Reklam
Kategoriler: Köşe Yazıları

Yazılarımız rüzgara çıkmalıdır!

Reklam

Ankara Katliamında yitirdiklerimize, adlarını yumruklarımıza yazdığımız o güzel insanlara…

Postacı filmi, Pablo Neruda’nın sürgün olarak gittiği bir adada geçer. Neruda’nın mektuplarını taşıyan Postacı Mario, Beatrice’e olan aşkını ifade edebilmek için Pablo Neruda’nın şiirlerinden yararlanır. Ama bir sorun vardır. Beatrice, şiirleri Mario’nun yazdığını düşünmektedir. Bu durumu öğrenen Neruda, Mario’ya çok sinirlenir. Mario ise en ufak bir suçluluk duymaz ve yaptığını savunur: Şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir…

Yazınsal üretimin bir yanı ile çok önemsendiği, bir yanıyla ise oldukça yaygınlaştığı ve değerinden zaman zaman çok şey yitirdiği koşullarda önem derecesini neye göre belirleyeceğiz?

Sosyal medya mesajları, blog yazarları, sayısız haber yorum analiz sitesi, hadi basılı yayınları da dışında tutmayalım çok satanları, özel takipçisi olan süreli yayınları..

Dünya tarihi boyunca yazının icadından bu yana yazmanın bu kadar erişilebilir olduğu başka bir dönem olmamıştır. Sözünü ettiğimiz değer yitimi biraz da bu sürecin sonuçlarındandır.Aslında çok da umutsuz olmamak lazım. Bu mecrada önemli eserler insanlığın yazılı tarihinin bir parçası mı olacak, yoksa herşey topyekün tarihin çöplüğüne mi gidecek zamanla göreceğiz.

Genel yazılı üretimi bir kenara bırakalım, solun bu alandaki seyrine biraz daha yakından bakalım. Ya da azıcık açalım, örgütlü siyasi hattın temsilcilerinden aydın duyarlılığı taşıyan tekil örneklere kadar geniş bir skalada bakalım…

Bu alana bakışımızda belirleyici olan edebi yaratıcılık değildir. Elbette böylesi ürünler çok daha çarpıcı, etkili ve yaygın okunur olabilir ama bu olsa olsa bir yan etken olabilir.

Diyalektik yöntemin ve bugün için artık marksist bakış açısının önemli bir kriter olduğunu ifade edebiliriz. Hatta aynı kriterler Marx’ın ve Engels’in eserlerinin kalıcılaşmasında neredeyse yegane sebeptir.

Bir diğer kriter ise yazıldığı dönemin ihtiyaçlarına karşılık verebilme, örgütlü kadroların işçi sınıfı ve toplumsal hareketlerle buluşabilmesine hizmet etmedir. Lenin’in son derece yalın bir şekilde ifade ettiği görüşlerini bugün ölümsüz kılan biraz da bu becerisi değil midir?

Yani yazı, yazana değil, ihtiyacı olana ait olabiliyorsa görevini yerine getirebilmiş demektir…

Pablo Neruda, şiirleri ihtiyacı olanlara ulaşabildiği, ihtiyacı olanların şiirlerini yazabildiği için büyük bir şairdir.

Nâzım’ın da böyle olmadığını kim iddia edebilir? Gerçek duyguları ve yaşanmışlıklarıbu kadar ahenkli bir şekilde ifade edebilme, sosyalizmin, komünistliğin ne kadar vazgeçilmez olduğunu hissettirebilmesi değil midir Nâzım’ı Nâzım yapan?

Hayatında hiçbir şeyi israf etmeyi sevmeyen Aziz Nesin’in eserlerinde de hiçbir zaman gereksiz teferruatların olmaması, hepimizin yaşadığı bildiği gerçekliği, hepimizin her gün birarada yaşadığı insanları son derece yalın bir şekilde yansıtabilmesi, gericiliğe karşı son derece başı dik duruşu ve bu sayede bu ülkenin aydınlanmacı insanlarının hislerine tercüman olması değil midir Aziz Nesin’i Aziz Nesin yapan?

