“Kötülüğün Sıradanlığı”
Bu bir kitabın adıdır; geçmişte okuduğum ve oldukça etkilendiğim bir kitap. Uzunca denebilecek bir süreden beri aklımda yer eden ve farklı düşünceler içine girmeme neden olan bu kitabın yazarı Alman asıllı yazar, tarihçi ve filozof Hannah Arendt’tir. Önemli bir siyaset kuramcısı olarak bilinen Arendt, Yahudi asıllı idi ve 1930’lu yıllarda Almanya’daki Antisemitizmin yoğunlaşması nedeniyle baskılara maruz kaldı ve 1937 yılında Alman vatandaşlığından çıkarıldı. Fransa’ya gitti, ancak Fransa’nın Almanlar tarafından 1940 yılında işgali üzerine ABD’ye gitti, yerleşti ve 1950 yılında vatandaş oldu. 1960 yılında İsrail ajanları tarafından Arjantin’de yakalanarak İsrail’e getirilen Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargılamasını bir gazete adına izledi ve izlenimlerini önce gazetede yayınladı, sonrasında bunu bir kitap haline getirip bastırdı: Kötülüğün Sıradanlığı..!
Nazilerin Yahudi Departmanında uzun süre görev yapan Eichmann, yargılama sırasında kendisini savunmak için “Neden ben, o zamanlar herkes Yahudileri öldürüyordu” şeklinde beyanlarda bulunmuştu. Arendt, duruşmada savunmalarını ve tavırlarını izlediği Eichmann için şunları yazmıştı: “Fazlasıyla normal, ortalama, hatta basmakalıptı; sıradan bir devlet memuruydu. Dünyanın en sıra dışı cinayetlerinden sorumlu bu adam, bunları olabilecek en sıradan güdülerle, iyi bir vatandaş olma isteği, terfi etme gayreti, görev duygusu ve nezih toplum inancıyla işlemişti. Eichmann’da kötülük bir ihlal, bir yasa tanımazlık ya da bir kural dışılık değil, tersine daha baştan yasaya boyun eğmekti. Herkesi şaşırtan da buydu: şeytani bir zekayla falan değil, inanılmaz bir bayağılıkla konuşuyordu Eichmann. İdam edilmeden önceki son sözleri bile, yasaya uymanın verdiği kıvancı yansıtan klişelerle doluydu.” Arendt, “kriminal ilkelere göre örgütlenmiş bir toplumda bu bayağılığın dünyaya, insanın doğasında var olan tüm kötücül güdülerin toplamından daha büyük bir felaket getirdiğini” vurgulamıştır. Yargılama sonucu Eichmann, sayısı tam olarak bilinmeyen ve binlerce olduğu tahmin edilen Yahudilerin toplama kamplarına gönderilerek öldürülmelerinden sorumlu tutulmuş, ölüm cezası ile cezalandırılmış ve cezası infaz edilmiştir.
Kötülüğün Sıradanlığı kitabı, büyük suçların ve felaketlerin ille de canavar ruhlu, kötücül insanlar tarafından değil, yalnızca emirleri sorgulamadan kabul edip uygulayan, sıradan, kariyerine odaklanmış ve normal görüntülü devlet memurları tarafından gerçekleştirilebileceğini de aktarmaktadır. Öte yandan, kötülüğün derinliklerinde, nefret duygusu veya kötülük yapma hırsı değil, bireyin durup düşünmeden, eylemlerinin sonuçlarını tartışmadan ve sisteme körü körüne itaat etme yaklaşımının egemen olduğunu söylemek olasıdır. Kötülüğe savrulanlar, arkadaşımız, akrabamız, sevdiğimiz, benimsediğimiz kişiler olabileceği gibi, her durumda yasaları, kuralları, emir ve talimatları eleştirel bir tavırla sorgulamayan her düzeydeki sorumlu ve yetkili kamu görevlileri de olabilir. Sadece emirlere uyduğunu söyleyen görevli, kendi mantık ve vicdanını dışlamakta, sorumluluğunu göz ardı ederek bireylerin mağduriyetine neden olmaktadır. Sıradan birey ya da görevli böylelikle bir aparata dönüşmekte, emir ve talimatları yerine getirmenin kendi görevi ve itaat etmesinin yeterli olduğunu, bunları tartışmasının gerekmediğini düşünerek kötülüğe yol vermiş olmaktadır. Çoğunlukla Nazi rejimi gibi totaliter/otoriter, faşizan rejimlerde sıklıkla görülen bu uygulamalar, demokratik düzenlerde bile görülebilmektedir.
