde Suriye’nin ve devamında Irak’ın bölünmüşlüğünün resmiyet kazanması ve bu arada Şii ‘direniş ekseni’nin tam kalbinde bir Sünni devleti kurulmasının imkanları ve Ortadoğu halklarının çekeceği daha pek çok acı olması tüm senaryolarda en güçlü seçenek olmayı sürdürecek.

Bu tablodan AKP’nin zaman zaman gösterdiği söz dinlemez tavrının artık esamesinin dahi okunmayacağı bir duruma geçiş daha olası görünüyor. Zira, Türkiye için bundan sonrası boyunu çok aşan sulara açılmak anlamına geliyor ve ‘Osmanlı’nın Hint Deniz Savaşları’ndan beri’ bunun başarılamadığı biliniyor.

Bayırbucak Türkmenleri’nin çözülmesi, Türkiye’nin Suriye politikasının iflası ve ağır faturanın kimin üzerine kalacağı merakla beklenen sorular.