Örnekler çoğaltılabilir ama sanıyorum ki kafidir.

Ne demiştik şiir yazana değil ihtiyacı olana aittir.

Yazı, yazana değil ihtiyacı olana ait olmalıdır. Eğer öyle olmazsa belki edebi değeri nedeniyle ait olduğu bir akımla anılabilir, belki taşlama kategorisinde üstün örnek olarak saklanabilir. Ama bunların hiçbiri sosyalist solun yazınsal üretimi için yeterli değildir.

Hani Nâzım’ın “Şarkılarımız”ı var ya öyle olmalıdır bizim yazılarımız. İşte Manifesto bu amaçla yola çıkmıştır, yolumuz açık olsun…

Şarkılarımız

varoşlarda sokaklara çıkmalıdır.

Şarkılarımız

evlerimizin önünde durmalı

camlara vurmalı

kapıların ellerini sıkmalıdır,

sıkmalıdır

acıtana kadar,

kapılar

bağlı kollarını açana kadar…

Biz anlamayız

tek ağzın türküsünü.

Her matem gecesi

her bayram günü,

şarkılarımız

bir gaz sandığını yere yıkarak

sandığın üstüne çıkarak

kocaman elleriyle tempo tutmalıdır.

Şarkılarımız

çam ormanlarında rüzgar gibi bize kendini

hep bir ağızdan okutmalıdır!!.

Şarkılarımız

ön safta en önde saldırmalıdır düşmana.

Bizden önce boyanmalıdır

şarkılarımızın yüzü kana..

Şarkılarımız

varoşlarda sokaklara çıkmalıdır!

Şarkılarımız

bir tek yüreğin

perdeleri inik

kapısı kilitli evinde oturamaz!.

Şarkılarımız

rüzgara çıkmalıdır…

Nâzım HİKMET

Bu haber en son değiştirildi 6 Eylül 2017 13:55 13:55

Reklam

Önceki Haberler

Tüm Emeklilerin Sendikası’ndan Kadıköy’de açlığa ve yoksulluğa karşı eylem

Tüm Emekliler Sendikası, İstanbul Kadıköy'de emeklilerin açlığa, yoksulluğa ve sefalete mahkum edilmesini protesto etti. Eyleme…

16 Mayıs 2026 02:23

BES-AR: Açlık sınırı 48 bin lirayı aştı, asgari ücret yine açlık sınırının altında

BES-AR’ın Mayıs 2026 verilerine göre açlık sınırı 48 bin 43 liraya, yoksulluk sınırı 117 bin…

15 Mayıs 2026 17:44

Yurttaşın ‘Çilingir sofrası’ paylaşımına soruşturma

Artvin’in Hopa ilçesinde yaşayan emekli Şükrü Mısırlıoğlu hakkında, sosyal medya paylaşımlarında “alkollü içki reklamı yaptığı”…

15 Mayıs 2026 16:58

Diyanet’ten dikkat çeken hutbe: Toplumun yapı taşı olan aile müessesesi zayıflatılmak istenmektedir

Bosch'un hayvan sevgisi temalı Anneler Günü reklamının kaldırılmasının ardından Diyanet dikkat çeken bir hutbe yayımladı.…

15 Mayıs 2026 16:54

TBMM’de stajyer öğrencilere istismar davasında istenen ceza belli oldu

TBMM'de stajyer kız öğrencilere cinsel istismar iddialarına ilişkin görülen davada savcı, 5 sanık hakkında 16…

15 Mayıs 2026 16:24

MHP’de bir il teşkilatı daha feshedildi

Daha önce İstanbul, Kütahya, Eskişehir, Kars, Çanakkale, Bilecik, Muğla, Bolu, Ardahan, Bingöl, Gaziantep ve Malatya…

15 Mayıs 2026 15:53
Reklam