Sıradan denebilecek kötülükler çok ve çeşitlidir. En basitinden, görevinin gereklerini yerine getirmeyen veya kötüye kullanarak kendine ya da başkasına çıkar sağlayan kamu görevlileri en başta akla gelendir. Bunların en alt düzeyden en üst düzeye kadar olanlarını teşhis etmek gayet kolay olabilir. Ülkemizde sıklıkla rastlandığı üzere, özellikle rakip olma potansiyeli bulunan siyasi kişilik ve örgütleri, siyasi iktidarın emir ve talimatlarına uyarak tasfiye etmek ya da toplum nezdinde küçük düşürmek için üzerlerine suç ve iftira atmak, çeşitli biçimlerde aşağılamak ve suçluluk izlenimleri yaratmak suretiyle muhalefet partileri ile siyasi kişileri sistem dışına itmek yaygın bir yöntemdir. Uygulanan yöntemler, genellikle vicdan ve ahlak dışı olmakla birlikte kötülük olarak nitelendirilebilecek her türlü davranıştır. İlgili kişi veya örgütün, devlet ve iktidar düşmanı, toplumun aleyhine çalışan ve iktidarı meşru olmayan yollarla devirmek amacında olduğu ileri sürülerek kriminalize edilmesi sonrasında, bu kişiler ve örgütlere polisiye operasyonlar yapılarak etkisizleştirilmeleri sağlanmış olur. Bu arada, evrensel hukukun en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi sürekli olarak ihlal edilir, ama kimsenin umurunda olmaz. Devlete egemen olan siyasi zihniyet ve iktidar, tüm bunları olumlu, yararlı ve gerekli bulur ve bu doğrultuda propaganda yaparak kötücüllüğü destekler. Yani, bunlar için bir Eichmann’a gereksinim yoktur ve dürüst, ahlaklı ve saygıdeğer bir görüntü veren bir iktidar ve siyasiler yeterlidir.
Kötülük için yalnızca ve öncelikle siyaset adamlarına gereksinim olduğunu düşünmemek doğru olur. Sıradan ve sade yurttaşlar da genellikle bu konuda ellerinden geleni artlarına koymazlar. Aile bireylerine kötü davranan, eşini, çocuklarını döven, söven ve ne yazık ki öldürmeye kadar götüren davranışlar sergileyen kişiler ülkemizde fazlasıyla rastlanan tiplemelerdir. Kadın cinayetlerini pervasızca denecek şekilde gerçekleştirenler çoğunlukla bu kapsamdadır. Kişisel çıkarları için başkalarını her şekilde sömürenler, aldatanlar, zor duruma düşürenleri de unutmamak gerek. “Muhbir vatandaş” tavrı ile, gerçekliğini ya da doğruluğunu bilmediği her türlü suçu, hatta suç oluşturmayan eylemleri, devlete, Cumhurbaşkanı’na, hatta yeterli bulmayarak bakanlara, Genelkurmay Başkanı’na ihbar edenler başka bir türü oluşturmaktadır. Çoğunlukla kişisel tatmine ve düşmanlığa dayalı olarak, gerçek dışı ve iftira niteliğinde suçlamada bulunanlar, salt küçük düşürmek kastı ile gerçek olmayan olayları gerçekmiş gibi aktaranlar da bu kapsamda sayılmalıdır. Kendini milliyetçi, vatansever olarak niteleyip farklı siyasi anlayış ya da düşünceleri savunanları vatan haini ilan edenler de başka bir cinstir. Siyasi iktidarın işlem ve eylemlerinin toplum ve ülkenin geleceği için zararlı olduğunu düşünen ve bu düşüncelerini farklı şekillerde aktaranlar da, kötülüğün hedefi olan bir kitledir. Fanatizmden uzak, barışçıl, özürlü ve engelli bireyleri sahiplenen, etnik yapısı, inanç ve cinsel tercihleri farklı kesimleri hedef alıp düşmanlaştıran, hatta aklı sıra dinsel gerekçelerle imha etmeye bile kalkışan başka bir tür kötülük de iyice serpilmiş ve saldırganlığını her fırsatta gösterir hale gelmiştir. İnsan sevgisinden yoksun, sürekli şiddet eğilimli ve toplumda her anlayıştaki insanların yaşam hakkı olduğunu bilmeyen, anlamayan ve anlamak istemeyen kitle, gittikçe güçlenmekte ve baskın bir duruma gelmektedir. Bu, toplumun ve ülkenin geleceği adına ciddi bir tehlike oluşturmaktadır. Ülkemiz tarihsel geçmişinde, ne yazık ki, faşist bir damar hep var olagelmiş, üstelik buna yakın geçmişten bu yana bir de “dinci” damar eklenmiştir. Bunların birlikte ve işbirliği içinde uyguladıkları politikaların uygulayıcısı konumundaki siyasi iktidar gittikçe baskıcı bir tavra yönelmiş ve toplumsal huzuru bozucu, gerici-faşizan uygulamaları eğitimden sağlığa, yargıdan savunmaya, ekonomiden kültüre, neredeyse her alanda gerçekleştirmek yoluna girmiştir.
Kadın cinayetlerini olağanlaştıran ve önlemek için hemen hiçbir şey yapmayan iktidar çevreleri, çarpık bir ahlak anlayışını meşrulaştırarak topluma empoze etmeye çalışmaktadır. Amaçlanan, kendilerinin din, siyaset, ahlak ve kültürel uygulamalarının egemen kılınması, bireyler arasında farklı düşünen, davranan, demokratik değer ve kurumları savunan, geleceğe umutla bakan kesimlerin etkisiz hale getirilmesidir. Böylelikle, kafalarının içindeki saplantılı düzeni oluşturmalarının yolu açılacaktır. Kötülüğün nihai hedefi budur.
Yaşadığımız dünya ve ülkemizde kapitalist düzenin egemenliği varoluşunu sürdürdüğü için, bu düzenin en fazla tercih edeceği insan tipi, bireyci, kişisel çıkarının peşine düşmüş, insani değerlerden yoksun, toplumsal değerleri umursamayan, faşizan ve dinci (dürüst ve içten dindarlığın ötesinde!), emek ve emekçi düşmanı, fanatik ve saldırgan, kısaca her anlamda kötücül bir insan yapısıdır. Bunun, toplumsal, siyasal ve kültürel nedenleri olduğu gibi, bireysel-kişisel nedenlerinin de söz konusu olduğu dikkate alınmalıdır. Kötülüğün sıradan bireylerin sıradan davranışlarının eseri olduğu kadar, toplumsal-siyasal gerekçeleri olduğunu her zaman gözetmek ve her durumda buna karşı durmak, tepki vermek ve siyaseten gerekeni yapmak bir zorunluluktur.
TBMM Genel Kurulunda görüşülecek "çerçeve yasa" teklifi öncesinde Yeniden Refah Partisi'nin kararı netleşti. Fatih Erbakan,…
Yeni Parti’de oylama öncesi görüş ayrılıkları yaşanırken kulislerde parti grubunun oylamada serbest bırakılabileceği belirtiliyor
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'dan 'çerçeve yasa'nın oylaması öncesinde yaptığı açıklamada yasanın "ülkemize ve…
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı “Casperlar ve Çirkinler” suç örgütü iddianamesinde çarpıcı detaylar ortaya çıktı. İddianameye…
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin “umut hakkı” çıkışının iktidar kulislerinde rahatsızlık yarattığını öne sürüldü. AKP'li…
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın eski hukuk danışmanı Prof. Dr. İzzet Özgenç, 12 maddelik çerçeve yasa için…